Kur’an Ve Tarihsel Okuma

Kur’an Ve Tarihsel Okuma

Kur’an, miladi 610 yılında insanlara hidayeti göstermek için, Allah elçisi Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla 23 yıl boyunca peyderpey insanlara ulaştırılan son ilahi kitabın adıdır. Kur’an’ın müteşekkilinde bazı tarihsel olaylar olmasına rağmen Kur’an, bazı tarihsel olaylardan müteşekkil

Kur’an Ve Tarihsel Okuma

 

Kur’an, miladi 610 yılında insanlara hidayeti göstermek için, Allah elçisi Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla 23 yıl boyunca peyderpey insanlara ulaştırılan son ilahi kitabın adıdır. Kur’an’ın müteşekkilinde bazı tarihsel olaylar olmasına rağmen Kur’an, bazı tarihsel olaylardan müteşekkil olmasının yanında, bazen Allah elçisine sorulan sorulara cevaplar verildiği gibi, bazen de hiçbir sual olmadan vuku bulan olayların ardından ayetler inzal oluyordu. Muhammed aleyhisselamdan önceki Allah elçilerinin, kavimlerinin veya insanların hayatlarının geçtiği tarihi olaylardan bahsediyor olması onun tarihselliğine değil, iman edenlerin motivasyonunun artırılması istemine ilişkindir; sizler bu yolda yürüyen ilkler değilsiniz, sizden önceki toplumların başına gelenler sizin başınıza da gelebilir , onlar şöyle veya böyle davrandılar ve sizin de bu yolda razı olunanlardan olmanız için “her türlü misali verdik” diyerek anlatmasıdır. İslam aleminde uzun bir zamandır “Kur’an tarihseldir” diyerek Kur’an’daki bazı hükümlerin indiği dönemsel şartlarla sınırlı olduğu bugün ise bu emir ve hükümlerin geçerliliğinin olmadığı, ahlaki kuralların dışındakiler dönemseldir, dolayısıyla evrensellik taşımamaktadır diye iddia edilmektedir. Kur’an üzerinden bu yorumlamayı ilk yapan Hindistanlı Seyyid Ahmet Han (1817-1898) ile başlamış bu modernist ve aynı zamanda tarihselci tavır bir takım farklılıklara ve başkalaşımlara rağmen bir çizgi olarak varlığını devam ettirmiştir. Bunu Mısır’da Ali Abdurrazık, Taha Hüseyin, Emin el-Hilti, Muhammed Ahmed Halefullah ve Nasr Hamid Ebu Zeyd ve Fazlur Rahman gibi şahsiyetler zikredilebilir.

Tarihselci bakış açısının Türkiye’de en fazla ses getireni Fazlur Rahman’ın (1919-1988) görüşleri olmuştur. 1990’lı yıllardan itibaren kitaplarının Türkçeye çevrilmesiyle gündemleşti (İslam isimli kitabının dışındaki diğer altı, yedi kitaplarının tamamı Ankara Okulu yayınları tarafından çevrilmiştir) ve o günden bugüne Modernite karşısında kendilerini ifade etmekte zorlanan ( modernist Müslümanların) fikri ezilmişlikle savunmacı bir ruh hali psikosuyla sarıldıkları cansimidi haline dönüştür. Fazlur Rahman’a göre: ‘Modernizm İslam tarihine Şerefli bir sayfa eklemiştir.’ 1

Kur’an, Allah’ın tarih içerisinde cereyan eden durumlara Muhammed (as)’a ‘ Bir “Başka” varlık şu veya bu şekilde Kur’anı “imla” ettirmiştir.’2

Yani Kur’an Muhammed (as) ‘zihniy’ vasıtasıyla verdiği cevaplardır. ‘Kur’an hem tamamıyla Allah Kelamı’dır, hem de olağan anlamıyla Muhammed’in kelamıdır.’3

Vahyin indiği dönemdeki ahlaki ve toplumsal durumlara ve özellikle o zamanında ticaretle uğraşan 7. Yüzyıl Arap toplumunun sorunlarına gönderilen ilahi bir cevaptır. Kur’an’ın inişi ve İslam toplumunun teşekkülü, tarihin bir döneminde sosyo-kültürel ve ekonomik olayların gelişimi karşısında oluşmuştur. Yani Kur’an bu duruma bir cevaptır ve genellikle somut tarihi olaylar içerisinde karşılaşılan belli sorunlara cevap teşkil eden ahlaki, dini ve toplumsal açıklamaları içermektedir.4

Kur’an’ın ahlak bildirimleri dışındaki hükümleri genellikle tarihsel kabul eden Fazlur Rahman, ahlaki denilebilecek değerlerin tamamı, tarih-üstü, yani aşkın bir varlığa sahiptirler. Bunların tarih içinde Kur’an’a yeniden dönüşle mümkün olabileceğini savunur. Diğer yandan geleneği ve ıslahatçı (Cemalettin Afgani) çizgi(sini) yi eleştirmede/sorgulamada başarılı olmuşsa da 5 Modernizm karşısında aynı başarıyı gösterememiştir. Moderniteye getirdiği söylenen eleştiriler, eleştiriden çok moderniteyi ıslah girişimine benziyor.6 Batı’nın aşağılayıcı tepeden bakan tavrı karşısında zilleti kabul etmiş çareyi onunla uzlaşmada bulmuştur bir zillet hali yaşayarak özür dileyici tavra girmiş ve sonuçta çareyi ona teslimolmakta, yani onunla uzlaşmakta bulmuştur. Bu zaviyeden Kur’an’ı anlama ve yorumlama ister istemez Batı’nın değer yargılarıyla olacaktır. Bu yorumlamanın kökeni antik Yunan’a kadar gider Hermenötikdiye adlandırılan bu okuma biçimi; Batı dünyasında metnin yorumu bilgisi anlamında hermenötiğin iki kaynağı vardır: İlki İskenderiye’deki Antik Yunan retorikçilerinin metin araştırmaları diğeri de Helenistik kültürle çağdaş olan Kitab-ı Mukaddes’in Kilise Babalarına ve Yahudi Midraşik yorum geleneğidir.7 Gadamer’a göre hermenötiğin “yorumlama sanatı” gibi klâsik tanımlarını kabul etmekle birlikte onu en temelde “uzlaşma sanatı” olarak tanımlar.

Tarihselcilik veya tarihsellik kavramları başlangıcından itibaren bizim dışımızda Batı’nın aydınlanmacı fikrinin alt yapısında oluşan ve gelişen bir kavramdır. Bununla bütün bir anlayışı mahküm etmek için söylemiyoruz, bir kavramın oluşumunda onu meydana getiren saikler vardır. Dolayısıyla onun doğduğu zaman diliminde; olgular, olaylar ve şartlardan ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu bağlamda ‘Avrupa tarihi bütünüyle , temelde düşüncenin merkezine tanrıyı koyanlarla, insanı ve aklını koyanların çatışmasının bir tarihi diye değerlendirmenin, aşırı bir genelleme olmayacağı kanısındayız’8

Bu kavram öncelikle Hıristiyanlık diniyle ilgili araştırmalarda kullanılmıştır. Batı’da tanrı/din denildiği zaman ilk önce Hıristiyanlık ( kilise) akla gelir. Dolasıyla islamın vahiy anlayışıyla, Hıristiyanlığın vahiy anlayışı çok farklıdır. İsa (as) vahyin kendisi olunca, insan üstü bir varlık olmuştur. Mevcut İncillerin orijinalinin (İbranice) olmayışı ve bir çok kişiye göre yazılmış İncillerin olması ve bunların birbirleriyle farklılık arzetmesi ve bu farklılığın bir nebze olsun ortadan kaldırılması amacıyla İmparator Kostantin tarafından miladi 325 İznik konsilinde Matta, Markos, Luka, Yuhanna olmak üzere dörde indirgenmiştir. 9

O günden sonra da tanrı/din, kilisenin tekeline girmiş, yaptığı şeylerin hiç birinin ‘hikmetinden sual olunmamış’. İncili anlama ve yorumlamayı sadece kilise yapabilirdi. Bu kapalılık kilisenin zaten doğmatik olan yapısının daha da artmasına sebebiyet vermiştir. Kilise öğretisine karşı çıkanlara çok acımasız davranmış; Engizisyonlar, aforozlarla insanları adeta canından bezdirmiştir. Bu 16. yüzyıla gelene kadar devam etmiştir. Reform hareketleriyle birlikte kilisenin de etkisi kırılmaya başlamış ve kilisenin elinden İncil’i yorumlama yetkisi alınmış. Aklı ön planda tutan aydınlanmacı düşünce kilisenin dokunulmazlarını (tanrı, İncil, kilise…) tartışmaya, hatta reddeder duruma gelmiştir. Toplumların kendi dillerine Latinceden tercüme edilen İncil okunmaya başlanmış, bir çok sorunla karşılaşılınca İsa burada ne demek iste(miş)di gibi yorumlara gidilince bunu en doğru anlamanın yolu İsa’nın yaşadığı döneme gitmekle ancak çözümleyeceklerini ileri sürmüşler. Kutsana kutsana ilahlaştırılan İsa’nın kişiliğini yere indirmek ve anlamak o kadar kolay bir şey olmasa gerek. Efsaneler ve mitolojiler arasında gerçekçi bir kişilik yakalamak kolay değildir.10 ‘

Bahse konu olan tarihsel okuma girişimi ilk defa Richard Simon tarafından dillendirilmiş. 17. Ve 18. yüzyıllar akılcı ve tarihselci-tenkitçi metotların geliştirilmesi sürecine şâhit olmuştur. Salome Semler tarafından geliştirilen tarihselci-tenkitçi hermenötik (yorum bilim) programı kutsal metinlere ve dogmaya karşı yeni bir bakışı ortaya koyuyordu. Bu, gerçekten de Protestan teolojide yeni bir dönemin başlamasına yol açtı. Semler ilk defa Kitab-ı Mukaddese bir dinler tarihçisi ve tenkitçi bir tarih araştırmacısı gözüyle bakıyordu. Semler’e göre tefsir ilmi belli doktrinleri doğrulama aracı olmaktan çıkarılmalı ve artık metnin tenkitçi bir gözle okunmasına başlanılmalıydı. Semler, bunun için iki hermenötik kural geliştirmiştir: Bunlardan birincisi, tefsircinin kendisi ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki tarihsel mesafenin farkında olması gereğidir. İkincisi ise, Kitab-ı Mukaddes tefsirinin, metin tefsirinin evrensel ilkelerine uyularak yapılmasıdır. Semler’e göre kutsal metinler Allah kelâmı değildir. Sonuç olarak Semler’in çabası, akılcı ve tenkitçi bir tefsir metodu ve bilimsel bir teoloji ortaya koymak olmuştur’.11

16.yüzyıldan itibaren modernite ve reformla Batı dünyası düşünce ve pratikde çok büyük ve sarsıcı dönüşümler geçirmiştir. Bu dönüşümün en bariz ve ayırdedici özelliklerinden biri ve belki de en önemlisi: Aydınlanma hareketi ile birlikte pekişen ve bütün bir zihin dünyasını etkisi altına alan sekülerleşme olgusudur. Burada kutsala ve ilahi olana ilişkin bir değişim ve hatta bir devrim yaşanmış, merkezinde Allah’ın yer aldığı bir dünya görüşü ve hayat tarzı, yerini insanın merkezinde olduğu bir tasavvura bırakmıştır. Bu bir anlamıyla doğrunun, iyinin ve güzelin, vahyin ve ilahi olanın tasarrufundan çıkartılarak beşerin, yani insan aklının tasarrufuna verilmesi olayıdır. Batı’nın bu büyük dönüşümü onun doğaya bakışında olduğu gibi, tarihe bakışında da önemli ölçüde etkili olmuştur. İşte onun, bütün boyutlarını kapsayacak düzeyde tarihe ilişkin gerçekleştirdiği bu bakış tarzı tarihselciliğin de temelini oluşturmaktadır.12

Tarihselcilerin İslam hakkında dillendirme tarzları daha çok oryantalistlerin söylemlerine benzemektedir. Bu söylemin meydana getirdiği algı sonucunda, modern taleplerin dayanağı haline gelmiştir. Tarihsel okuma biçiminde Kur’an insan ürünü bir metin seviyesine indirgenmekte, metnin anlamı ve onu anlamaya yardımcı olan esbabı nüzul bu güne taşınmadan tarihte bırakılarak ayetin kastının anlamının alınmaması bunu felsefik bir tartışma haline dönüştürülerek, sanki toplumun böyle bir talebi varmış gibi Kur’an’ın ahkamının değişmesini isteme ile karşı karşıya kalınmıştır. Tarihselci okuma biçiminin nerede duracağı, nelerin sabitelerden oluştuğu, ikmal edilen kitabın ne anlama geldiği, Allah resulünün yanlışının vahiyle düzeltildiği, kendileri yanlış yaparsa nasıl düzeltilecekleri, ibadetlerin hangi formata bürüneceği gibi konularda net olmayışı ve en önemlisi de bir metotlarının olmayışı bir çok sorunları beraberinde getirmektedir.

Kur’an’ı tarihselci yaklaşımla okumaya çalışanların ortaya sürdükleri konuların bazıları şunlardır; muamelât, ukubat, Allah resulünün şahsı ile ilgili konular, sebebi nüzul ve ahkam ayetlerinin bazıları.Kur’an, Allah tarafından indirilmiş ve O’nun tarafından korunmaya alınmış,13

İslam dininin temel kaynağıdır. Bu dinin içerisinde; itikat, ibadet, muamelat ve ukubat bir bütünlük arz eder. Bunlardan birini yerinden oynatmaya kalktığınızda domino etkisiyle diğerlerini de etkileyecek, dokunulan şey zaman ve yere göre tarihselleşecektir. Dine parçacı (tikel) yaklaşımın herhangi bir sınırı yoktur. ‘Tarihselcilik tümeli tikele, geneli özele, bütünü parçaya, ilkeyi konjonktüre ve mutlak’ı izafi olana bağlı kılar, onlarla sınırlandırır. Mantıki sonuçlarına götürdüğümüzde, bu yaklaşım ilahi olanı beşeri olana, evrensel ve edebi olanı tarihsele ve kültüre bağlar.’14

Kur’an İslam toplumunda uygulansın diye inmiş bir kitaptır. İçerisinde emir, nehiy ve tavsiyeleri barındırmaktadır. Şuan itibariyle Kur’an’ın hakim olduğu bir toplumun olmayışı birçok hükmünün uygulanamayacağı anlamına gelmektedir. Hüküm bildiren ayetleri uygulayabilmeniz için kendi başınıza müstakil devlet olmalısınız ki uygulayabilesiniz. (Devlet olmadan devlet gibi davranmak da ayrı bir handikaptır) Devlet demek; kendi iç hukukunda yapıp ettiklerinden dolayı bir başkasına hesap vermeyendir. Hüküm bildiren ayetleri tarihselcilerin söylemiyle ‘hadi uygulayın bakalım’ demek ‘absürt’ bir söylemdir. Çünkü ortamı ve şartları oluşmayan hiçbir şeyin uygulanması mümkün değildir. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.

Rahmetli Seyyid Kutub’un tesbitiyle: ‘cahiliye toplumunda’ yaşıyoruz. Yine ona göre bir toplumu cahili yapan dört ana unsur vardır. 1. Zannü’l cahiliye,15 2. Hükmü’l cahiliye,16 3. Teberrucü’l cahiliye,17 4. Hamiyyetü’l cahiliye.18 Şuan itibariyle yaşadığımız toplum bu unsurların tamamını barındırmaktadır. Laik Demokratik (cahili) toplumda yaşıyor oluşumuz hüküm bildiren ayetlerin tarihselciliğine değil bizzat onun uygulama alanını oluşturamayan İslam toplumunun acziyetinin sonucudur. Tarihselci söylem sahiplerinin hiçbirinin İslam devleti diye bir talepleri zaten yoktur. Kur’an ayetlerini konjonktüre göre eğip bükme vardır. Bu eğip bükme genel olarak İslam toplumunun bir hastalığıdır; öcelikle kendimize bir çerçeve oluşturuyoruz! daha sonra da bu çerçeve içerisine girmeyen her ne var ise onu eğip bükerek onun içerisine girdirmeye çalışıyoruz, oluşturduğumuz çerçeveye girmeyenleri ya atıyoruz, saklıyoruz ya da törpülüyoruz. Seküler toplumdan Allah’ın istediği vahiy ile inşa edilmiş bir toplumu oluşturmadan, Kur’an’ın kendi bağlamsal bütünlüğü içerisinde ele alınmadan çağa göre yorumlanmasında ve anlaşılmasında bir çok şeyin açıkta kalacağı kesindir. İslam her dönem ve şartlarda insanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek kapasitede bir sistemdir. Yeter ki onun temel esaslarına riayet edilsin. Tarihselcilerin iddialarından biri de İslam ümmetinin ayağa kalkmasını savlamalarıdır. İslam ümmetinin ayağa kalkması Batı değer yargılarıyla İslam’ı yorumlamak olacak şey değildir; her sistem kendi değerlerinden yol ve yöntem üretir, bunu üretmekten aciz olan sistemler kendi yöntemleri olmadığından başkalarının yöntemlerini ödünç alırlar. Aziz İslam bundan münezzehtir ona eklektik yaklaşmak hem onu hem de yaklaşanı ifsat eder.

Sonuç olarak şunlar söylenebilir; her toplumun temel ilkelerinden neşet eden bilgi edinme sistemi vardır. Batı kaynaklı modernis okumalarla hangi sisteme yaklaşırsanız yaklaşın sonuç Batı’nın istediği gibi olacaktır. Çünkü bu yaklaşım temelinde ilahi olanla beşeri olanın karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olacak ve ilahi olan beşer düzlemine indirgenecektir. Bu mahzurdan dolayı tarihselciliği meşru görmek mümkün değildir. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. O’nun hükümlerini zamanın bir dönemine hapsetmek gelecek konusunda öngörüsü olmadığını söylemeye gelir ki; Allah zamana mahkum edilemez, zaman Allah’ın mahkumu ve mahlukudur O bütün zamanların üstesinden gelen vahyi indirmiştir. Kur’an’ın, tarihin belirli bir zaman diliminde Arapça konuşan bir kavme inmiş olması onun diğer zamanlar için bazı hükümlerinin geçersiz olacağını savunmak akla ve ilme uygun bir iddia değildir. Beşeri hukuk yapıcıları bile bir kanunun geçerliliğini en uzun zaman dilimine göre düşünerek yaparlar.

Kitap ile hayat arasında nasıl bir bağ kurulmalı? Kitap sabittir, hayat ise yaşanılandır; yaşanılan şey canlıdır devini halindedir. Kitap nasdır, hayat ise olgudur, (nas Batı’da ki anlamıyla doğma değildir). Nas; metin-mana-maksat dan oluşan bir dizilimi vardır. Bu gözönünde bulundurulmadığı zaman Kur’an’la hayat bağını kurmanız mümkün değildir. “Siz de onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bununla Allah´ın düşmanı, sizin düşmanınız ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah´ın bildiği diğerlerini korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız, size ödenir ve siz asla zulme uğratılmazsınız.”19 Bu, ayetin manasıdır bunun bir de orijinal Arapça metni vardır, bu ayetin bir de maksadı vardır. Bu ayetin maksadını birazcık aklı olan birine sorsak bile bize vereceği cevap bellidir “Düşmanlarınıza karşı güç hazırlayın” Yani bugünün savaşı ne ile oluyorsa; atların yerini onlar almaktadır; tank, top, uçak vs gibi. Tarihsel diye iddia edilen ne kadar ayet var ise bu bağlamda değerlendirildiği zaman ayetlerin bugüne de yarına da söyleyeceği çok sözü vardır. Fıkh’i terimle söylersek illetin değişmesiyle hüküm de değişebilir, sadece zamanın değişmesi hükmün değişmesinin sebebi olamaz. Tarihselcilik bunun çok ötesinde bir şey söylüyor; ‘bunu biz yapmalıyız’ diyor. Tarihselcileri şöyle bir soru sorsak ne derler acaba; siz bir konuda hüküm verirken hata yaptığınızda Allah’ın kastı sizin vardığınız sonuç değilse sizi kim düzeltecek. Resuller Allah’ın muradı dışında bir şey yaptıklarında Allah onları düzeltiyor, size vahiy gelmediğine göre sizi kim düzeltecek, Allah dinini eksik mi bırakmış? Yine tarihsel diye gündeme getirdikleri miras ayetlerinin sibakın da “ Bunlar Allah’ın sınırlarıdır” dedikten sonra “ Kim de Allah’a ve O’nun elçisine karşı gelir, O’nun sınırlarını aşarsa, Allah onu sürekli kalacağı ateşe sokar. O’nun için alçaltıcı bir azap vardır.”20 bunlar açıkça ahkam bildiren ayetlerin arkasından gelen ayetler zaman ve mekan gözetmeksizin umumi olduğunu hatırlatmak isteriz bu tehdit bu sınırlara çiğnemeye kalkanlaradır. Ayrıca bu tür ayetler içtihat edilemeyecek ayetlerdi. Çünkü ‘mevrid-i nasda içtihada mesağ yoktur’ Kur’an, Allah resulünden günümüze değişikliğe uğramadan orjinal haliyle gelen sabit bir kitap ve metni bakidir. Kur’an’da tarihselcilik olmadığı gibi tarihsel sıralama da önemli değil, önemli olan anlatımın kendisidir. Vesselam.

1- Fazlur Rahman, İslam kitabı s. 37 (Selçuk yayınları. Çev; Mehmet Aydın, Mehmet Dağ)

2- Aynı eser s. 42

3- Aynı eser s.43

4- Fazlur Rahman. Ana Konularıyla Kur’an s.78,79 (Ankara Okulu Yayınları. Çev. Doç. Dr.Alparslan Açıkgenç)

5- Fazlur Rahman, İslam (Klasik İslami Modernizm, bölümü)

6- Aynı eserin Modernizm bölümleri

7- Vikipedi ansiklopedi

8- Dr. Şefket Kotan Kur’an ve Tarihselcilik s 125. (Beyan yayınları)

9- Prof. Dr. Şaban Kuzgun. Dört İncil Farklılıkları ve Çelişkileri s 156 (Ertem Matbaa LTD.ŞTİ. Ankara)

10- M. Said Şimşek Günümüz Tefsir Problemleri, s. 257(Kitap Dünyası, Konya)

11- Mehmet, Paçacı. “Kur’an ve Ben Ne Kadar Tarihseliz”, İslâmî Araştırmalar Dergisi, Cilt: 9, S. 2, Ank., 1996, s. 120.

12- Prof. Dr. Mehmet Soysaldı. Kur’an’ın Tarihselliği

13- Hicr suresi 9.ayet

14- Ali Bulaç, “Kur’an, Tarih ve Tarihsellik”, Yeni Ümit dergisi, Ekim-Kasım-Aralık, 2002, sayı: 58.

15- Al-i İmran suresi 154. Ayet

16- Maide suresi 49-50. Ayetler

17- Ahzap suresi 33. Ayet

18- Fetih suresi 25,26. Ayetler (Yoldaki İşaretler)

19- Enfal Suresi 60. Ayet

20- Nisa Suresi 12, 13, 14. Ayetler

 

muhammed celil

iktibas

Google+ WhatsApp