Kur’an Alimlerin Değil Âlemlerin Kitabıdır

Kur’an Alimlerin Değil Âlemlerin Kitabıdır

Âlemlerin rabbi olan Allah rahmetinin ve ilahlığının gereği olarak dünyaya gönderdiği insanoğluna Cebrail isimli melek aracılığı ile son elçisi olan Muhammed as. Onun şahsında kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlığa gönderdiği son kitap olan yüce Kuran ile

Kur’an Alimlerin Değil Âlemlerin Kitabıdır

 

 

Âlemlerin rabbi olan Allah rahmetinin ve ilahlığının gereği olarak dünyaya gönderdiği insanoğluna Cebrail isimli melek aracılığı ile son elçisi olan Muhammed as. Onun şahsında kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlığa gönderdiği son kitap olan yüce Kuran ile etkili ve doğru iletişim kurmak isteyenlere istemeleri halinde her türlü iletişim yollarını açık tutarak gönderdiği son mesajın özel ve belirli bir sınıfı ırkı, zümreyi ve aynı zamanda belirli bir zaman dilimi ile sınırlamadığını zira kapsam alanının herkesi çekim alanına alabilecek güce sahip olduğunu çok açık ve anlaşılır bir dil ile ifade etmiştir.

Bu yazıda âlim kime denir? Âlemler nedir ne kadar âlem vardır? Böyle bir konuya girmenin yazımızın konusu olmadığını hatırlatarak esas konumuza dönmenin daha iyi olacağını belirterek konumuza dönelim.

Kuran’ı anlama, anlatma ve yaşama sorumluluğunu hiç kimse kesinlikle başkasına yükleyemez havale edemez şayet böyle bir inanış ve davranış içerisine girer ise Allah ona bu dünyada şan ve şerefini vermez ve bu kişi ahirette de hesabı zor verenlerden olur.

Son ilahi mesaj olan Kuran’ı kerim kesinlikle ama kesinlikle birilerinin anlamakta veya anlamlandırmakta öncelikli veya ayrıcalıklı bir başka zümrenin daha az öncelikli olduğu bir kitap olmayıp aklı başında ve sağlıklı düşüne bilen önyargılardan uzak aklını kiraya vermeyen ve insanlığını kaybetmemiş herkesin biraz ilgi biraz gayret göstermesiyle anlayıp başkalarına da anlata bileceği ve göndericisi olan Allah tarafından kolaylaştırılan bir kitaptır: “Yemin olsun ki düşünüp öğüt almanız için Kuran’ı kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan var mı?” (Kamer-17-22-32-40) Allah bu konuda herkese düşüne bileceği kadar akıl ve imkân vermiştir.

Zaman zaman veya aralıklarla bazı kimselerin Hristiyanlıkta veya başka dinlerde ruhbanlık vardır dediklerine benim şahit olduğum gibi mutlaka sizlerde şahit olmuşunuzdur. Zira bunu dillendiren insanlar ruhbanlıkla Hristiyan din adamlarını veya başka dinlerin görevlilerini kast ettiklerini ifade ederler. Ancak ruhban ve ruhbanlığın ne anlama geldiği üzerinde hemen hemen hiç kafa yormazlar.

Şunu hemen belirtmeliyim ki  Allah’ın gönderdiği son din olan  İslam’ı son mesaj olan yüce Kuran ve onun hayata en güzel uygulayıcısı olan Muhammed as.ı ölçü olarak anlamayan veya anlatmayan kurum kuruluş veya kişilerde bu son dinin ruhbanlarıdır.

Konunun daha iyi anlaşılması için günümüzden bir örnek vererek yazımıza devam edelim. Kişilerin doğuştan veya sonradan kazandıkları bir takım hakları vardır ki bunlar kimse tarafından engellenemez. Bunlardan birisi hiçbir ferdin eğitim ve öğretim görmesi bir hakdır ve hiçbir şekilde engellenemez. Bu durum ferdin okuma ve yazmayı öğrenmesi ile başlar kişi bundan sonra hangi kitabı veya eseri okur bundan sonrası artık o şahıs ile ilgilidir. Ona şu eseri oku veya okuya massın anlarsın veya anlaya massın demek karşınızdaki insanın aklı ile alay etmek veya onun aklını yok saymak anlamlarına gelmektedir. Yeter ki okuyucu kendi dilinden yazılmış ve dil problemi olmayan eserleri okusun. Hiç bir yazılı eser için bir ön şart belirlenmez iken: Allah’ın bütün bir insanlık için gönderdiği Kuran için Allah’ın bile koymadığı şartları koyan bu insanlar ruhbanlık yapmıyorlar da ya ne yapıyorlar.

Zira kitabı gönderen Yüce Allah kitabına yaklaşım ve iletişim kurmak isteyenlere sadece: “ Kuran okuyacağın zaman kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığın” ( Nahl-98) buyurarak kitabı anlamak isteyen ve bu konuda samimi olan herkesin işini kolaylaştırmıştır. Bende diyorum ki: Kuran ile iletişim kurmak ona dokunmak bütün bir insanlık için bir haktır ve kesinlikle engellenemez.

Birileri ne alaka canım bu iki olay birbirinden farklı konulardır diye bilirler. Ancak  mesele bir eserin okunması ve anlaşılması ise herhangi bir fark yoktur. Ne yazık ki bu gün Kuran ile iletişim kurup onu anlamak isteyenlerin önleri tarihin her döneminde siyasi iktidarın her türlü nimetlerinden istifade edip faydalanan ve kendilerine âlim! Denilen zevat tarafından kesilmektedir. Bunlar Allah ve resulü tarafından bile konmayan bir takım şartları kendileri oluşturarak kuranın anlaşılmasına mani olmaktadırlar. Bunların bu davranışları ile Allah ve resulünün önüne geçtiklerini bir kez daha hatırlatır ve hesabını kolay verenlerden olamayacaklarını belirtmek isteriz.

Kuran insanların yazdıkları kitaplardan daha açık ve anlaşılır olarak âlemlerin rabbi olan Allah tarafından indirilmiştir. Kuran kendi kendisini açıklayan bir kitap olduğu gibi ayrıca da bizler gibi birer insan olan elçilere gönderilmek suretiyle onların şahsında bütün bir insanlık için gönderilen bir kitaptır. Zira bütün elçiler kendilerine gönderilen vahyin yürüyen canlı örnekleridir.

Anlaşılmasında hiçbir problemin olmadığı ayan beyan ortada olan Kuranın başına bunlar niye geldi? Cevabımız belli ki birileri kuranın anlaşılıp hayata tatbik edilmesinden kendi geleceklerinin tehlike ye girmesinden veya bu gün itibariyle elde ettikleri dünyalıklarını kaybetmekten korkmaktadırlar.  Bu zavallılar ahirette neleri kaybedeceklerini keşke bilmiş olsalardı.

Kuranı anlama noktasında kendilerini etkin ve yetkin bir otorite olarak gören bu insanlar Kuranı bir öğrenci, bir öğretmen, bir esnaf, bir işçi ve benzeri kardeşlerimiz tarafından okunacak ve anlaşılacak bir kitap değildir onu anlamak için bir fırın ekmek yemek ve şu kadar ilim öğrenmek gerekir demek suretiyle işi yokuşa sürmektedirler.

Allah’a hamt olsun onların kuranı anlayamazsınız dediği kardeşlerimizin kendilerine din diye anlatılan bir konuda hocam! Okuduğunuz ayet değil  bir hadis demeleri belli ki bu kişilerin psikolojilerini bozup uykularını kaçırmaktadır. Zira bu kardeşlerimizin konuştuğu mevzuların konuları bir takım hikâyelerden değil bizzat yüce kuranın ayetlerinden oluşmamaktadır.

Haliyle buda : “Bu insanlara doğrudan Kuran okuyun demeyin zira biz âlimler! kuranı okuruz sonrada anladıklarımızı onlara anlatırız diyen” sözde âlim ancak ruhbanlar sınıfını belli ki ciddi anlamda rahatsız etmektedir. Oysa kuran kendisinin alimlerin değil bütün bir alemin kitabı olduğunu daha ilk suresinde şöyle dile getirmektedir:  “Hamt , sena ,övgü ve teşekkür alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Ona hamt olsun.”(Fatiha-2) Bu ayet bile tek başına Allah’ın özel bir sınıfın veya zümrenin rabbi olmayıp onun bütün bir âlemin rabbi olduğunu ispatlamaktadır. Yine başka bir ayette bu kuranın kim tarafından kimlere indirildiği şöyle açıklanmaktadır: “Bu kitap âlemlerin rabbi olan Allah tarafından indirilmiştir” (Vakıa-80) Bir başka ayeti de örnek vererek konumuzun anlaşılmasına yardımcı olalım: “O kuran bir şairin sözü değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! O kuran âlemlerin rabbi tarafından indirilmiştir.” (Hakka*42-43)

Kuran’ın bütün bir insanlığın kitabı olduğu ve kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlığın bu kitaptan hesaba çekileceği hususu da bu kitabın herkesi ilgilendirdiği ve anlaşıla bilir olduğunun da başka bir delilidir: “Şüphesiz bu kuran, sana ve kavmine bir öğüt ve şereftir. İleride ondan hesaba çekileceksiniz.” (Zuhruf-44)

Allah bu ayetinde bütün insanlığı bu kitaptan hesaba çekeceğini bildirmiştir. Hesaba çekecek olanda neyden hesaba çekileceğimiz de bellidir. Hiç kimse kimsenin kanaat ve anlayışından hesaba çekilmeyecektir. Zira bir başkasının görüş ve anlayışları bir başkasının dini olamaz veya olmamalıdır.  Kuran çok özel bir kitaptır. Bunda şüphe yoktur. Ancak sadece özel insanların anlaya bileceği bir kitap değildir. Allah’ın bir hidayet rehberi, nur, ışık, ve yol gösterici olarak indirdiği bu kitap kişilerin dilemesi ve istemesi halinde anlaya bileceği bir seviyeye indirilmiştir. Aksini iddia etmek hem kurana hem de onu gönderen Allah’a açıkça iftiradır.

Günümüzün en başta gelen problemlerinden birisi ya da en önceliklisi belki kurana yaklaşım veya onunla doğru bir iletişim kurma sorunu iken esas sorunun kuran ayetlerinin yaşanılan toplum, cemiyet hayatında yer bulamaması veya bulundurulmaması. Halkı Müslüman olan coğrafyada bu gün kuran okunuyor ve hemen hemen bir takım ayetlerin ne manaya geldiği birileri tarafından ne anlama geldikleri de bilinmektedir. Ancak ne yazık ki içerisinde yaşadıkları yönetim biçimleri olan demokratik, sekuler, kapitalist ve krallıklar bu ayetlerin hayatlarında, ticaretlerinde, siyasetlerinde, hukuklarında yer edip uygulanmasına kesinlikle müsaade etmemektedirler bundan dolayı da bu ayetler sosyal hayatlarında hiçbir varlık gösterememektedir.

Zira bu insanların birçoğunun kurana bakışı şaşı ve kördür. Onlara göre din işleri ayrı devlet işleri ayrı devlet dini istediği gibi kullanıp karışır iken dinin devlete, devlet işlerine karışmasına asla ve kesinlikle müsaade edilmez. Ancak devlet olup gücü elinde bulunduranlar dini kendi çıkarları doğrultusunda istedikleri gibi kullana bilirler. Çünkü dinin sahibi Allah sadece göklerin Allah’ı yeryüzünün ilahları ise gücü ve otoriteyi ellerinde bulunduranlardır.

Bu yetki paylaşımı ve taksim hem adil değil hem de haksız bir taksimdir. Bir Müslüman olarak bu paylaşımı onaylamıyoruz ve kabulde etmiyoruz. Namazlarımız da huzuruna divan durduğumuz Allah’ın sadece namazlarımızda değil sosyal hayatımızın tamamında da söz ve yetki sahibi olmasını istiyoruz. Aksi halde: “ Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” Bakara-85) Dünya hayatında yaşadığımız şu rezil ve aşağılık durumumuzda gösteriyor ki Allah kullarının bütün hallerinden haberdardır. Gelin bu kötü gidişata Kuran ile mücadele ederek kendimize yeni bir yol çizelim. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

 

osman coşkun

iktibas dergisi

Google+ WhatsApp