“Kültür ve Direniş” IV

“Kültür ve Direniş” IV


Aydınların genel sorunu bağlı bulundukları çevrelere sadakatleri. Hakikat arayıcıları değil de ilişkiler bağlamında yerini, konumun ve çıkarını koruma düşüncesi. Bu genel bir durum ne yazık ki.

 

Sahih ve hakiki aydınlar hiçbir koşulda yanlışlıklara, haksızlıklara, adaletsizliklere, zulme, baskıya boyun eğmeden gücü oranında direnirler, direnmeleri gerekir.

 

İnsanlık üzerinde genel bir kuşatma ve baskı var. Korku ve çıkar çatışmaları arasında kalışları. Genelde tercihler çıkara dönük. Korku da buna eklenince tam anlamıyla bir bunalım başlıyor. Aydınların kimi zaman böyle durumlarda huzursuzdurlar, susmayı ve kabuklarına çekilmeyi tercih ediyorlar.

 

Mücadele etmenin türlü yolları var. Bunların en etkilisi kültür, sanat ve düşünce eksenli olanı. Söz ve kimi eylemler uçucu. Yazıya dayalı olanı kalıcı. Yazıya dönüşen her metin bir biçimde yerini ve karşılığını bulur. İyilik ve güzellik tohumları ister istemez kendi ruhuna uygun yeşerir, dirilir.

 

Edward Said’i ve eserini konu edindiğimiz şu günlerde, bir başına emperyalizmin en koyu olduğu bir merkezde nasıl direndiği ve çabaladığı görülür. Hıristiyan bir aileden olmasına karşın, doğup büyüdüğü Filistin’in ve halkının, Müslümanların haklarını savunuyor. Tam anlamıyla saygın bir aydın aynı zamanda sahih bir insan.

 

Hakikatler içinde hakikatin var olması her insana güç kazandırır.

 

Edward Said sorunların kökenini irdeliyor. Müslümanların haklarını savunuyor. Bu, aynı zamanda insanlığın haklarını savunmadır. “İslâmiyet hakkında kaba genellemelerde bulunmak çok kolay. Tek yapman gereken, Hew Republic’in hemen her sayısını okumak ve İslâmiyet’in nasıl radikal kötülükle ilişkilendirildiği ve Arapların nasıl ahlaksız bir kültüre sahip olduğu fikrini görürsünüz. (…) İslâm ve Arap dünyasında, Batı’nın ve Batılı ülkelerde yaşayanların -burada genelleme yapmamak gerekiyor- çoğunluğu itibariyle, Müslüman’ı ya da Arap’ı nasıl gördükleriyle ilgili kayda değer bir gaflet var. (…) Şu ana kadar İslâm söz konusu olduğunda, Araplar söz konusu olduğunda kültürler arası diyalog eksikliği var. Bütün bunlarda İsrail büyük rol oynuyor. İnsanlar şunu hissediyor ve bunu kendi deneyimlerinden biliyorum, eğer Arap dünyasıyla ilgili konuşursanız, eğer bir Arap yazarı Amerika’ya getirmeye çalışırsanız, hemen, ‘Niçin bir denge kurulmadı? Neden İsrailli bir yazar getirmediniz?’ diye feryatlar duymaya başlarsınız. Veya bir şekilde Arap kültürü ve Arap medeniyetinden bahsederseniz, her nasılsa İsrail karşıtı olursunuz. (…) Yüksek öğrenimin rolü hakkında bir şeyler eklemek istiyorum. Ortadoğu dilleri departmanına sahip olan Columbia Üniversitesi’ne bakarsan eğer, düzenli olarak Kur’an dersleri açmadığımızı görürsün. İslamiyet’i anlamak için Kur’an’ı çalışmak şart. (…) Ne yazık ki bu, İslam’da, İncil’lerin Hıristiyanlıkta veya Tevrat’ın Musevilikte oynadığı rolden çok daha önemli bir rol oynayan ana metnin kendisine bakmak yerine, Batılı akademisyenlerin İslâm hakkındaki açıklamalarına ve kitap özetlerine baktığınız İslam’la ilgili çalışmalarda geçerli olan durum.” (s. 138) Bu kadar geniş alıntıda bulunmamızın nedeni, Edward Said’in çabasını görmemiz için. Çünkü kendi ifadesiyle İslâm ve Müslümanlar aleyhine yoğun bir kültürel çaba var. Bunların çoğunun doğrudan sağlıklı bilgiye sahip olmadıklarını görüyor. Uzun süredir sosyolojik çalışmaların emperyalizm için toplanan malzemeler olduğu düşüncemizi teyit ediyor. Bir ara Saadet Partisi’nde ilde bulunduğumuz sırada kültür ve düşünce bağlamında üniversitelerden gelen akademi adaylarından biri gidiyor biri geliyordu. Bizimle kimi değerlendirmelerde bulunuluyordu. Sürekli sorular soruyorlardı. Bunların hangi üniversitelerden geldiği tahmin edilebilir. Konuyla ilgili Şerif Mardin ekolü ve Hakan Yavuz’dan söz etmiştik. Kültür ve düşünce bombardımanı Müslümanlar üzerinde yoğunlaşıyor. Müslümanlar bunun farkına varmıyorlarsa derin bir gaflet uykusundadırlar demektir.

Google+ WhatsApp