Kudüs’ün İslam Açısından Önemi ve Tarih Sahnesine Çıkışı

Kudüs’ün İslam Açısından Önemi ve Tarih Sahnesine Çıkışı

Konuyu İbrahim (as) dan itibaren ele alacak olursak; Harran’da meskun Nemrut Krallığından yola çıkan İbrahim (as), Mısır’dan Filistin’e daha sonra da Mekke’ ye kadar uzanan bir hayat serüveni vardır.

İbrahim (as)’ın bir ailesi Mekke de diğer ise Filistin’de idi.  Mekke’de Hacer validemiz ve oğlu İsmail; Filistin de ise Sare validemiz ile oğlu İshak (as) vardı. Daha sonra oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi inşa edip (Bakara 2/127), İnsanları hacca çağırmıştır. (Hac 22/27 )  Yaşadığı yıllar kesin olmamakla birlikte MÖ 2000 li yıllar olarak tahmin edilmektedir. Bu günkü Filistin topraklarında / Kenan diyarında yaşamış, Kudüs yakınlarındaki El Halil kentinde metfun olduğu ifade edilmektedir.

İbrahim(as) dan sonra Suriye, Mısır ve Filistin üçgeninde İshak, Yakub, Yusuf (as) ile bu damar devam etmiştir. Mısır da Musa ve Harun (as) ‘ın yaşadığı tarih dilimi ise yaklaşık MÖ 1000 li yıllar olarak tahmin edilmektedir. Musa ve Firavun mücadelesinin sonunda İsrail oğulları Musa (as) ile birlikte Mısır dan çıkarak Rabbinin izniyle Tur vadisine yerleşmişlerdi. İsrail oğulları burada Allah Teâlâ’nın konukları olarak bulutla gölgelendirilmiş, kayadan akıtılan 12 pınardan sularını temin etmişlerdi. Bıldırcın eti ve kudret helvasıyla da doyurulmuşlardı. İsrail oğulları bunlarla yetinmeyip; toprağın yetiştirdiği her türlü yiyecekten istemişlerdir. (Bakara 2/61)

Bunun üzerine Musa (as) da onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin. Eğer dönerseniz hüsrana uğrayanlardan olursunuz.” (Maide 5/21)

“Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.” (Maide 5/22)

“Allah’tan korkan ve Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle dedi: «Onların üzerlerine kapıdan girin. Oradan girerseniz muhakkak galip gelirsiniz. Eğer layıkıyla inanıyorsanız yalnız Allah’a dayanın.”(Maide 5/23)

“Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız» dediler.” (Maide 5/24)

“Musa: «Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır» dedi.” (Maide 5/25)

“Allah Musa’ya şöyle dedi: «Kırk sene o mukaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. O fasık kavim için üzülme!».(Maide 5/26)

Bu olaydan sonra İsrail oğulları Uzun yıllar çöllerde başıboş dolaştıktan sonra akılları başlarına gelince şöyle demeye başlamışlardı:

“Musa’dan sonra, Benî İsrail’den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir Nebiye: «Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım» demişlerdi. Nebi ise; «Ya size savaş yazılır da savaşmazsanız?» dedi. «Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda neden savaşmayalım?» dediler. Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir.(Bakara 2/246)

“Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût’u size hükümdar olarak gönderdi, dedi. Bunun üzerine yine itiraz ederek: Biz, hükümdarlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur dediler? Nebi: «Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir» dedi.”

“Nebi onlara: Onun hükümdarlığının alâmeti, Tabut’un size gelmesidir. Meleklerin taşıdığı o Tabut’un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükûnet, Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bazı hatıralar vardır. Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir ibret vardır dedi.”

“Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince; sudan kana kana içenler: “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur” dediler. (Sudan içmeden veya bir avuçtan fazla içmeyenlerden karşıya geçenler)  Allah’ın huzuruna varacaklarına inananlar: “Nice az sayıda bir birlik Allah’ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir” dediler.

“Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Yüreğimizi sabırla doldur; bize direnme gücü ver; kâfir kavme karşı bize yardım et” dediler.

“Sonunda Allah’ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût’u öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.” (Bakara 2/246-251)

Vahyin izini takip ettiğimizde İslami anlamda anlam kazanan Kudüs’ün bu olayla tarih sahnesine çıktığını görüyoruz.

Böylece Davud (as) Kudüs’ü JEBUSİT’lerden / Kral Calut’tan aldı. İdare merkezini buraya taşıdı. Bu şehri İnanç merkezi olarak ilan etti. Burada Davud (as)’ın yaptırmış olduğu bir mescidden bahsedilmese de, biliyoruz ki onlar da namaz kılmakla emrolunmuşlardı. Bu nedenle bir Allah elçisinin bulunduğu yerde Mescid yaptırmamış olması düşünülemez. İhtişamlı olmasa da en azından Medine mescidi gibi ihtiyacı görecek bir mescidin olması kadar tabii bir şey olamaz. Yaklaşık MÖ 1000 li yıllar olarak tahmin edilmektedir.  Bundan sonra Oğlu Süleyman (as) Allah Adına Meşhur Mescidi/ Süleyman Mabedini burada yaptırmıştır. Bu Mescid Kâbe’den sonra yeryüzünde varlığı bilinen ikinci Mescid’dir. Bundan sonra burası Yahudiler için vazgeçilmez bir inanç merkezi / hacc merkezi olarak kabul edilmiştir. Davud ve Süleyman (as)dönemi Yahudilerin altın çağı olmuştur.

Bunun ardından İsrail oğullarının haktan uzaklaşıp azgınlaşmaları Aşırı derecede kibre kapılmaları nedeniyle bizzat Kur’an’ın beyanıyla iki kez hezimete uğrayacakları bildirilmiştir:

“Biz, Kitap’ta İsrail oğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.

“Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi.”

“Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.”

“Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid’e (Süleyman Mâbedi’ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).

“Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de (sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz. Biz, cehennemi kâfirler için bir kuşatma yeri kıldık.” (İsra 17/4-8) buyrulmaktadır.

Bu İlahi yasaya, hem İsrail oğullarını hem de tüm Âdemoğullarını ilgilendirmektedir. Bunun diğer adı sünnetullahtır ki, kıyamete kadar tüm toplumlara uygulanacak bir yasadır. Toplumların birinin diğeri ile bertaraf edilmesinin altında yatan esas gerekçe de budur.

İsrail oğulları bu tarihi hadiseyi iki kez yaşamışlardır. Birincisi İkinci Babil Kralı NEBUKADNEZAR tarafından MÖ 597 ve 586 tarihlerinde KUDÜS şehri iki kez işgal edilmiş ve ileri gelenleri Babil’e götürülmüştür. Yine bunların eliyle Meşhur Süleyman Mabedi de yıkılmıştır.

Daha sonra Şehri Persler ele geçirince Babil sürgününü kaldırmışlar ve Mabedin de yeniden yapılmasına musade etmişlerdir.

MS 63 tarihine kadar Kudüs Romalıların denetiminde kalmış. Ancak bu defa da İsrail oğulları Romalılar ile savaşa başlamışlardır. Savaş Ms.66 da İsraillilerin mağlubiyeti ile bitince; bu defa da Mabedi Romalılar yıkmışlar.

Daha sonra bu şehir Bizanslıların eline geçimiş ve yaklaşık 600 yıl Bizanslıların elinde kalmıştır. Bu dönemde Hz. İsa’nın burada gelmiş olması ve Roma’nın ve Bizans’ın bir dönem sonra İsa (as) ‘ın dinini kabul etmiş olmaları, Kudüs’ün Harem bölgesindeki Hz. İsa’nın çarmıha gerilerek öldürüldüğünü sembolize eden ÖLÜM KİLİSESİ nin burada inşa edilmiş olması, şehrin simgesi olan Süleyman Mabedinin de yeniden inşasına zemin hazırlamıştır.

Burada ki 144 dönümlük bir alan, harem bölge olarak kabul edilmiştir. Yahudilere, Hıristiyanlara ve Müslümanlara ait olan mabetlerin hepsi bu harem bölgenin içindedir.

Hz. Ömer döneminde Suriye’yi fetheden İslam orduları Filistin’e ulaşınca; 637 tarihinde Kudüs İslam’a ve Müslümanlara teslim olmuştur. Ms. 1095 yılına kadar da Müslümanların denetiminde kalmıştır

1095 de Papa ikinci URBAN’ın emriyle başlatılan HAÇLI seferleri sonucu Hıristiyan kontrolüne geçen KUDÜS 1244 yılına kadar da Hıristiyanların denetiminde kalmıştır.

1244 yılında Selahaddini Eyyubî, haçlıları yenerek KUDÜS’Ü Haçlılardan temizleyip, İslam’ın kollarına teslim etmiştir.

1517 de Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sonunda Kudüs, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bundan sonra da 400 yıl Kudüs Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır.

1917 de Osmanlı Devleti birinci dünya savaşını kaybedince, bu bölge İngilizlerin eline geçmişti. Milletler Cemiyeti tarafından KUDÜS İngilizlerin denetimine bırakılmıştı.

İkinci Dünya Savaşının sonucunda Birleşik Krallığın Filistin Mandası yıkılınca,  BM. Nazi’lerin Yahudilere uyguladığı “soy kırım” dan kurtulanlara bir yurt olması için Filistin topraklarının bölünmesine karar verdi. Bu olay 1948 de filen İsrail devletinin kurulmasının ilanı olmuştur.

Bunun üzerine Ürdün İsrail’e savaş açarak KUDÜS’ün bir bölümünü işgal etti. 1967 Arap İsrail savaşına kadar KUDÜS Ürdün İsrail arasında bölünmüş bir kent olarak kaldı.

1967 de İsrail; Mısır, Ürdün ve Suriye ile altı gün savaşlarına girdi ve ne hikmetse(!) bu küçücük devlet üç devlete karşı büyük bir başarı sağladı. Bu savaşın sonunda İsrail Mısırdan, Suriye’den ve Ürdün’den alınması planlanan yerleri aldı. Bu olay İsrail’in meşruiyetini sağlamak için İsrail’i kuran iradenin hazırladığı bir tezgâh olduğu anlaşılıyordu…

1980 yılında İsrail parlamentosu tarafından Kudüs, İsrail’in ebedi başkenti olarak ilan edildi. Ancak hiçbir devlet bunu onaylamamıştı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ve Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınacağını açıklamasının ardından, İslam İşbirliği Teşkilatı Türkiye’nin ev sahipliğinde olağanüstü toplandı. İİT Olağanüstü Zirvesi’ne 49 ülkeden katılım oldu. Bu toplantıdan tarihi bir karar çıktı. İİT nin kararına göre; Doğu Kudüs Filistin’in başkenti olarak tanındı. Ancak bu kararın uygulanması noktasında iş yine etkin iradenin anlayış ve merhametine kalmış oldu.

            Kudüs’ün İslam Açısından Önemi:

Arapça El Kuds, İbranice Yeruşalayim/ Darusselam/(Barış şehri) olarak adlandırılan Kudüs, dünyanın en eski kentlerinden birisi.

Tarih boyunca, birçok kutsal kabul edilen yapıya ev sahipliği yapmasından dolayı çok sayıda savaşa sahne olmuştur.

Tarihi boyunca Kudüs, 2 defa yok edilmiş, 23 defa işgal edilmiş, 52 defa saldırıya uğramış ve 44 defa ele geçirilip tekrar kurtarılmıştır.

Eski KUDÜS dört ana bölümden oluşur. Bunlar Müslüman, Yahudi, Hıristiyan ve Ermeni mahalleleridir. Eski Kent’in etrafı ise kalın, taş duvarlarla çevrilidir.

Müslümanlar için en kutsal yerlerden biri kabul edilen “Mescidi Aksa” (En Uzak Mescid) ve Kubbet’üs Sahra’nın bulunduğu Harem-üş-Şerif, Doğu Kudüs’te yer almaktadır.

Yahudiler için Mescidi Aksanın hemen altında yer alan ve Süleyman (as) döneminde yapılan mabede ait olduğuna inanılan Ağlama Duvarı yer alıyor. Yahudiler burayı inançlarının en kutsal mekânı olarak kabul etmektedirler.

Hıristiyanlar ise Kudüs’te bulunan Kutsal Kabir Kilisesi’nde İsa (as)’ın çarmıha gerildiğine ve kabrine konulduğuna inanıyorlar.

Kudüs’ün statüsü, İsrail-Filistin çatışmasının da en merkezi sorunlarından birini oluşturuyor.

İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda o zamana kadar Ürdün’ün kontrolü altında bulunan Doğu Kudüs’ü işgal etti. O tarihten bu yana da İsrail işgali altında bulunuyor.

İsrail, 1980 yılında kabul ettiği kanunla Kudüs’ü “bölünmez başkenti” ilan etti. Ayrıca aynı kanunla kentte yaşayan Araplara vatandaşlık verildi.

Bugüne kadar Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan hiçbir devlet olmadı. Bu anlamda, Trump’ın kararı da bir ilk olma özelliği taşıyor.

Filistinliler de Doğu Kudüs’ü ileride kurulacak Filistin devletinin başkenti olarak görüyor.

Üç semavi dinin de Kudüs’te kutsal kabul ettiği mekânlarının bulunması, kentin tarih boyunca uluslararası öneme sahip olmasına yol açmaktadır.

İsrail devletine ait meclis, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve bakanlıklar gibi resmi kurumlar Kudüs’te yer alıyor.

Ancak İsrail’in Kudüs üzerindeki başkent ilanı uluslararası alanda tanınmıyor. Bu nedenle İsrail büyükelçiliğini Kudüs’te tutan hiçbir ülke bulunmuyor.

Türkiye, Kudüs’te diplomatik temsilciliği olan az sayıda ülkeden biri

Türkiye’nin de İsrail Büyükelçiliği Tel Aviv’de bulunuyor. Türkiye’nin Filistin yönetimi ile ilişkilerini sürdürmek amacıyla Kudüs’te başkonsolosluğu bulunuyor. Kudüs Başkonsolosluğu’nda Türkiye büyükelçi düzeyinde temsil ediliyor.

İsrail Kudüs’ü işgal ettikten sonra Kudüs’te 10 yerde yerleşim birimi kurmuştur. Doğu Kudüs’ü işgal etmesinden bu yana kentteki Yahudi nüfus da önemli bir artış olmuştur.1967’den bu yana İsrail buraya yaklaşık 200 bin civarında Yahudi nüfusunu yerleştirmiştir.

Uluslararası hukuk Yahudi yerleşimlerini yasadışı kabul etmesine rağmen İsrail bunu hiç gale almıyor.

Bu gün Kudüs’te yaklaşık 850 bin kişi yaşıyor. Nüfusun yüzde 37’sini Araplar, yüzde 61’ini de Yahudiler oluşturuyor. Yüzde ikisi de Hristiyan.

İslam ve Müslümanlar açısından Kudüs’ün önemi nedir denildiğinde verilecek cevabımız bu durumu ortaya koyacaktır:

Bu coğrafya İbrahim, Musa, Harun, … Davud, Süleyman, Zekeriyya, Yahya  ve İsa (as)’ların yaşadığı ve üzerinde metfun bulunduğu yerlerdir. Bu nebiler bizim akidemizin bir parçasıdır:

“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında «İnandık» derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.” (Ali İmran 3/119)

Allah Teâlâ müminlerin özelliklerinden bahsederken:

“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. «Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır» derler.” (Bakara 2/285)

Bu nedenle bizim için Allah elçilerinin tümünün getirmiş olduğu din İslam’dır. Onun ismini insanlar değiştirerek farklı isimler verirken, ismi gibi ilke ve hükümlerini de değiştirmişlerdir. Bizim onun aslının hak olduğuna iman etmemiz Müslüman olmamızın ön şartıdır.(Bakara 2/4)

Ayrıca Rabbimiz tarafından “etrafını mübarek kıldığımız” buyurduğu bir mescidin bulunduğu bir mekândır:

“Kulu Muhammed’i geceleyin, Mescidi Haram’dan kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla işitir, hakkıyla görür.”(İsra 17/1)

Bu Mescid üzerinde yapılan yanıltıcı iddialara rağmen Muhammed (as) Medine’ye hicretinden sonra namazlarında Kudüs’e yönelmesi ve Medine mescidinin kıblesini o istikamete yaptırmış olması bütün iddiaları boşa çıkarmaktadır. Bu olaya işaret eden kıble ayetleri olayı tescillemektedir:

“(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, Ehli kitap, onun Rabbinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.” (Bakara 2/144 )

“İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resul’ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin yöneldiğin yeri (Kâbe’yi) biz ancak Peygamber’e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.” (Bakara 2/143)

“Yemin olsun ki (Ey Muhammed!)sen Ehli kitaba her türlü ayeti (mucizeyi) getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun.” (Bakara 2/145)

Ayrıca uzun yıllar bunca Allah elçisini bağrında barındırıp vahye şahitlik etmiş bu topraklar, tevhidi düşünceye sahip olan her Müslüman’ın gönlü bağladığı bir mekândır. Tevhidin sancağını bu diyarlarda yükselten Davud ve Süleyman (as)’ın ayak basıp Mescid yaptığı bir beldedir. Millet olarak dört yüz yıl vatanımızın bir parçası olarak hizmet verdiğimiz yurdumuzdur. Bu gün orada bulunup mekânın hadimi olan din kardeşlerimize yapılan zulüm ve haksızlık, Müslümanlara ağır gelmektedir. Osmanlının son yıllarından itibaren İngiliz emperyalizminin bölgeye olan ilgisi sonucu; Yahudi toplumu Dini bir gerekçeyle “Arzı Mevud” (Vaad edilmiş topraklar) diyerek Müslüman dünyasının bağrına bir hançer gibi saplanmıştır.

20.Yüz yıldan itibaren TheodorHerzl ve Yahudi asıllı Selanikli Osmanlı vatandaşı  avukat ve siyasetçi. Jön

Türkler’in tanınmış üyelerinden olan Emanuel Karasu (ya da Emanuel Karaso’nun gayretleri,  İngiliz emperyalizminin de yardımı ile İslam coğrafyasının ortasına emperyalizmin ön karakolu olarak yerleştirilmişti

İkinci dünya savaşından sonra İngilizlerin yerini ABD alınca İsrail, ABD’ nin 51. Eyaleti olarak muamele görmeye başlamıştır. Son karar ise, ABD iç muhalefetini kırma konusunda, Yahudi lobisini yanına almak için yapılmış bir jest olmaktan başka bir anlamı yoktur. Bölgenin sinir uçlarına dokunarak tepkisini ölçmek, Yahudi lobisini ve İsrail yandaşlarının desteğini yanına almak için yapılmıştır.

Müslümanlar olarak bu gibi olaylara karşı yapılması gereken şey, daha temelden, uzun souklu ve sonuca götürücü tedbirlerdir. Bu konuda Rabbimizin şu ayeti hatırlanmalıdır:

“İnkâr edenler (Allah’tan) yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) aciz bırakamazlar.”

“Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihad için atlar hazırlayın ki, onlarla hem Allah’ın düşmanlarını, hem de kendi düşmanlarınızı, ayrıca Allah’ın bilip de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız onun karşılığı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal 8/59)

Bu ayeti minberden okuyan Allah elçisi şu açıklamayı yapmıştır: “Dikkat adin; Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.”

Bu gün kuvveti oluşturan iki şey vardır. Birincisi insan ikincisi de o insanın zaman ve zeminine uygun gücü oluşturacak İlim, bilim ve teknolojidir. Hamasi duygularla bir yere varılmayacağı hepimizce malumdur. Bu nedenle bu gün yapılması gereken onların anlayacağı türden güç ve bu gücü oluşturacak inançlı, eğitimli, kendi değerlerine bağlı insan yetiştirmektir. Unutmayalım ki gücü hazırlayacakta gücü kullanacakta insandır. Köylüsünden kentlisine, eğitimcisinden zanaatkârına, bilim adamından siyasetçisine kadar muhtaç olduğumuz kuvvet budur. Bunun için kolları sıvayıp yola koyulmalıyız…  Bu başarıyı yakaladığınız zaman düşmanlarınızın munis birer dost olduğunu göreceksiniz

hüseyin bülbül

iktibas

Google+ WhatsApp