Kudüs, İslam coğrafyasının kalbidir

Kudüs, İslam coğrafyasının kalbidir


Kudüs sadece taştan, topraktan müteşekkil bir yapı, tarihi bir mekân değil, Müslümanların ortak hafızasını, vahyin kalbini taşıyan bir varlık, bir değerdir. Tarihi bir hazine, manevi bir dinamik, Müslümanların ilk kıblesi ve miraç hadisesinin yaşandığı kutsal mekândır Kudüs. Kudüs, asırlarca Müslümanların himayesinde kalmış manevi bir servet ve bir güçtür. 1917 tarihinden beri işgal altında olan Kudüs, onlarca saldırı ve katliamlara tanık olmuştur. Çocukların çığlıklarına, erkeklerin, kadınların şahadetle buluşmasına ve zulmün her türlüsüne şahit olmuştur… Ve Kudüs esarete düştüğünden beri mahzun ve yalnızdır.
İslam toplumları küresel odakların işgali altında ağır imtihanlardan geçerken, zihinlerimizi meşgul eden sorulara makul bir cevap bulamıyoruz: Müslümanlar neden bir araya gelip güç birliği oluşturamazlar? Kutsallarımız, değerlerimiz esaret altındayken neden bir çözüm üretemezler? Hayatla bağını koparmış mevtalara mı dönüştük, ne oldu bize? Bu sorular zihnimizi bir türlü bırakmıyor fakat ne yazık ki, bu kör esareti ortadan kaldırabilecek bir çözüm bulamıyoruz. Neden? Niçin? Elbette zihnimizi meşgul eden sorulara verebilecek cevaplarımız var ama tespit etmek yeterli değil, aslolan harekete geçebilmektir. İşte biz bunu yapamıyoruz, yapmaktan aciz kalıyoruz.

Bilinen bir gerçektir; düşman hedef seçtiği toplumların coğrafyalarını işgal etmeden önce asli değerlerini ve kutsallarını zayıflatır ve işgal eder. Nitekim küresel güçler, Müslümanların önce ahlaki değerlerini, camilerini ve kutsal mekânlarını işgal etmiş sonra da bedenlerini hedef almıştır. Kudüs’ün ve Filistin’in işgal edilmesi ile de Müslümanlar kırılma noktasına gelmiş, zayıflamış, birliktelik ruhunu kaybetmiş ve savrulmaya başlamıştır. Elbette her şey bir anda olup bitmiş değildir. Düşman kutsallarımızı, değerlerimizi ve topraklarımızı işgal edebilmek için asırlara uzanan bir çaba içine girmiştir. Düşman bir yandan stratejiciler belirlerken diğer yandan bilimde, fende, tıpta, teknolojide yol kat etmeye çalışmıştır. Öteki mahallede bunlar yaşanırken bizim âlimlerimiz ise sineğin düştüğü çorbanın yenip yenmeyeceği ile meşgul olmuşlardır. Düşmanın bu kadar güç elde etmesinin nedeni bizim ve bizden öncekilerin hatalarıdır… Ne yazık ki bizim miskinliğimizden faydalanan düşman kutsallarımızı, değerlerimizi, topraklarımızı işgal edecek güce ulaşmış ve İslam coğrafyasını parçalamaya başlamıştır.

Kudüs ve Filistin halkı esaret altında olduğu sürece Müslümanların gerçek hürriyetlerine kavuşmaları mümkün değildir. Zira Kudüs İslam coğrafyasının kalbi, Müslümanların manevi hafızası, güç aldıkları bir mekândır. Kudüs vahyin ışığı ile aydınlanmış, Resulullaha yol olmuş, Hz. Ömer’e, Selahaddin’e ilham vermiş bir mekânın adıdır. Kudüs İslam âleminin nefesini ve enerjisini bağrında taşımaktadır.

Kudüs, Müslümanların kalbinin attığı mekândır. Mescidi Aksa’yı kucaklayan bir değerdir Kudüs. Bu kutsal belde 400 yıl Osmanlı himayesinde kalmış ve bütün İslam âlemine ilham veren bir mekân olarak varlığını sürdürmüştür. Ancak ne yazık ki, Kudüs bir asırdır işgal altında. İsrail’in kuşatma altında tuttuğu Kudüs kesintisiz saldırıya maruz kalıyor ve yalnızlaştırılıyor. Hatırlayacağınız üzere yakın tarihte ABD Başkanı Yüzyılın Anlaşması adı altında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan ettiğini açıkladı. İslam dünyasını ve Filistinlileri yok sayan İsrail Başbakanı ve ABD Başkanı neşe içinde pozlar verip bu ucube kararı lanse ettiler. Ve ne yazık ki işgal ve zulüm kokan bu tek yanlı anlaşmaya destek veren İslam ülkeleri de oldu. Kudüs esaret altına alınırken İslam toplumlarının liderleri sadece “kınıyoruz” demekle yetindiler. Oysa işgal edilen, esir alınan o mekân İslam’ın dinamiklerinden biriydi yani Kudüs’tü. Fakat Müslümanlar birbirleriyle cedelleşmekten fırsat bulup tehlikenin farkına varamıyor, ihanet kokan bu anlaşmanın sonucunun nereye varacağını hesap edemiyorlar… Ne acı!

Müslümanlar şunu bilmelidirler ki; Kudüs esaretten kurtulmadan düştüğümüz yerden kalkıp emin adımlarla ilerleme şansımız yoktur. Tehlikenin farkına varmalıyız, tehlike büyük… Kudüs’ün çevresinde yaşayan Müslümanların evleri yıkılıyor, arazileri gasp ediliyor, iş yerleri baskına uğruyor. Kudüs İslam kimliğinden uzaklaştırılarak bütünüyle işgal edilmek isteniyor. Kudüs korunmalıdır. Şu an bu görevi sadece Kudüslü Müslümanlar üstlenmiş durumda. Siyonistler büyük paralar karşılığında evlerini satmalarını isteseler de onlar direnmekte ve bu teklifi reddedip bedel ödemeye devam etmektedirler. Ve ne yazık ki, kutsal beldemiz Kudüs gibi onlar da yalnızlığa terk edilmekteler…

Google+ WhatsApp