Kudüs, ah Kudüs

Kudüs, ah Kudüs


Siyonistler rahat durmadı. İlla ramazanda bir halt yiyeceklerdi ve yaptılar yapacaklarını. 

 

Saldırıların arkası kesilmiyor. “Büyük İsrail”e giden yolda bir yandan Kushner senaryosu güncellenirken, öte yandan, KKTC’de ilginç şeyler oluyor. Ukrayna yeni İsrail olacak, Kuzeydoğu Karadeniz sahillerinden Hazar denizine kadar da, Transkafkaslarda, yani Yecüc Mecüc / Gog Magog’un huruç edeceği Kaf dağı bölgesinde başka bir Yahudi devleti daha. İçinde Karaimlerin de yer alacağı HAZARA devleti için sanki birileri iş üstünde. Hani Meşiah’ı bekliyorlar ya, onun için de mabedin inşası gerekiyor! 

 

Ortada Ukrayna örneği dururken, ilgisiz de kalamazlardı. ABD, AB, hatta BAE bile saldırıyı kınadı. Kınama mesajı çatal dilli idi, ama zevahiri kurtarmak için buna mecburdular.

 

Kınamaları gerekiyordu dışa karşı, kınamaları gerekiyordu bu işlerin kontrolden çıkmasını engellemek için, kınamaları gerekiyordu, İslam dünyasının tepkisini beklemeden, İslam İşbirliği Konferansı ve Arap Birliğinin tepki vermesine gerek kalmadı! Türkiye de bir kınama mesajı ile vaziyeti kurtarmış oldu. ABD ve AB’den de kınama gelince Ankara da daha fazla işin üzerine gitmedi.

 

Aslında Biden ekibi çok daha tehlikeli, kapsamlı yeni bir senaryonun üzerinde çalışıyorlar. “Büyük İsrail” için hazırlık yapıyorlar. Yarım kalan Kushner ve Dahlan senaryosunu güncelliyorlar. Bu arada batı Ankara’yı hem yanına almak, hem de fazla inisiyatif yüklememek istiyor. Bunun için de bir elinde havuç tutuyor, bir elinde sopa.. Twitter’da ve YouTube’daki birtakım kanallardaki yayınlar Peker’in yokluğunu hissettirmiyor. “Oltayı yutan balık yem istemiyor” ya, bu kozu kullanarak “Hayır” diyen bir Türkiye istemiyorlar.

 

İslam ülkelerinde “aktif denge politikası”nın yerini hovarda siyaseti alıyor. “Mavi boncuk politikası” uygulamaya başladılar. “Mavi boncuk kimdeyse, benim gönlüm ondadır” da mavi boncuk herkeste olunca “9 kocalı Hürmüz”ün işi zorlaşıyor. Malezya’da da bu böyle Pakistan’da da, Cezayir’de de, hemen her yerde. Maalesef, İslam ülkesi liderleri dediğiniz takım göz ucuyla ABD, AB, İngiltere, Rusya, Çin ve İsrail’i gözetiyor, onların düşmanlıklarından sakınıp dostluklarını kazanmaya çalışıyor da Allah’a dayanmayı, O’nun rızasını kazanmayı öncelikli bir mesele olarak ele almıyorlar. Onun için de iki yakamız bir araya gelmiyor. Sonunda Eba Müslüm Horasani’nin dediği noktaya geliyoruz. Hak’dan, adaletten uzaklaşınca kasetlerle, yolsuzluk dosyaları ile uğraşmak zorunda kalıyor politikacılar, bürokratlar, STK temsilcileri, Yargı mensupları, STK temsilcileri, Cemaat liderleri.. İşte bu ahval ve şerait altında Kudüs meselesi, Filistin davası kaynayıp gidiyor. Bir “Mavi Marmara”nın hatırasını bile koruyamadık.

 

Kudüs bizim için din davasıdır,

Kudüs bizim için tarih davasıdır,

Kudüs bizim için insanlık davasıdır,

Kudüs bizim için gelecek davasıdır.

 

Bugün biz daha Bilad-ı Şam’ı anlayamadık. Suriyeli dediklerinizle biz 100 yıl önce tek devlettik. Güney’de dedelerimiz doğduğunda tapu  ve nüfus kayıtlarımız Halep’te tutuluyordu..

 

“Hatay’ı aldık” diye övünenlerin haline bakın! Haleb’in, Şam’ın bizim tarihimizdeki yerini bile bilmez bunlar. Arz-ı Mev’ud’un ne demek olduğunu bilmezler. İsrail Arzı Mev’ud coğrafyası olarak, Mısır, Suudi Arabistan, Suriye, Ürdün, Lübnan, Irak ve Türkiye topraklarında hak iddia eder, bizim geri zekalılar “yurtlarından çıkarılan” bir avuç insana “ensar” olmayı bile kabul etmezler. Kur’an-ı Kerim’de ve İslam tarihinde “ensar” ve “muhacir”i bir araştırsınlar. Bir yandan da bu topraklara gelişlerinin bir göçle olduğunu iddia ederler. 

 

Bunların çoğu Hindistan’ın eski bir Türki devlet olduğunu da bilmezler. Afganistan da öyle. Bunlar daha Suriye’den habersiz.. Yaşasın Milli Eğitimimiz(!). İşte halimiz bu. Bu kafadaki insanlar Türkiye’yi yönetme iddiasındadırlar. Yazıklar olsun.

 

Suriye’den gelen her insan mükemmel, akıllı, dürüst demek değil. Oradan gelen kriminal, psikopat tipler de vardır. Eee, bizden, oradan gelen biçareleri pis işlerde kullanan, sömüren yok mu? Sınırımızın bu tarafında kim varsa öbür tarafında da iyi-kötü aynısı var. Zaten o sınırı da Sykes - Picot isimli bir İngiliz, bir de Fransız çizdi, Filistin’i Suriye’den ayıran sınırlar çizilirken Belfaur deklarasyonunun ilkelerine sadık kalındı. Çanakkale savaşı sırasında Çanakkale neyse Bilad-ı Şam ve Filistin bizim için o idi. Ne çabuk unuttuk bu tarihi. Bu dehşetli bir hafıza kaybıdır. Bu durum gaflet, hatta vahim bir dalalettir.

 

Bugünkü gençlerin çoğu, ne Bağdat paktını bilir, ne CENTO’yu, ne de RCD’yi. Bilmediklerini de bilmezler. Bir de akıl vermeye kalkarlar. Bırakın bunları bilmeyi, bunlara “D8 ülkelerini say” deseniz onu da bilmezler. Ne Malay Müslümanlarından haberleri var, ne de Hind Müslümanlarından. Ezberlerinde olan “Araplar bizi arkadan vurdu, Farisiler 5. mezhep!” Mesela, Türkiye’den sonra en büyük Türki devletin İran olduğunu bile bilmezler. Hindistan’ın asırlarca Türkler tarafından yönetildiğini de.

 

Ötekilerin hali de bizden iyi değil. Moiz Kohen, namı diğer Tekin Alp, “Türkün dini Kemalizm’dir” dediği için Kemalizm dindir birilerine göre. 

 

Adam boşuna mı yazdı “Türkün yeni amentüsü”nü! Boşuna mı yazdı “Kahrolsun Şeriat” kitabını. Ben de 28 Şubat’ta “Yaşasın Şeriat” kitabını yazdım. Genişletilmiş yeni baskısı “Niçin Şeriata karşılar” diye basıldı, Kayıt yayınları tarafından. Birileri hâlâ onun sloganlarını tekrarlayıp duruyor. Rakıyı içince anlıyorlar, onlarla kardeş olduklarını, ama Haleplilerle, Şamlılarla, Bağdatlılarla, Kerkük halkı ile kardeşlik konusuna gelince dilleri lal oluyor! Bu sürecin tabii sonucu belli: Yeşil Kemalizm, Yeşil Feminizm! Böylece “Tehlikenin rengi” bu “Light Green, fıstıki yeşil”i kapsamamış oluyor.

 

Bizim aydıncıklarımız, 23 Arap devletinin kimler tarafından nasıl oluşturulduğunu da bilmezler. Bunlar, din, dil, tarih, kültür, gelenek, coğrafya ne derseniz deyin, hepsi aynı da nasıl ayrı devletçiklere bölündüler? Stadyum kalabalığına devlet biçilmiş. Kimi Osmanlıya ihanet eden Arap aşiretlerinin çocukları bunlar. Arap halkının asi, işbirlikçi, sabıkalı kabileleri bunlar. Kimi daha sonra pişman olsa da o devletçiklerinden vazgeçmiyorlar. Bu devletçilerin sınırlarını müstevliler çizdi. Rejimlerini de, iktidarlarını da onlar tayin etti.

 

Bu tarihten ders almazsak, tarih tekerrür eder ve yarın aynı şey bizim de başımıza gelebilir, Allah korusun. Aman ben biliyorum ki, Allah cahillere, zalimlere, fasıklara, müstekbirlere, mütrefinlere yardım etmez. Onların işlerini sarp dağlara sardırır. Onun için aklımızı başımıza alalım. Selâm ve dua ile.  

Google+ WhatsApp