Küçücük özeleştiri yapmadan bir de beraat mi edeceksin Ünal!

Küçücük özeleştiri yapmadan bir de beraat mi edeceksin Ünal!


Küçücük özeleştiri yapmadan bir de beraat mi edeceksin Ünal!

 

 

Zaman Yazarı Mustafa Ünal, hakim karşısında imiş.

Merak ettim, neler anlatıyor diye..

FETÖ’cüler, “Savunmasının tam metni” diye vermişler.. Oradan okudum.. 

Başlığa çekilen özet şu: “Bu dava hukukun Kerbela’sıdır. Devlete, AK Parti’ye ve yargıya kırgınım. 610 gündür masumiyetimi göremediniz!”

Mustafa Bey bana hitap etmiyor ama..

Durumdan ben de vazife çıkardım.

Mustafa Ünal hakkında, bugüne kadar tek yazı yazmadım, tek haber yaptırmadım.

Sonuçta gerçekten masum ise.. 

“Ben de bu hitabın muhatabıyım” dedim, kendi kendime..

17 Aralık öncesi ve sonrasında, neler yazmış merak ettim..

Açtım arşivi..

Yazılarının tamamı, AK Parti karşıtı..

Tamamında FETÖ destekleniyor.. Masum gösteriliyor.. Haklı gibi takdim ediliyor..

Tamam tamam..

Duydum..

Diyorsunuz ki, “Yazılarından dolayı, bir insan 610 gün cezaevinde mi tutulur? Nerede düşünce özgürlüğü?”

Şimdilik cevap vermeyeyim..

Yazılanları iktibas edeyim..

17 Aralık darbe girişiminden iki gün önce yazdıkları: “Hakan Şükür, AK Parti’den büyük bir boşluk bırakarak gitti. Şükür, dershane ile başlayan tartışma sürecinde gördükleri ve yaşadıklarından dolayı AK Parti’de siyaset yapamayacak duruma geldiğini söylüyorsa bunu ciddiye almak ve orada durup düşünmek gerekiyor.”

4.5 yıl sonra, bugün bir düşünün..

Kimdir Hakan Şükür?

Zırtonun teki..

TRT’den milyonları götürüp.. Yolsuzluk iftiraları için de, “Ben o kadar parayı hayatımda görmedim” diyen.. Ama sadece Antalya’da batırdığı paranın, o bahsettiği şaibeli paranın yarısı olduğu ortaya çıkan, hokkabazın teki..

Bu hokkabaz ayrılınca.. AK Parti büyük bir değer kaybedecekmiş..

Ayrıldı.. Ne oldu?

Ne kaybetti Ak parti? Hiçbir şey..

Geçelim..

17 Aralık’tan 10 gün sonraki yazısı: “Yaşananlar gerçekten sadece komplo veya dış mihrakların işi olsaydı herhalde bu bakanlarla yola devam edilirdi.”

FETÖ’nün hedefinde Tayyip Erdoğan var ama.. O günlerde bu açıkça dillendirilmiyor..  Dört bakan ile ilgili suçlama var gibi gösteriliyor.

Tayyip Bey nihai hedefi görüyor, ona göre strateji belirliyor.

Anında değil ama. Yargıya teslim ederek değil ama.. İstifaları ile olayı çözüyor..

Bunu da kendileri lehine yorumluyor FETÖ’cüler: “Madem yolsuzluk yoktu.. Niye istifa ettiler?”

Peki, öyle olsun..

Mustafa Ünal’ın, 10 Ocak 2014 tarihli yazısı:

“Bugün AK Parti, HSYK teklifiyle karşımızda. Aceleci bir tavırla. Haftaya Genel Kurul’a indirmenin hesaplarını yapıyor. Doğrudan halkın iradesiyle oluşan HSYK, Adalet Bakanlığı’na, haliyle yürütmeye bağlanıyor.”

O gün ve sonrasında, Mustafa Ünal hemen her gün, dizi şeklinde HSYK’yı yazıyor..

HSYK’da, FETÖ’cüler çoğunlukta.. Bu zincir kırılmak isteniyor. FETÖ’nün medya ayağı ise, “HSYK anayasal organ. Dokundurtmayız” diyerek, terör örgütünün emrini hayata geçiriyor..

Devam ediyoruz alıntılara: 17 Ocak 2014’teki yazı: “Ne 17 Aralık’mış be... Tarih bugün yaşananları nasıl adlandıracak? ‘Tasfiye’ hafif kalır herhalde. Belki‘zulüm’. Neden? Bir izahı olmalı. 
Ama yok. Tarih bugünleri yazacak. Sadece bir gecede görev yeri değişen polis sayısı 500. Bu satırlar yazılırken İstanbul’da 34 polis ve amir sürüldü. Böylesi herhalde darbe dönemlerinde veya rejim değişikliklerinde yaşanır.

Bu yazıyı, o gün sıcak sıcak okuduğunuzda, gerçeği göremeyebilirsiniz.

“Vay canına.. Darbe dönemlerinde bile olmayacak kadar büyük sürgünler yaşanıyormuş!” yorumu yapabilirsiniz..

500 polis.. 34 polis amiri.. Size çok gelebilir..

Bir de bugün itibari ile bakın bu yazıya.

Kaç 500 polis atılmak zorunda kalındı. Kaç 34 polis amiri yerinden oldu da.. Hâlâ şu FETÖ devletten temizlenemedi!

Bugüne göre, o tarihte daha küçük küçük yer değiştirmeler olduğu halde..

Bu FETÖ’cülerin ağzında hep aynı nakarat varmış demek ki: “Darbe dönemlerinde bile görülmemiştir.”

Bugün?

Bugün, o günün 1000 misli FETÖ’cüye operasyon yapıldı.. Yine aynı nakarat: “Darbe dönemlerinde bile görülmemiş!”

Alıntı yapılacak çok yazı var da. bir tane daha alayım:

19 Ocak 2014 tarihlisi: “Keşke adaletin kestiği parmak acımaz denebilseydi. Eğer varsa yanlış hukuk kendi içinde düzelteceği mekanizmalara fırsat tanınsaydı. Ama tersi yapıldı. Emniyet hallaç pamuğu gibi atıldı. Binlerce polisin görev yeri değişti. HSYK’ya müdahale edildi. Kanunun çıkması bile beklenemedi. Savcılar sürüldü. Tenzil-i rütbe ile. Aralarında Ergenekon ve Balyoz davalarını yürüten savcılar da var.”

Haydi bakalım, bugün,Mustafa Ünal aynı şeyleri söylesin; “Adaletin kestiği parmak acımaz” desin!

Bunu kendisi için de söylesin.

Söylemiyor mu? “Ama, şimdiki adalet değil ki.. Şimdiki özel olarak atanan hakimler eliyle dağıtılmış olan sahte adalet” mi diyor?

Ben de aynısını, senin yargıya yerleştirdiğin ve 15 Temmuz’dan sonra ihraç edilen 5000 hakiminin görevde olduğu 17 Aralık için söylüyorum. 

O gün sen, “Adaletin kestiği parmak” diyordun. Çünkü “Yargıdaki FETÖ’cüler, nasıl olsa benim dediğim kararı verecek” diyordun..

Şimdi ise.. Adalete sırtını dönüyorsun..

“Bu hakimler bizden değil” diyorsun!..

Tam bu noktada.. 

“Düşünce özgürlüğü” eleştirisine, vereceğimi söylediğim cevabımla bitireyim: 

Ey Mustafa Ünal! 

Tüm bu yazıları yazarken, FETÖ’nün yargıda, poliste ve askeriyedeki kadrolarını ya biliyordun.. Ya da bilmiyordun.. Biliyordun ise, zaten hainsin. On binlerce polis amirini bildiğin halde, 34 polis amiri için kıyamet kopartıyordun. Kadrolaşmayı biliyordunsa, zaten teröristsin.. Çek cezanı.. Bilmiyor idiysen.. O zaman da.. Küçücük bir özür.. Küçücük bir özeleştirin yok mu; “Bu FETÖ, bizi aldattı” demek yok mu?

Bunu demeden beraat etmek, hak mı?

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp