Krizin sonu

Krizin sonu


Krizin sonu

 

 

Yaklaşık 10 gün boyunca binlerce kişinin sokaklarda sabahladığı Ürdün’de, ateş düşmüş görünüyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından dayatılan ekonomik düzenlemeler ve yeni zamlar nedeniyle gösterilere başlayan Ürdünlülerin öfkesi hem Başbakan Hani Mulki’nin istifasına hem de tepkiye sebep olan adımların geri alınmasına yol açtı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Yeni Başbakan Ömer Razzaz’ın yaptığı ilk iş, zamların ve planlanan vergi artışının iptal edildiğini açıklamak oldu. Hükümetler tarafından ‘gaz’larının alınmasına alışık olan Ürdünlüler, bu defa daha köklü ekonomik reformlar beklediklerini ifade edip evlerine döndüler.

Ömer Razzaz’ın kurduğu kabine, ülke tarihinin 77’nci hükümeti. Ürdün’ün bir emirlik olarak dünya sahnesine çıktığı 1921’den bu yana, -bazıları bir defadan fazla olmak üzere- en az 65 başbakan gelip geçti. Birkaç haftalık hükümetler de var, birkaç aylıklar da. Buna karşın, ülkede kralın konumu oldukça sağlam. Bir kıyas olması açısından: Ürdün’ün mevcut yöneticisi Abdullah bin Hüseyin, ülke tarihinin dördüncü kralı. Büyük dedesi Kral Abdullah, 1921’den 1951’e kadar tam 30 yıl iktidarda kaldı. Onun oğlu Kral Talal, şizofreni tanısı konup tahttan indirildiği için, sadece bir yıl hüküm sürdü. 1952-1999 arasında Kral Hüseyin tarafından yönetilen Ürdün, o tarihten bu yana Abdullah’ın kontrolünde. Talal’la verilen minik reklam arasını saymazsak, aslında Ürdün, yakın tarihinde sadece üç kral gördü.

Başbakanların ve kabinelerin bu kadar hızlı değişmesinin sebebi, kralların ülke içinde izlediği dikkatli denge politikası. Başından beri nüfusunun çoğunluğunu Filistinlilerin oluşturduğu Ürdün, bir yandan bedevi kabileler diğer yandan da Çerkes azınlığıyla, Ortadoğu’nun en karmaşık ve zor ülkelerinden biri. Ürdün’ü idare eden krallar, politik tercihlerinde bu demografik manzarayı her zaman göz önünde tutmak durumunda. Başbakanlar ve kabine üyeleri belirlenirken, devreye birçok dengeler, endişeler ve öncelikler girer. Böylece küçücük ülkede neredeyse bütün üst düzey zevatın sırayla başbakanlık koltuğuna oturup kalktığı bir tür müsamere sergilenir.

Ürdün’de kral, başbakanları ve kabineleri değiştirme yetkilerinin yanında, parlamentoyu fesih imtiyazına da sahip. Hal böyle olunca, ülkede siyasi ve ekonomik durum ne zaman kötüleşse, kral eline değneğini alıp politik arena halısına sertçe vurur, tozları döker. Halkın gözünde kral, günlük politikanın bir parçası veya aktörü değil, sorun çıktığında çözecek ve ağırlığını koyup kefeyi havada tutacak bir denge unsurudur. Son krizde de görüldüğü üzere, problemler biriktikçe krallar başbakanları görevden alıp yerine yenisini getirerek, kitlelere “Şikâyetleri görüyorum, sorumluları cezalandırdım. Siz de artık sakinleşin” mesajını verir. Bu nedenle, “Ürdün Başbakanı, istifa etmek zorunda kaldı” başlığıyla sunulan bir haber, sanki başbakanın iradesi varmış gibi bir görüntü oluşturduğundan, yanıltıcıdır.

***

Ürdün’deki ekonomik krizin derinleşmesi ve IMF’ye olan borcun ödenemeyecek duruma gelmesi üzerine, Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde Mekke-i Mükerreme’de Ürdün’e destek toplantısı düzenlendi. Pazar akşamı teravih namazından sonra yapılan toplantıda ev sahipleri Kral Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’la birlikte Ürdün Kralı Abdullah, Ürdün Veliaht Prensi Hüseyin, Dubai Emiri Muhammed bin Râşid Âl-i Maktûm ve Kuveyt Emiri Şeyh Sabah Ahmedel Sabah hazır bulundu. Yaklaşık iki saatlikoturumun sonucunda, Ürdün’e 2,5 milyardolarlık yardım sağlanmasında anlaşıldı.

Dört ülkenin kral ve emirlerinin oturduğu yuvarlak masada, Birleşik Arap Emirlikleri’ni Dubai Emiri’nin temsil etmesi ayrıca anlamlıydı. Çünkü Muhammed bin Râşid, Kral Abdullah’ın eniştesi. Dubai Emiri, Kral Hüseyin’in kızı ve Kral Abdullah’ın küçük kız kardeşi Prenses Haya ile evli. Bu durum, Ürdün’deki herhangi bir krizle Abu Dabi yerine Dubai’nin ilgilenmesini tabii hale getiriyor.

Ürdün, Ortadoğu siyasetinin kilit taşlarından biri olduğu için, orada çıkacak bir halk isyanı veya siyasi kaos, sadece bölgenin değil dünyanın hiçbir büyük ülkesinin işine gelmeyecektir. Filistin meselesinin saatli bomba gibi patlamaya her gün biraz daha yaklaştığı bir ortamda, Suudiler ve diğerleri, tam da bu nedenle Ürdün’e sahip çıktılar. Böylece sadece Ürdün’ü değil, kendi yönettikleri ülkeleri de yakın vadede bazı krizlerden korumuş oldular.

***

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından, İngilizler tarafından Şerif Hüseyin’in oğulları Faysal ve Abdullah’a, daha önce olmayan ve sonradan ihdas edilen iki ülke bahşedilmişti: Irak ve Ürdün. Her ikisi de kâğıt üzerinde çizilen yeni sınırlara sahip olan ve tarihsel arka plana dayanmayan bu ülkelerden birincisinde Kral Faysal’ın soyundan gelen yöneticiler, 14 Temmuz 1958’deki askeri darbe sırasında linç edilerek öldürüldü.

Kral Abdullah, komşu topraklardaki kuzenlerinin trajik akıbetini mutlaka hatırında tutuyordur. Bir barut fıçısının üzerinde oturduğunun bilincinde olarak, attığı temkinli ve dikkatli adımlar, tarihten ders aldığını gösteriyor. Bu temkin ve dikkatin, onu Kudüs konusunda Suudilerle ayrı saflara düşürmesi ise, Ortadoğu’nun iç dengelerini görme açısından oldukça öğretici.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp