Kremlin’in korkuları...

Kremlin’in korkuları...


Kremlin’in korkuları...

 

 

Artık biliyoruz ki Rusya, ABD’nin Suriye’den çekilme kararının ardında neler olduğunu tam kestiremediği gibi, muhtemel Ankara-Washington yakınlaşmasından kaygılanıyor. Zihin altında buna ilişkin çok müktesebat var...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Bunu yoklamasını Cuma günü yaptı; Menbiç’e Suriye rejim askerlerinin girdiği, bayrak diktiği haberinin servis edilmesi, Moskova’nın da haberi teyid edercesine Şam lehine kutsaması oydu.

Yani Rusya, ABD’nin ”Kürt Kartı”, Esad’ın politik bütünlüğü ve Ankara ile anlaşmasının boyunu-tam da deve dişi gibi Türk heyetinin Rusya’ya gitmek üzere hazırlandığı bir günde-tarttı...

Kantarı Türkiye de fark etti: ”Münbiçle ilgili gelişmeler kapsamında doğruluğu şüpheli açıklamalar yapılmaktadır. Tüm tarafları bölgeyi daha istikrarsız hale getirecek kışkırtıcı eylem ve söylemlerden uzak durma konusunda uyarıyoruz”...

Esasen böylesi durumda Türkiye’nin rejim güçlerine ne cevap vereceği Rusya tarafından iyi biliniyor. İdlib özelinde verilen, ”Orada askerlerimize herhangi bir saldırı olursa dünyayı başlarına dar ederiz” sözü burası için de geçerlidir.

Yani Rusya’nın tarttığı Türkiye değildi.

Nitekim Dışişleri Bakanı Lavrov’un, Münbiç açıklamasını takiben gelen, ”Türkiye’nin gerçekleştireceği operasyona Suriye’nin toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması açısından bakıyoruz” açıklaması, Ankara’nın önünün açık olduğunu.. Ama.. Zamanla-temizlikten sonra!-”artık çekilin” talebiyle karşılaşacağını gösteriyor.

Cumhurbaşkanı yine aynı gün, ”Hedefimiz oradan terör örgütlerinin çıkarılmasıdır. Terör örgütlerinin çıkması halinde bize de yapacak iş kalmaz” demedi mi? Bu kadar.

’TÜRK GÜVENLİK SİYASETİNİN EN TEMEL İLKESİ’Nİ ANLADIK MI?..

Peki Rusya Münbiç denemesinin sonucunu gördü mü?..

Bölge üzerine hemen gelen ve ’anlamlı’ süre asılı kalan ABD askeri helikopterleri, Washington’un sahayı kime bırakacağından çok kime bırakmayacağı konusunda fikir vermiş olmalı! Kaldı ki, gelişmeleri takiben Pentagon tarafından yapılan, ”Esad rejiminin Münbiç ilçesine girdiği haberleri gerçeği yansıtmıyor” duyurusu, ”ben hâlâ buradayım” demek.

Son 48 saatin bir şüphesi de, Menbiç’e yönelik harekât beklentisinin, Fırat’ın Doğusu’na beklenen askeri girişimi sanki geri plana ittiği görüntüsüyle ilgili.

Belki Cuma çıkışı ayak üzeri olduğundan dikkatlerden kaçtı, ”olay sadece Münbiç değil, oradaki terör örgütlerini yok etmeye yönelik çalışmamızdır” dedi Cumhurbaşkanı.

Ama daha çok Türkiye’nin ”saha-masa” ilişkisinden anladığını izah edin yine Cumhurbaşkanlığı’nın şu sözlerini akılda tutmak lazım; ”Biz hem sahada hem masada olmaya devam edeceğiz. Aslında Türk dış politikasının ve güvenlik siyasetinin en temel ilkesinin bu olduğunu da ifade edebiliriz”...

Bu satırlar dizilirken, Türkiye-Rusya arasında gerçekleşen yüksek seviyeli görüşmeler sonlanmamış, resmi açıklamalar gelmemişti. O andan itibaren hem söylenenlerin hem söylenmeyenlerin peşine düşeceğiz. Ardından da, Türkiye’ye gelecek Amerikalılara odaklanacağız.

Bu kısacık aradan istifade bir konuyu bağlamak lazımdır...

’SAHADA SIKIŞAN TÜRKİYE, SANDIKTA KAYBEDER‘E YATIRIM YAPANLAR...

Beyaz Saray’ın çekilme kararının sadece Amerikan iç politik saiklerine yaslandığına ilişkin ”yerli” yorumlar ilgi çekici. Bir süper gücün Ortadoğu ve Türkiye’ye yönelik açık ve aktif saldırıları, potansiyel tehditleri ortadayken, hepsinden feragat etmiş gibi görünen ”çekilme emri” sahada da izlenebiliyorken, yani fiili gelişmeler ABD dışındayken, ’sadece iç’ nedenlerle açıklama gayretleri ne demek olabilir?

Çekilme, ”sadece Amerikan iç dengelerinden gelen bir karar” demek, ’Türkiye’nin konuyla ilgisi/etkisi, Ankara’nın başarısı yok’a bağlamak demek.

Neden Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, «Bugün ABD’nin Suriye’den çekilme kararında en önemli aktör Türkiye’dir” deme gereği duyuyor?

Oyuncuları; Pentagon, Dışişleri Bakanlığı, CIA, Beyaz Saray olarak dizip, Trump’a yönelik Rusya davasını, Çin’le esas rekabeti görüp, Küre Koalisyonu’nu canlı izleyip, Evangelist okumaları har vurup harman savuranlar, tutuklanan prensleri, savunma sanayini, Holywood baronlarını derleyenler, sınırından ABD’yi itekleyen Türkiye’ye neden başlarını çevirirler?..

Yalnız bağlamdan değil süreçten kopuk bu kavrayışın savunucuları; ABD iç politikasına hakim iç politik tüm mevzilerin Washington’un dış politikada seçeceği yolu belirlemek isteyen cepheler tarafından kazıldığını ne kadar hızlı unutmuşlar?

Yani fiil kadar ’iç siyasi nedenler de dış kaynaklı’dır.

Neden görmezler neden unuturlar biliyor musunuz? Sınırınızdan hatta içinizden atmaya çalıştığınız Amerika’nın iç politik savaşlarını tek sebep sayıp, Türkiye’yi gömenler, Türk iç politikasının iç politikasının hariçten gazel okuyan cephesidirler de ondan.

Seçimlere giderken Esad’la el sıkışmaya sıkıştırılmış bir Türkiye’yi sandıkta işe yarar görüp, malûm/açık muhaliflerin, ’işte gördünüz mü dediğimize geldi Esad konusunda’ duruşlarıyla tezatından tokalaşırlar.

Peki Türkiye?

Türkiye kazanır, kaybeder onlar için önemli mi?

Ne iç kanatıcı değil mi...

Ama öyledir.. Biz hep içten kanarız.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp