Korona gündeminden sıkılanlara gelsin!

Korona gündeminden sıkılanlara gelsin!


Nisan ayı, tarihimizde önemli bir yere sahiptir.

Kemalist takımının sık sık Mart ayıyla karıştırdığı ay hani...

Ölesiye nefret ettikleri Sultan Abdülhamit Nisan ayında tahttan indirilmiştir. Onlar, miladi “31 Mart” zannederler.

Bilmezler.

Bilmediklerini de bilmezler.

Bunlardan biriyle yıllar önce temas etmiştik. “Simyacı” romanının mütercimi olan bu zat, romanda geçen “ezan”ları, “şarkı”, minareleri “kule”, Kur’an’ı da “ağıt” diye çevirmişti.

Bu cehaleti (yabancılığı) defaatle yüzüne vurulduğu halde, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmişti.

Bir iddiası vardı: “Demokrasi için gerekli çağdaş kurumların temeli Cumhuriyet döneminde atılmıştır.”

Soruldu: Hangi kurumları temeli?

Engin Ardıç sordu...

Bu satırların yazarı sordu...

Emin Çölaşan’ın ifadesiyle “tık” yok.

Cevap yerine küfretti.

Konumuz iddia sahibinin “vukufiyeti” değil elbette.

Nezaheti hiç değil...

Herkes de çok iyi bilir ki, “Kemalist” olmak, kişiye bir tür dokunulmazlık sağlıyor ve muarızını aşağılama hakkı veriyor.

Kemalist yazar “demokrasi için gerekli çağdaş kurumların temeli Cumhuriyet döneminde atılmıştır” diyordu ama ben tam tersini biliyorum.

Bilakis, demokrasi için gerekli çağdaş kurumlar Cumhuriyet döneminde ortadan kaldırıldı.

Mesela, “çoğulcu” niteliklere sahip ilk parlamento feshedildi.

Çünkü bu parlamentoda “tek adam yönetimine” karşı çıkan milletvekilleri vardı.

Muhalifler seçimlere sokulmadı.

Hasbelkader işleyen “çok partili sistem” sona erdirildi.

Bir tür “parti devleti” kuruldu. (Tiktokçu Ahmet “parti devleti” arıyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarına baksın. Bakmıyor. Nedense Kemalistleri çok sevmeye başladı.)

İddia sahibi arkadaşımız, bir yazısında da (yoksa televizyon söyleşisinde mi?), “sanat için özgür ve yaratıcı ortamın” Cumhuriyet döneminde oluşturulduğunu, “müzecilik ve güzel sanatlar” konusunda ilk ciddi çalışmaların yine bu dönemde gerçekleştirildiğini, dolayısıyla Cumhuriyeti kuran kadroya minnet duymamız gerektiğini söylüyordu.

Çünkü “cehennem geçmiş” sona ermiş, “cennet gelecek” başlamış.

Benim bildiğim, müzecilik ve güzel sanatlar konusunda ilk ciddi çalışmalar “cehennem geçmiş”te gerçekleştirildi.

İddia sahibi arkadaş, Osman Hamdi Bey diye birini duydu mu?

Hani, ünlü “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosunun sahibi...

İlk arkeoloji müzesinin ne zaman açıldığını...

İlk güzel sanatlar fakültesinin kim tarafından kurulduğunu...

İlk (yerli) arkeolojik kazıların kimin riyasetinde gerçekleştirildiğini...

Bunları biliyor mu?

Daha da önemlisi, bütün bu faaliyetlere “gerici” ve “müstebit” Padişah Sultan Abdülhamit’in sponsor olduğunu, memleket duyun-u umumiye belasıyla meşgul olduğu için bazı çalışmaları (mesela Sayda, Nemrut ve Efes’teki arkeolojik kazıları) kendi kesesinden finanse ettiğini biliyor mu?

Bilmiyor...

O zaman geçmişe küfretmeyi bıraksın, Mustafa Cezar’ın “Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi” isimli araştırmasını okusun.

İsterse, Edhem Eldem’in gün ışığına çıkardığı Osman Hamdi Bey-İbrahim Edhem Paşa yazışmalarına da göz atabilir.

Tabii, “İbrahim Edhem Paşa da kim?” diye sormayacaksa... 

Google+ WhatsApp