Koray Bey sağol, diğer FETÖ yandaşlarını hatırlattın bize!

Koray Bey sağol, diğer FETÖ yandaşlarını hatırlattın bize!


Biz İyi Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olup olmadığı ile ilgili derinlemesine araştırmalar yaparken..

Koray Aydın bizi uyardı..

“Sadece İstanbul İl Başkanımız hakkında değil.. Ümit Özdağ’ın ayrıca, Bursa İl Başkanımız hakkında da, FETÖ’cülük suçlaması var” dedi.

Biz de merak ettik.. 

Olur ya.. Bursa İl Başkanı hakkındaki suçlama ile.. İstanbul İl Başkanı hakkındaki suçlama belli noktalarda benzerlik taşıyorsa..

O benzerlikleri üst üste koyarak, “İkisinde de aynı taktik.. İkisinde de şu boşluklardan yararlanarak suçlama yapılmış” sonucuna varıp, Meral Akşener’e, Koray Aldın’a hak verebiliriz..

Veya tam tersi.. İkisinde de, “Kendisini çok iyi gizleyen FETÖ’cülük emareleri var” der, Ümit Özdağ’a hak verebiliriz..

Bu açıdan merak ettim, İyi Parti Bursa İl Başkanı hakkında FETÖ’cülük suçlaması ne imiş, başkanın kimliği neymiş, baktım..

Adı Selçuk.. Soyadı Türkoğlu..

Öğretmen kaynaklı olmalı ki, Türk Eğitim Sen’de yöneticilik yapmış.

İyi Parti Bursa İl Başkanı’nın, ilk vukuatı, çözüm süreci ile ilgili.

O süreç için, yaptığı açıklamada diyor ki Selçuk Türkoğlu: 

“7 yıl önce bugün. İktidarın ve ortağı FETÖ nün  ‘Açılım sürecini hayvanlar bile anladı’ dediği Açılım/Akiller (İhanet) sürecini anlamıyor, protesto ediyor ve akillerinize Bursa’yı dar ediyorduk. Siz de gaz sıkıyordunuz. Aslında bugün de aynısınız. Haklı çıktık.”

FETÖ’nün çözüm sürecine karşı çıktığı.. Bunun için KCK soruşturmalarını devreye soktuğu bilgilerini bir kenara bırakın..

Olabilir, belki de Selçuk Bey, safiyane bir düşünce ile.. PKK karşı büyük hiddeti olduğu için.. Teröristlere kızgınlığının had safhada olmasından dolayı..

Çözüm sürecine karşı çıkmış olabilir..

Eğer bu karşı çıkışta samimi ise, ona saygı da duyarım..

“Yanılma olabilir, yeter ki, samimiyet olsun..” derim..

Ama bakalım, Selçuk Bey’de, PKK terör örgütüne karşı bu tepki, örgütün uzantısı konumundaki HDP’ye karşı bu mesafeli duruş, acaba samimi mi?

Nasıl anlarız?

Çok basit.. Çözüm sürecine karşı çıkan.

“PKK ile, HDP ile konuşulmaz.. Bunlara silahı bırakmaları için de olsa, konuşulmaz” diyen bir kişinin..

2019 Türkiyesinde, PKK’nın uzantısı olan HDP’nin, “Bursa’da aday göstermiyoruz, CHP’li adayı destekliyoruz” açıklamasına karşı, ne yapması gerekir?

“Hooop arkadaş! Biz çözüm sürecinde bile, devletin yanlış yaptığını söyledik.. O tarihte, PKK askere, polise kurşun sıkmayı durdurmuştu.. Biz silah sıkmanın durdurulduğu süreci bile, sonraki yıllarda, ‘Yanlıştı. Biz haklı çıktık’ diye yorumlarken.. Şimdi PKK’nın başı, Kandil’den bize işaret verecek.. ‘Nerede AK Parti’nin karşısında güçlü bir aday varsa, kim olursa olsun. Ona oy verin, AK Parti’yi kaybettirin’ diyecek.. Biz de onun talimatını başımız üstüne koyup, onlarla birlikte, AK Parti’nin rakibi olan adaya, oy mu vereceğiz? Olur mu böyle bir şey?” demesi gerekir..

Demiş mi? Dememiş..

O zaman, “Selçuk Bey birinci samimiyet testini, geçememiştir” diyebiliriz..

Tekil bir olayla, genel bir çıkarım yapmak haksızlık olur..

Kısa bir araştırma yapalım, bakalım Selçuk Bey, FETÖ’ye nasıl bakıyor, öğrenelim..

Anında deliller, bir bir dökülüyor önümüze..

Mesela?

10 şubat 2014’te, dersanelerin kapatılması tartışmalarında, üstelik bir eğitim sendikası yöneticisi olarak, arka planda dönen dolapları bilmesi gereken Selçuk Türkoğlu, bakın ne demiş:

“Hükümet en kıyıcı en gaspçı yasasını meclise getirdi. Hükümet ve cemaat arasındaki sürtüşmenin kaybedeni Türk milli eğitimi ve öğrencileri olacaktır.”

Ve bu konuşma eşliğinde,  pankartlar açılıyor..

“Devlet memuru gidiyor, Hükümet cariyesi geliyor”“Paralel bahane, yağma şahane”..

“Bu kadarcıktan bir şey olmaz” mı diyorsunuz?

Bir örnek daha:

17-25 Aralık’ın üzerinden 6 ay geçmiş. Siyasi iktidar, FETÖ’ye karşı mücadeleyi netleştirmiş. Mahalli seçimler yapılmış, artık kimin ne olduğu anlaşılmış.

Bir zamanlar, “Bizim siyaset ile ilgimiz yok” diyenler, mahalli seçimlerde nasıl siyaset yaptıklarını ispatlamışlar..

Böyle bir ortamda, devlet okullarında bile, FETÖ’nün gazetelerinin zorla aboneliklerinin yapıldığı, dağıtımının yapıldığı şikayetleri üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma açmış.. 

Bursa’da İpekçilik Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik yapan A.S. hakkında bir şikayet inceleniyor.

Diğer öğretmenlere soruluyor: “Adı geçen öğretmen okula Zaman veya Bugün gazetesi getiriyor mu? Okulda cemaat adına kurban ya da bağış topluyor mu? Cemaat propagandası yapıyor mu?”

Böyle bir soruşturma sırasında, Bursa İyi Parti İl Başkanı, o tarihte sendikacı sıfatı ile ne açıklama yapmış?

Sıkı durun..

Ümit Özdağ’nın iddiasının ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor: “Milli eğitimde cadı avı başlatıldı. İnsanları dünya görüşü, hayat felsefesi veya siyasi düşüncesine göre sınıflandıran, ötekileştiren, baskı altına alan bir dönem yaşıyoruz. MEB’de ilk defa bu düzeyde bir mobbing yaşanıyor. Bugün bu gazeteyi okudu, yarın bir başkasını okudu diye insanları sınıflandırmak, ancak üçüncü dünya ülkelerinde olur.”

Haydi bakalım, Selçuk Türkoğlu, bu açıklamasını bir izah etsin..

Öğrenelim, bu FETÖ’cülük değilse nedir?

Ülkenin başbakanı, meydan meydan dolaşıyor..

“Bunlar haşhaşi” diyor..

Haydi, Erdoğan’ın açıklamasını, siyasi konuşma olarak görün, “Katılmak zorunda değilim” deyin..

Ama..

Okula, 17-25 Aralık sonrasında dahi, ister FETÖ deyin, isterseniz en hafif tanımlamasıyla “paralel yapı” deyin, onların “Zaman gazetesini, Bugün gazetesini okula getiren, öğrencilere bu gazeteleri almaları yönünde baskı uygulayanların tespiti amacıyla yapılan bir soruşturma”yı..

Siz, “cadı avı” olarak yorumluyorsanız..

“Üçüncü dünya ülkelerinin işi” olarak tanımlıyorsanız..

Afedersiniz, “FETÖ’cü olmadığınız halde bunu yapıyorsanız, FETÖ’cü olsaydınız ne yapacaktınız ki?” diye sormak gerekmez mi?

Şu an ABD’ye kaçan, Almanya’ya kaçan FETÖ’cüler, o soruşturmaları, daha başka hangi ifadelerle eleştirdiler ki? 

Bitmedi..

17-25 Aralık’ın hemen ertesinde mevzuyu çakamamış olabilir, Selçuk Bey...

Bu da,  28 Temmuz 2015’ten, dershanelerle ilgili Anayasa Mahkemesi’nin muğlak kararından sonraki açıklaması:

 “Milli Eğitim Bakanlığı açıklamalarıyla aba altından sopa gösterirken, dershanelere bürokratik baskı uygulayacağını açıkça ima etmiştir.  Hukukun etrafından dolanmayı bırakın. Hukuka uyun.” 

Daha ne diyelim?

Herhalde bizden, Pensilvanya toplantılarına bire bir katıldığı, alınan kararların altında imzası olduğu, mühürü kendi eli ile bastığı, bunun parmak izi ile sabit olduğu gibi belgeler istemezsiniz..

Hoş, darbe sırasında Akıncı Üssü’ndeki sivil darbeciler bile, “Arsa bakmaya gelmiştik” dedikten sonra..

Bu ekibin adamları, her şey ister, her türlü savunma ile üste çıkmaya çalışabilir..

Google+ WhatsApp