Konuşamadı, söz içinde birikti

Konuşamadı, söz içinde birikti

Evet, ne demek istiyorum. Okumayan gençler, yazmayan gençler, üretmeyen gençler her yerde bangır bangır laf ettiğimiz gençler. Oysa öyle değil sizin görmediğiniz yahut önemsemediğiniz gençler harıl harıl İÇERİK üretiyor. Gerek youtube

Konuşamadı, söz içinde birikti

 

Yeni dönem kurmaca gerçekliği olan bloggerlık yani blog yazarlığı. Bu edada yazılan milyon yazı var. Edebi akımlar yapıldığında, ne garipçiler nede ikinci yeni taraftarları olayın buralara kadar gelebileceğini düşünmemiştir.

Evet, ne demek istiyorum. Okumayan gençler, yazmayan gençler, üretmeyen gençler her yerde bangır bangır laf ettiğimiz gençler. Oysa öyle değil sizin görmediğiniz yahut önemsemediğiniz gençler harıl harıl İÇERİK üretiyor. Gerek youtube kanallarına gerek instagram, twitter hesaplarına gerek şahsi bloglarına evet zor gibi gelmiyor dışardan bakınca, gerçekten zor bir çaba. Kendilerine has üslup ve konularla, kendilerince bir şeyler dillendiriyorlar. Biz olayın hayatlarını sergileme boyutuna bakıyoruz. Haklısınız, bir sergileme var hatta ucu bucağı kesilmeyen her gün sınırların daha bir aşıldığı. Şu da bir gerçek ki hayat bizle onlara aynı değil. Veya hayat ağacına farklı pencerelerden baktığımızla ilgili.

Herkesin sevdiği nasıl aynı olamazsa herkesin hayatı da aynı olamaz.

Blog yazan kişilere sorulan en sık soru “neden?” oluyormuş. Çünkü insan merak üzeredir. Onlarda nedenini anlatırken araya samimiyet girip insanı insana yakınlaştırıyormuş. Aslına bakarsanız azımsanmayacak bir grup yazar, es geçilmeyecek kadar çok okur kitlesi var.

Herkesin kendi tarzında bir kuple bir şey mırıldanmaya girdiği, sonrasında şarkıcı olduğu bir mecra. Hicvetmiyorum, haddimde değil. Takip ettiğim önerdiğim kişiler bile var. Ancak insanın insana yakınlığı artık teknolojiyle olduğundan seviyorum blogları. Yoksa insan insana ancak şifadır. Karşılıklı hasbihalin kıymetini elbet vermez.

İnsanlar karşılıklı konuşamadığından sözlerini içinde biriktirmemenin yollarını buluyor.

Zarifoğlu diyor ya “Anılar defterinde gül yaprağı Gibi unutuldum kurudum” artık anılar defteri, anılar bloğu …

Her yazan kendinden yazmaz mı?

Yaşantısı bize en yakın hesaplar, yazılar, fotoğraflar bizi heyecanlandırıyor. Onlarda bizden bir şey arıyoruz bu fıtri değil mi? Sonuçta hepimiz kulağımıza hoş gelen müzikleri dinler, yüreğimize dokunanı izleriz. Ve bunlar nezdinde bir kitap üzere yaşarız. Belki de birileri bir kitaptan bir şeyleri blogcu mantıkta gençlere sunar ve gençler kendilerinden tınılar bulur. Belki de davet bu yollarla da olur.

Benim blog üzere

 
hayrunnisa akça
iktibas dergisi

Google+ WhatsApp