Komşudaki düşman...

Komşudaki düşman...


Ankara’nın istihbarat ve ulusal güvenlik birimleri,-konsantrasyonları Kuzey Irak üstüne olsa da-Irak’ın diğer komşu ve ‘misafir’ ülkelerle ilişkilerini elbette takip ediyordur..

Oysa bir süredir Bağdat’ta ilginç gelişmeler oluyor. Ülke uzun zamandır huzurdan uzak ve yeni yükselen protesto dalgaları da bunun bitmeyeceğini gösteriyor...

Öte yandan Bağdat yönetiminde taze bir lider var; Başbakan Kazımi hem bölge hem küresel aktörlerle alışılmışın dışında ilişkiler kurmaya/yönetmeye çalışıyor...

Gelgelelim hepsinin Türkiye’nin lehine olduğunu, sonuçlarının Ankara’nın çıkarlarını uyacağını söylemek zor...

İyi bilindiği üzere, Başbakan Kazımi’nin ABD ve İngiltere ile geçmişe dayanan hukuku var. Kazımi, ABD’den ihtiyacı olan tüm alanlarda, başta siyasi olmak üzere gerekli desteği alıyor. İlaveten, S. Arabistan veliaht prensi-şu günlerde tahta daha çok yaklaşan-Muhammed bin Salman ile de kişisel uyumu var. Benzer uyum, Kürt siyasetçi, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin eski Başbakanı, Cumhurbaşkanı Berham Salih’le de söz konusu. Böyle bakınca “gerekli” tüm taşlar tahtaya dizilmiş görünüyor...

Kazımi’nin Başbakanlığa yürüyüşünün en önemli kilometre taşı kuşkusuz Kasım Süleymani’nin Amerika tarafından öldürülmesiydi. Suikast, bölgedeki eğilimlerin yönünü değiştirme amaçlıydı. Suriye ve Irak’ta bu etkilerin görüldüğünü söyleyebiliriz...

Cinayet, ülkedeki genel mutsuzluğun üzerine bindiğinden, Kazımi’nin-ki o sırada Irak’ın istihbarat şefiydi-liderliğini pratikleştirdi. Ama her derde deva olmadı.

Süleymani suikastında Başbakan Kazımi’nin ne kadar ve nasıl rol oynadığı hakkında daha çok konuşulacaktır ama gelişmeler Başbakan olmasıyla sonuçlandığından, Washington’un her halükârda kendisinden Irak’taki İran etkisini, Cumhuriyet Muhafızları’nın ağırlığını, iki ülke arasındaki ekonomik bağ(ım)lılığı azaltmasını bekleyeceği kesin.

Daha ileri giderek, Kazımi’den bunun yerine Körfez Ülkeleri’yle işbirliği yapması isteniyor, Batı üslubuyla söyleyelim, “buna teşvik ediliyor”...

Nitekim, Temmuz ayı ortasında, liderliğini Irak Maliye Bakanı’nın yaptığı ama petrol, elektrik, tarımdan sorumlu bakanların da bulunduğu bir heyet Riyad’a gitti. Suudi Arabistan da Irak’a kapıları açtı.

Yakın dönem söylenceler, Bağdat’ın ülkedeki Amerikan askeri varlığının çekilmesi için Washington’a yüklendiği hatta ABD’nin, “peki madem” dediğini fısıldıyorsa da bu sadece bir tür şaka. Kimsenin inandığı yok. Tadının kaçtığı yer ise, Amerika’nın Irak’ta uzun vadeli bir askeri varlığı sistematik hale getirme planının olduğu...

Bu potansiyel gelişmelerin Türkiye için olası sonuçları nedir? Veya sonuçları görmeden neler yapılması gerekir?..

***

İyi ama Tahran, aidiyetleri belli Kazımi’yi nasıl kabul etti?..

Amerikalılara bakarsanız, İran’ın Irak üzerindeki gücü Süleymani’nin öldürülmesiyle kırıldı. Irak Meclisi, Kazımi’yi Başbakan atadığında, İran’ın Bağdat’taki nüfuz kaybı teyid edilmiş oldu.. Diyorlar...

Bu tamamen doğru değilse de tamamen yanlış da değil; İran stratejisi sadece Irak özelinde anlaşılamaz. Daha bölgeseldir. Kazımi İran için ideal Irak lideri elbette değil. Ama ABD’nin Irak’a çöktüğü Saddam’lı yıllardan bu yana İran, bizzat/tamamen İran’a bağ(ım)lı bir Bağdat yönetimi kurmakla ilgilenmedi! Bunun sağlığına dokunacağını biliyordu! Daha çok Irak’ın istikrarlı olması ile ilgilendi. Ne de olsa kendisi için siperdir. Irak özelinde bu çok doğru bir karardır. Bağdat’ta herhangi bir kuklayı sonsuza kadar, hatta ondan beklenen ne ise yerine getirene kadar bile oynatmak mümkün gözükmediği gibi, politik açıdan çok masraflıdır. Bunun

yerine “etki alanı genişletmek” çok daha işlevseldir...

Yine de.. Bir diğer gerçek şudur; İran, Kazımi’nin seçilmesi dahil bir çok zorluğu besleme kabiliyetine sahipti. Ama yapmadı! Çünkü Kazımi ne kadar ‘Amerikan yorganı’ altında ısınsa da, kapılarını Tahran’a kapatmadı.

İran’ın ekonomik ve politik sıkışmışlığı, ülkenin “uygun” dış politika edevatını düşman için satın alınabilir ölçüde tezgâha sermesini engellemez. Tahran’ı harekete geçiren etkenler ve bölgede yapabilecekleri ABD için dahi çekici kılınabilir. Öyle ki ısınma sinyalleri veren İran-Suudi ilişkilerine eklenecek bir Kazımi faktörü, ilginç/rahatsız edici gölge veya aleni koalisyonları ortaya çıkarabilir...

***

İran-Batı ilişkileri söz konusu olduğunda Rusya’nın bu işlere nasıl baktığını merak etmemek olmaz...

İki ülkenin Ortadoğu politikaları, Suriye gibi dar bir alana hapsedilmiş görünse de, işte hem bizim güney sınırımız hem de Hindistan-Çin’e kadar uzanan Doğu ucunda (Afganistan-Pakistan) ortak ilgileri mevcut.

Nitekim kısa süre önce Tahran ve Moskova, ikili işbirliğinin bölgesel ve küresel koordinasyonu hakkında kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdiler. Bu görüşmeyi takiben Putin, Başkan Trump’la telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İran’ın nükleer mesele yüzünden uğradığı baskıyı gündeme getirdi. Yani İran’ı kurtarmaya çalıştı.

Suriye’de aralarının limonî olduğu sır değil.

Ama masa büyüdükçe limonlar küçülüyor...

***

Son perde Kazımi’nin İran ziyaretiydi; İran’ın duymak istediği cümleyi kurdu; “Irak topraklarından İran’a yönelik herhangi bir tehdide izin vermeyeceğiz”...

Görüşmede İran dini liderinin ABD’nin politikalarına yönelik uzun ve ağır eleştirileri, Kazımi’ye, ‘ABD’nin uzantısı olarak hareket etme’ mesajı olarak görülmeli.

Şimdi Kazımi’nin açmazı şu; Irak halkına ABD’den kalıplı bir taviz aldığını göstermeli. Şu an masada duran, ABD askerlerinin çekilmesi. Kısmen olsa kafi. Yoksa Irak-ABD ilişkilerini kurmaktaki başarısızlık tahtını devirebilir.

Bayramınız kutlu olsun efendim...

Google+ WhatsApp