Komplo kültürü

Komplo kültürü


Komplo kültürü

 

 

Yeryüzünde maddi ve manevi bütün problemlerimize çare olan İslâm gibi bir dini gönderen Rabbimiz olan Allah’a ne kadar hamd etsek azdır. Bugünkü problemlerin sorumlusu İslâm dini değil, İslâm’ı inkâr edenlerle İslâm’ı yanlış anlayanlardır. Günümüzde Batı kendi söküğünü dikemediği için İslâm’ın ve Müslümanların karşısına dikiliyor. 

Dünyayı, siyaseti, toplumu, ekonomiyi, kültürü Rabbanî hakikatlere değil, esrar perdelerine hamledenler, Allahû Teâla’ya karşı hamdi kaybedenlerdir. “Her şey göründüğü gibi değildir” düsturuyla âdeta bir virüs gibi yayılan komplo kültürü, gerçekleri görmemizi ve vaktinde konuşmamızı engellemektedir. Müslümanların problemleri uydurma parametrelerle çözüme kavuşturulamaz.

Halkı Müslüman veya halkından Müslüman olan ülkelerde “Sorunlar”ın ekonomik, kültürel, toplumsal, hukuki vb. sebeplerini ve çözümlerini araştırmak yerine, “dış güçler”e, esrarengiz komplolara bağlamak, komplo kültürüne teslim olan bir işaretidir. 

Sorunların ekonomik, kültürel, tarihi, sosyolojik, psikolojik sebeplerini ilmi metodlarla araştırmak ve çözüm üretmek yerine siyasi “savaş” açmakla savmaya çalışmak, komplo teorilerine umut bağlamaktır.

Bir Müslüman bir sorunla karşılaştığında öncelikli olarak nerede hata ettiğini sorgular. Müslüman başkasını suçlamadan önce kendisini masaya yatırır.

“Asrımızda İslâm ümmeti birçok problemle karşı karşıyadır. Bu problemlerden bir tanesi de komplo teorisidir. Bu nitelemeyi ister kabul, isterse reddedelim; ancak problemin özü, zihinlerde ve düşüncede varlığını sürdürüyor. Bu durum senelerden beri devam eden tartışmaların ve konuşmaların özünü oluşturuyor.

Komplo teorisinin özü, İslam’a ve Müslümanlara karşı olan güçlerin gizli plan ve programlar yapmaya devam ettikleri, çeşitli yollarla dünya hâkimiyetini hedefledikleri, Müslümanları iktisadi, siyasi ve maddi bütün yollarla parçalamayı, uyuşturmayı yahut da yok etmeyi temel bir hedef olarak benimsedikleri düşüncesidir.

Komplo teorisi dünyadaki bütün büyük sorunların açıklamasını komplocu bakış açısı ve bunu destekleyen tahlillerle yapıyor. Altmışlı ve yetmişli yıllarda üniversite öğretimi esnasında bizi çokça meşgul eden kavramlardan bazıları; masonluk, siyon protokolleri, Lions klüpleri, Rotary kulüpleri, devletler oyunu ve Arap dünyasındaki inkılaplar ve değişimlerdi. Bu ve diğer kavramlar Müslümanlara karşı kullanılabilecek komplo çukurlarını yansıtan temel esas üzerinde ortaya atılır ve açıklanırdı. Bunun arkasında müşterek çıkarları olan güçler vardır. Bu güçler bazen Siyonizm, bazen komünizm, bazen sömürgeci batı, bazen de bütün bu güçler toplu haldedir. Sanki kahraman ve zeki bir sihirbaz onların arasını birleştirdi, zıtlıklarını giderdi ve bir tek vücud olun dedi ve oluverdiler.

Psikolojik savunma durumunun sonuçları bü­tün alanlarda yıkıcı ve korkunçtur. Siyasi alanda boğucu bir hava oluşturur ve aptalca uygulamalara iter ve kişiyi anormaller sınıfına sokar.

Bu komploculuk hastalığı Müslüman zihinleri sıkı bir şekilde kuşattı, baskı altına aldı, şaşkınlığından ve geri kalmışlığından ötürü iradesini iyice zayıflattı. Basireti kayboldu, sosyal kanunları ve yaşam kurallarını unuttu. Kişi, insanlar arasındaki karşılıklı savunma duygusu gerçeğini unuttu veya bundan gaflete düştü.

“...Eğer Allah, insanların bir kısmıyla diğerlerini savmasaydı dünya bozulurdu. Fakat Allah bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.” (Bakara Sûresi/ 251)

Kur’an birçok yerde insandan ve mücadelenin tabiatından söz eder. İnsanın kendisi ile mücadelesinden, fertler ve milletler arasındaki mücadeleden... Öyleyse çağdaş İslâm düşüncesi özellikle başkalarının sahip olduğu gücün gerçeğini öğrenmeye, sömürgeci yayılma politikalarının sebeplerini tahlile, bu gücün dinamiğini kavramaya yönelmeliydi. Bu duruma olumlu cevaplar üretmeye yönelmeliydi. Komplo teorilerinden söz etmeye değil. Bilakis uyanış için teoriler üretmeli, düşünceye yönelmeli idi. Evet, zayıf ve fakir halkların aleyhine yayılma tahakkümlerini artırmak için zengin ve güçlü devletlerin belirledikleri politikalar, planlar ve ürettikleri teoriler var. Bu tarih boyunca insanlığın tekerrür eden gerçeği, iktisadi, siyasi, kültürel vs. çıkarları için sürüp giden bir kavgayı ve mücadele zincirini andırır. Çalışmanın mantığı bizi bu mücadelenin kurallarına ve hayatın kanunlarına uygun olarak bu gerçekle beraber olmaya çağırır.

Müslüman toplumların kalkınma ve uyanış problemini halledebilmesi, medeniyetinin projelerini gerçekleştirilmesi için “komplo teorisi” sayfasını kapatması, dış komplo kültürü ve düşüncesinden uzaklaşması lazımdır.”  (Muhammed en-Naku/ el-Âlem / Sayı: 432 (1992) 

Tefekkürün, Tezekkürün, Taakkulün ve Tedebbürün olduğu yerde komplo kültürüne itibar edilmez. Komplo kültürüne itibar edenler, Tefekkürden, Tezekkürden, Taakkulden ve Tedebbürden kendilerini mahrum bırakanlardır. Komplo kültürü; zannın ağına takılmak, yalanın ateşine yanmak ve öfkenin kılıcına sarılmaktır. Şunu bilelim ki; Müslüman olarak öfkeniz imanınızla mukayyed değilse zararı def etmek yerine başkalarına zarar veren bir saldırganlığa dönüşür. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp