Kolaylar neden kolay?

Kolaylar neden kolay?


İnsanın kendini bıraktığında kolaylıkla yöneldiği şeyler var, bir de yönelmek için kendini biraz itelemesi, zorlaması, teşvik etmesi gereken şeyler... Günahlar ve sevaplar arasındaki ikilemimizde bu böyle... Günah işlemeyi seçiyorsak bu bize zor gelmiyor. Ama sevap işlemek, hatta günah işlememek bile zor geliyor, sabır ve dirayet gerektiriyor. Nefsin elindeki en büyük koz bu... Ama böyle olmasa bir imtihanın varlığından da söz edemezdik. Madem ki böyle, bunu bir ölçü olarak hatırımızda tutmamızda fayda olabilir. İnsanlarının kemal, idrak ve ihlas seviyelerinin farklı farklı olduğu gerçeğinden hareketle belki çok genellememek gerekir ama; bendeniz gibi her an bu gelgiti dramatik biçimde yaşayanlar için en azından her daim önümüzde beliren iki yoldan nefsimize zor geleninde hayır, kolay geleninde şer olabileceği ihtimalini hatırımızda bulundurmamız isabetli olur diye düşünüyorum. İstikametimizin selameti bakımından bu önemli...

Bu noktadan hareketle, her biri yine bir tercihin eseri olan meşguliyetlerimizi de bu ölçüye vurabiliriz. Neticede hepsi bizi meşgul eden, vaktimizden vakit alan, zihnimizden zihin, duygularımızdan duygu sağan uğraşlar olduğu için meşguliyetlerimizin de hayırlısının ve şerlisinin olduğunu hesaba katmamız icap eder çünkü. Yöneldiğimiz şeyler bizi kolayca kendine çekiyor, içine alıyor ve kolay kolay geri bırakmıyorsa, onlar esasta lehimize olmayan şeyler olabilir yüksek ihtimalle... Yönelmekte zorlanıyor, meşgul olurken sıkılıyor, kaçmak istiyor, yoruluyorsak, yani bu uğraşlarda istikrar gösterebilmek için sabır ve dirayete ihtiyaç duyuyorsak orada da yüksek ihtimalle bir hayır olduğu umut edilir.

Bu kıstaslara ne gerek var, neyin hayırlı, neyin şerli olduğu zaten belli değil mi? Büyük bir kısmı belli ama bir kısmından görüntü pek net değil! Özellikle hayatımıza sonradan giren ve fıkıh kitaplarında adıyla sanıyla yer tutmayan kimi meselelerde insanı aymazlığa uğratabilecek ya da kendini kandırmaya sevk edebilecek belirsizlikler ortaya çıkabiliyor. Mesela? Hepimiz gıybet, iftira ve hakaretin büyük günahlar olduğunu biliyoruz. Günlük hayatımızda yaptığımızı fark ettiğimizde yeterince değilse de kaçınmaya çalıştığımız da oluyor en azından. En azından biri uyarırsa bu melaneti işlemekten geri çekilebiliyoruz. Ama bunu sanal mecralarda yaparken doğrusu gıybet, iftira ve hakaret kavramları dahi aklımıza gelmiyor çoğumuzun. Orası ayrı bir dünya, davranış, söz, tavır sanal mecrada olunca bu yapılan gerçeğin mahkemesinde yargılanmaz diye adı konmamış bir inanç var sanki herkeste. Herkes özenle gündeme getirmekten kaçındığı için pek konuşulmuyor işin bu tarafı... Dolayısıyla yanlışa düştüğünde pek uyaran da olmuyor tabiatıyla o ortamlarda insanları. Bir örnek olsun diye yazdım, bu kadar değil tabii mevzu...

Kapılıp gittiğimiz (ve güya fıkıh kitaplarında hükmü verilmemiş) her yeni alışkanlığımızı bu ölçüye vurmak, herhalde malumunuz ki, her birimizin üstündeki temel bir mesuliyettir.

Yazının başında ilk söylediğimiz meseleyi belki fark etmede bir kolaylık, teşhis etmede bir ipucu olarak görmek iyi olacaktır. Meşguliyetlerimizi muhakeme ederken, bizi içine çekenle yönelmek için kendimizi teşvik etmek durumunda olduklarımızı birbirinden ayırmak elbette lehimize olacaktır. Özellikle de içimizdeki o yanıltıcı, ifsat edici ses durmadan kulağımıza kolay, çekici, eğlenceli taraf lehine bahane ve mazeretler fısıldayıp dururken... Bunların cümlesine vesvese diyoruz. Vesveseyi kulağımıza kim fısıldıyor, onun cevabı da yüce kitabımızda...

Google+ WhatsApp