Kökler

Kökler


Kökler

 

 

E-Devlet’in son uygulaması olan “soyağacı” kayıtları şaşırtıcı bir ilgi gördü. Hattâ bir ara o kadar çok kullanıldı ki, uygulamanın dayandığı programın çöktüğü haberlerini aldık. Bu âlâkanın ifâde ettiği bir husus var: En düz çıkarımlamayla, gâliba bu memleketin insanları arasında köklerini bilenler azınlığı oluşturuyor. Köklerini bilmeyenler, belki de dedesinin adını bile bilmeyenler kâhir ekseriyeti oluşturuyor. E-Devlet bu imkânı tanıyınca da şaşırtıcı bir merak açlığıyla insanlar köklerini sorgulamaya başlıyor. Pratikte nerelere kadar iniliyor bilmiyorum ama; arayanlar ,hiç değilse bir kaç nesil öncesine ; meselâ dedesinin dedesine ulaşabiliyor.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Kök meselesi evvel emirde tespit edelim ki; toplumsal düzlemde sınıfsal; kültürel düzlemde ise dinsel bir meseledir. Evvelâ işin sınıfsal boyutuna bir bakalım. Aristokrasiler ve hânedanlar soy tutma ve soyculuk gütme işinin öncüsüdür. Ataların titizlikle saklanan isimleri zaman içinde bir ayrıcalık gütmenin de payandalarını oluşturacaktır. Dinî manâda ise “atalar kültü” dediğimiz arkaik-pagan inanç türlerine ulaşıyoruz. Tabiî ki “atalar kültü” aristokratik târihe göre bir hayli eskidir. Ama aristokratların yaptığı mistik ve adı konmamış ,ama tapınılan “atalar kültünü” tescil etmek ve dünyevîleştirmek olmuştur. Belki de avam ve havass arasındaki fark, atalarını bilmemek ile bilmek arasındaki farktı. Tescilli atalar karşısında tescilli olmayan ataların isimlerini bilmenin fazlaca bir manâsı da olamazdı.

Buna mukâbil, başta Hristiyanlık olmak üzere, özerk manâda kurumsallaşmış bâzı dinlerin pratiğinde, doğum ve ölüm üzerinden insanların kaydı tutulabilmiştir. İslâmiyette böyle bir uygulamaya rastlamıyoruz. Çünkü İslâmiyet târihi pek çok havzada zâten müesses nizamlarla birlikte çalıştığı için, kendi başına taraftarlarının farkına varmak için kayıt tutmamıştır. Kiliselerin bunu yapmaları, insanların kara kaşı kara gözü için değil, gücünü ,taraftar desteğini hesaplamak ve kontrol etmek içindi.

Modern tarihlere doğru, çok çarpıcı ve çelişkili gelişmeleri görüyoruz. En görünür olandan başlayalım: Aristokrasi-burjuvazi hesaplaşmasında odaktaki mesele “kök” iddialarıydı. Burjuvaların bir kısmı ezilmiş ve kazandıkları paralarla unvân ve soy satın almaya koyulmuştu. Ama “onurlu” burjuvalar bunu ilkesel olarak reddetmekte, köklerin manâsız olduğunu, insanın bir birey olarak yapıp etmelerinin onun değerini belirdiği fikrini geliştiriyorlardı. Süreç içinde de kazanan bu oldu. Burjuva eşitlik düşüncesi aslında köklere îtirâzı anlatır. Eşitlik toplumun üzerinden kızgın bir ütü gibi geçer ve herşeyi düzleştirir. Eşitlenme bir bakıma da köksüzlükte eşitlenme; veyâ köksüzlerin eşitlenmesidir. Ulus, özellikle bir siyâsal proje olarak köksüzleştirilmiş, vasatlarda düzleştirilmiş büyük bir kütlenin adıdır. E. Renan “Millet Nedir?” başlıklı meşhûr ve klâsik risâlesinde, kendi sorduğu soruya kesin ama unutulmaz bir cevap verir: “Ulus amnezidir”…Bu, tabiî ki siyâsal düzeyde kalmaz. Ekonomik bir mahiyet de kazanır. Köksüz bir kütlenin üretim ve tüketimde ,neticeleri her seviyede hayli ağır bir işbölümüne uğratılması süreci tamamlar.

Ulusu, târihsel-kültürel olarak tanımlayanlar ise, siyâsal ulusçulardan farklı olarak bir “kök” peşindedir. Ama bu kök, ulusun bütün evlâtlarını içine alan , organik bir köktür. Siyâsal manâda ulus inşâsında gecikenler, başta Almanlar olmak üzere açığı bu kültürel katkı maddelerini zerk ederek kapatmaya çalışmıştır. Hegel buna “Sittlichkeit” der. Büyük harfle anlatılan ‘K’ök, kişisel köklerden hoşlanmaz. Bu bir bakıma atalr kültünün siyâsal modern yorumudur. Veyâ Freud’un dediği gibi “bastırılmış” olan “atalar kültünün “geri dönüşüdür. Ahmed Ağaoğlu Türkçülüğün gelişmesindeki en büyük engellerden birisinin (kişisel kökleri ortaya koyan)muhitçilik olduğunu yazıyordu. Organik kök bütün kökleri ezer. şöyle de ifâde edebiliriz: Büyük kök, köksüzleşmenin başka adıdır. (Unutmayalım ki postmodern kökçülük , aşındırmak istediği ulusçuluğa işte bu en zayıf noktasından saldırdı).

REKLAM

 

Meseleye aktüel düzeyde bakacak olursak şunları kaydedebiliriz:Kök meselesi Kapital Dünyâ’nın bâzen işine gelir, bâzen de gelmez. Meselâ , yukarıda bahsettiğimiz ‘K’öklü uluslar, modern savaşlar düşünüldüğünde son derecede elzemdir. Eugene Weber, Fransızların siyâsal (köksüz)ulus inşâsı tutkularının, iki genel savaş arasında büyük bir boşluk doğurduğunu yazar. Çalışması da iki genel savaş arasında Fransız milliyetçiliğinin nasıl geliştiğini anlatır. Aslında modern dünyâ , kök iddialarını hem kışkırtmak hem de yatıştırmak için çok yatırım yapmıştır, yapmaya da devâm ediyor. Diğer taraftan kökler , eğer kayıtlı bir toplumu anlamaya ve anlatmaya yaramaktadır. Modern toplumlar kayıtlı toplumlardır. Her bir bireyin kayda alınması ve izlenmesi hayâtî derecede mühimdir. O hâlde soyağaçlarının ayrıntıları, modern akıl îtibârıyla kişiler hakkında da ayrıntı toplamak için faydalıdır.

Meseleye daha soyut bir eksenden baktığımızda; kökler ile kurduğumuz ilişkiyi meşrebimiz, fıtratımız ve tecrübelerimiz belirliyor. Eşitlik nasıl bizi köksüzleştiriyorsa, özgürlük tutkumuz da büyük ölçüde, önümüze konulan köklerden; özellikle de ‘K’öklerden kurtulma özlem ve arzumuzu yansıtıyor. Bunların izdüşümünde ise tam tersi süreçler bizi bekliyor. Köksüzlüğün derin bir yalnızlığa ve yabancılaşmaya dönüşmesi ve hemen ardından köklere duyulan yakıcı bir özlem…Hâsılı târihimiz biraz da köklenmek ile köksüzlük arasındaki savrulmalarımız değil mi?

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp