Köfteli çorba

Köfteli çorba


Köfteli çorba

 

 

Döneleyip durduğu, daldığı anlarda da türlü tuhaf rüyalar gördüğü yatağından “hay” deyip kalktı. Eliyle mumu aradı karanlıkta. Vura vura kavdan ateş aldı. Oda ışılayınca “bir abdest almalı” deyip kapının önüne yürüdü.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Güğümdeki su gecenin ayazını sindirmişti içine. Yüzüne ilk çarptığında “hay” dedi yine elinde olmadan.

Gece namazını uzattıkça uzattı. Bacakları yorulana kadar kıyamda, başının döndüğünü hissedene kadar secdede, ayaklarının uyuştuğunu anlayana kadar son oturuşta kaldı. Namazı bitirince yine elinde olmaksızın “hay” dedi.

“Bre hele şu mollaya bak ki tasavvuf ehli gibi cezbeye gelir” diyerek kınadı kendini. Mumun aydınlığında Nesefi tefsiri talim etmeye başladı.

Son zamanlarda hali hal, kali kal değildi. Ne Nesefi tefsirine sığabildi, ne mumun aydınlattığı hücresine.

Öğrenciler uyanmasın diye ayaklarının ucuna basa basa dışarı attı kendini. İncecik Bursa ayazından bir medet umdu.

Bir iki bekçi kendisini tanıyınca hürmet gösterdiler. Daha önce nefsinin hoşuna giderdi tanınıp hürmet görmek; bu kez neredeyse mahcup oldu bundan.

Epeyce yürüyünce yorulduğunu hissetti. “Şuracığa” diyerek çöküverdi bir tahta kerevetin üzerine.

“Medreseli, hele bir bak” diyen o kalınca erkek sesini duyduğunda yine “hay” deyip fırladı yerinden.

Işığı takip edip kapısı açık bir dergâhın eşiğine geldi. Postta oturan adam, “eşikte durunca olmaz medreseli, eşikte durdu mu hiç olmaz. Sen en iyisi mi git bize köfteli çorba getir” dedi.

İşte orası Abdullah’ın ilk eşiğiydi. “Ben ki Eşrefzade’yim, senin gibi Abdal Mehmed’e çorba getirmek benim gibi bir âlime mi gerek, bre hadsiz” demeyi geçirdi aklından bir an. Hatta “ben ki dört dilde yazar bozarım, tefsir ve hadis ve fıkıh ve dahi kelam benden sorulur. Ben ki Çelebi Mehmed Han’ın medresesinin müderrisiyim. Bursa’da halk yolumu çevirir de soru sorar, dua ister a edepsiz. Sen ki elinde teberi, başında keçe küllahı cahil dervişan takımındansın, yerini bil” diye bağırası geldi.

Fakat Abdal Mehmed, gülümseyerek yeniledi isteğini: “Sen en iyisi mi git bize köfteli çorba getir.”

“Olur” dedi namlı müderris Eşrefzade Abdullah. Gece hafifçe ışığa yırtılırken Ulu Camii civarına indi. Namazı orada eda etti. Namazdan sonra açık aşhanelerden köfteli çorba sordu. Bulamadı. “Bari elim boş dönmeyeyim” diyerek köftesiz bir çorba aldı.

Abdal Mehmed’in dergâhına yeniden vasıl olduğunda hava iyice aydınlanmıştı. Yine geldi, eşikte durdu Abdullah. Abdal Mehmed, “eşikte durunca olmaz medreseli, eşikte durdu mu hiç olmaz. Getir bakalım çorbayı” dedi.

Eşrefzade’nin nefsi yine köpürdü. Getirip çorbayı küt diye bıraktı Abdal Mehmed’in önüne. “Ders başlar” diyerek dönmeye davrandı. Abdal Mehmed, bir kez daha seslendi eşikteki Abdullah’a: “Eşiktesin medreseli. Hem çorbayı da köftesiz getirmişsin. Hele bahçeden çamurları köfte gibi et de getir bana.”

İyice öfkeye geçmişti Abdullah. Yine de çıkıp gidemedi. Bahçedeki çamurlardan küçük yuvarlaklar yaptı. İki avucu da dolunca döndü dergâha.

“At bakalım çorbaya köfteleri” dedi Abdal Mehmed. “Tamam deli bu” diye geçirdi içinden Abdullah ama yine de boca etti çamur toplarını çorbaya. “İç bakalım” dedi Abdal Mehmed çorbayı karıştırıp. Merakından, sadece merakından bir kaşık aldı Abdullah. “Hay” dedi. “İç” dedi Abdal Mehmet. İçti Abdullah. Her kaşıktan sonra “hay” diyerek içti.

Çorba bittikten sonra “söyle bakalım Eşrefzade” dedi Abdal Mehmed. “Söyleyeyim sultanım” dedi Eşrefzade: “Dervişler Hakk’ın dostu / Canları ezel mesti / Aşk şem’ini yaktılar / Pervane olan gelsin / Bu Eşrefoğlu Rumi / Dervişliğe geleli / Nefsindendir çektiği / Nefsin öldüren gelsin”

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp