Kızımla evlenir misin?

Kızımla evlenir misin?

Hz. Ömer’in kızı, Hafsa’nın kocası Bedir Savaşı’ndan sonra hastalanarak vefat etmişti. Bu ayrılık Hafsa annemizi çok üzüyordu. Kızının bu üzüntüsüne bir çare bulmak isteyen baba (Hz.) Ömer (r.a) “Çivi çiviyi söker” dediğimiz bir metaforla hareket ederek kızını evlendirmek istedi. Bir çare olsun diye

Kızımla evlenir misin?

 

Başlık, tam hikaye/roman konusu ve adı. Hatta film bile olabilir. Bu isimde ve konuda bir hikaye yazar mıyım bilmiyorum. Evlilikle sonuçlanmasa da böyle bir evlenme maceram oldu. Kızı ile evlenmemi isteyen bir kalender Müslüman tanıdık ömrümüzde. Belki onu yazarım.

Ancak benim niyetim başka. Ben size Hz. Ömer’i anlatmak istiyorum. Çünkü başlık onunla ilgili. Hz. Ömer’in kızı, Hafsa’nın kocası Bedir Savaşı’ndan sonra hastalanarak vefat etmişti. Bu ayrılık Hafsa annemizi çok üzüyordu. Kızının bu üzüntüsüne bir çare bulmak isteyen baba (Hz.) Ömer (r.a) “Çivi çiviyi söker” dediğimiz bir metaforla hareket ederek kızını evlendirmek istedi. Bir çare olsun diye arkadaşı Hz. Ebubekir’e geldi ve “Biliyorsunuz kızım Hafsa dul kaldı. İyi bir insandır. İyi de eş olur. Ne dersin, kızımı sana nikahlayayım mı?” diye sordu. Böylece kızını Resûlullah’ın en yakın dostu, kayınpederi ve kendisinin da arkadaşı olan Ebubekir’in nikahına vermekle onu emin ellere teslim etmiş olacaktı. Tarihçilerin anlattığına göre, (Hz.) Ömer ile (Hz.) Ebubekir o günlerde bir konuda tartışmıştı. (Hz.) Ömer böylece kalbini kırdığı (Hz.) Ebubekir’in gönlünü de almış olacaktı.

(Hz.) Ebubekir bu teklife teşekkür etti. Benden daha hayırlı bir eş bulursun diyerek (Hz.) Ömer’in teklifini reddetti.

Birkaç gün sonra (Hz.) Ömer’in aklına başka bir çözüm geldi. O günlerde (Hz.) Osman’ın eşi, Efendimiz’in kızı Rukiyye vefat etmişti. O da fevkalade üzüntü içinde idi. (Hz.) Ömer hem (Hz.) Osman’ın hem kızının hüznünü gidermek için, bu kez aynı teklifi (Hz.) Osman’a götürdü. (Hz.) Osman, “Evimden daha yeni cenaze çıktı. Bunun matemi var. Böyle bir teşebbüsü doğru bulmuyorum.” diyerek (Hz.) Ömer’in teklifini reddetti. “İnşallah benden daha hayırlı bir eş bulursun kızına” diye de dua etti.

Bu teşebbüsleri akim kalınca, belki bir çıkar yol gösterir, belki beni teselli eder düşüncesiyle Hz. Peygamber’e vardı (Hz.) Ömer. Durumu özetledi.

Bunun üzerine Efendimiz aleyhisselam “Ey Ömer dedi; ister misin sana Osman’dan daha hayırlı bir damat ve Osman’a da Hafsa’dan daha hayırlı bir eş vereyim?”

“Ne demek, tabii isterim Ey Allah’ın elçisi” diye cevap verdi (Hz.) Ömer. Bunun üzerine Allah resûlü, (sav) “Hafsa’yı nikahıma ben alayım, Osman’a da kızım Ümmügülsüm’ü  nikahlayayım” dedi ve böyle oldu.

Bu evlilik bize ne diyor, ben ne anladım? Bunun üzerinde durmak istiyorum.

Anladığım şudur: Biz Türklerin, şu kadar yıllık Müslümanlık tarihi olmasına rağmen evlilikleri tam olarak İslamileşmemiştir. Türk evlilik geleneği, İslam anlayışının gerisindedir ve belki İslam öncesinin izlerini taşımaktadır.

Siz çevrenizden, tarihe veya günümüze ait böyle evlilik örneği kaç olay sayabilirsiniz? Girişte dediğimiz gibi bazı örnekleri olsa da bunlar yaygın değildir. Hatta ayıplanan, yadırganan bir şeydir. Şu an hakim olan anlayışa göre verilen/verilecek olan cevapları siz de tahmin ediyorsunuzdur.

“Bu kızın mutlaka  bir kusuru vardır. Acaba ne gibi bir menfaat peşinde bu adam?”

Tekrar yukarıdaki örnek olaya dönelim. Bu evlilikte “Kızımla evlenir misin” denilen kişi, yaş olarak ellinin üzerindedir. İkincisi, kadın; evlenecek kocanın ilk karısı olmayacaktır; çünkü erkek evlidir, birden fazla karısı vardır.

Şimdi düşünelim. Hangi Türk ana-baba, erkek kardeş kabul eder, kızının veya kız kardeşinin yaşı elliyi bulmuş, birden fazla karısı olan bir erkeğin hanımı olmasını? Üstelik bu teklifi o kadının en yakını olarak teklif edecek!? Avam ağzı ile söylersek “Allah korusun!”; yürüklükteki olaylara bakarak söylersek “kan çıkar”.

Son dönem kadın cinayetlerine ve boşanmış da olsa, kocası tarafından öldürülen kadınların olaylarına bakıldığında bu sorunun cevabı açık: Dine, ashaba kesinlikle itibar edilmiyor, etmiyoruz. Bilinçli Müslümanlar olarak kadın cinayetleri işleyenleri kesinlikle onaylamasak da biz daha Hz. Ömer vakasının kahramanları değiliz; sadece okuyucularıyız, nakledicileriyiz, belki övünücüleriyiz ve fakat kesinlikle o ahlaktan uzağız.

 

 

Kadından gelen teklif: Benimle evlenir misin?

Devam edelim.

Yıllar önce, bir televizyon programında, Alman asıllı, psikolog bir bayana niçin Müslüman olduğu soruldu. O da şöyle cevap verdi. “Almanya’da, beni tanıyan Hristiyan ve diğer dinlerden olan kadınlar da sordular bu soruyu. Neden? Onlara şöyle dedim. Size desem ki günümüzde bir kadın, içimizden biri, beğendiği erkeğe evlilik teklif etse ve evlilikleri böyle gerçekleşse buna ne dersiniz?”

Herkes “Bu çok ileri bir anlayış, hayranlık uyandıran bir şey ve fakat Alman toplumunda böyle bir anlayış örneği yok denecek kadar az.” demiş.

Sohbetin genelinden anlaşılıyordu ki Batı’da da evlilik, erkek tarafından kadına götürülen bir teklif sonucu gerçekleşiyor. Bu bir erkek üstünlüğü veya seçiciliğidir. Kadın, seçen değil, seçilendir. Kadının evlilik teklifi götürdüğü evlenme şekli Batı’da da nâdirâttandır.

Bayan psikolog sözünü şöyle sürdürdü: “Biliyor musunuz İslam peygamberi Hz. Muhammed, ilk evliliğini kadından gelen teklif üzerine yapmıştır.”

Herkes şaşırmış tabii.

Biz şaşırmıyoruz çünkü biliyoruz. Fakat sadece biliyoruz, naklediyoruz ve fakat iş uygulamaya geldiğinde kriterler, sözler, tepkiler değişiyor.

Siz; günümüzde zengin, akıllı, iş bilir, güzel bir kadından evlilik teklifi alan Türk erkeğinin tepkisini, tepki sözlerini düşünebiliyor musunuz? Asıl ahlak, itikat, sadakat, iman işte o sözlerin altındadır.

 

 

Karımla evlenir misin?

Size başka bir olaydan da bahsedeceğim. Ensar-Muhacir kardeşliğinden. Medineli Ensar; Mekke’den hicret eden Muhacirlere sadece yurtlarını, evlerini değil lokmalarını da ortak etti. Birden fazla karısı olan bazı Ensar erkekleri; Hz. Peygamber aleyhisselama gelerek, onun ve diğer sahabilerin evlenebilmeleri için eşlerinden birini boşayıp Muhacirlerle evlenmelerine müsaade edeceklerini söylediler ve bunu teklif ettiler.

Hz. Peygamber aleyhisselam Ensar’ın bu teklifini teşekkür ve dua ile karşıladı ve fakat bu yolu açmadı.

Din kardeşliği, Allah’ın tattırdığı en büyük nimettir ve bu kardeşliği sadece Müslümanlar hayata geçirmiştir. Bunu  dünya nimetlerini her şey zanneden anlayış sahipleri anlayamaz. Onlar olsa olsa ‘yurdumuzu, havamızı, suyumuzu paylaştığımız yetmiyormuş gibi eşlerimizi mi paylaşacağız’ diye tepki verirler.

Ara başlıklara dikkatinizi çekerek bitirmek istiyorum.    

Bugün, arkadaşının, tanıdığının itikadından, ahlakından, Allah’a sadakatinden, dürüstlüğünden şüphesi olmasa da kim; gel seni kızımla evlendireyim, kızımla evlenir misin diyebilir? Hem de aralarında yaş farkı olmasına rağmen?

Hangi kadın, Hz. Hatice gibi bir erkeğe evlilik teklifinde bulunabilir?

Kim ve nerede o Müslüman ki gel seni kızımla evlendireyim diyecek?

Adı ile Ensar olan hangi kişi, bir Muhacire gel seni yakınlarımdan biri ile evlendireyim, der; diyor; diyebilir.

Denilebilir ki sen bize Hz. Peygamber, sahabi ahlakında birini göster; o  ahlaka sahip kişiye bu teklifi yapmak bizim işimiz olsun. Doğrusunuz derim. Pekiyi biz neden o ahlaka sahip değiliz?

Ülkemize gelen Suriyeli ve diğer muhacirlere yaptığımız muamelelere bakalım bir de. En hayırhah (!) davranışımız, Suriyeli kadınları Türk erkeklerine ikinci eş olarak görmek. Fakat ne pahasına. Nasıl bir muamele ve nasıl bir hukukî, ahlakî ilkeye bağlı kalarak? İşte orası meşkuk.  

Evet, bizim İslam tarihimizde “Kızımla evlenir misin, sana kızı nikah etmemi ister misin” diyen babalar vardır. İslam için memleketini terk etmiş din kardeşiyle evlendirmek üzere karılarından birini boşamak isteyen sahabi zihniyet ve niyeti de bizim tarihimize dahildir. En önemlisi ilk evliliğini kadından gelen teklifle gerçekleştiren bir Peygamberin ümmetiyiz.

Bir de “Sen benim ne biçim arkadaşımsın, ne biçim Müslümansın sen, şu yaşta arkadaşının kızına göz diktin ha!, yaşından başından utan” anlayışının hakim olduğu İslam sonrası Türk kültürü. Böyle bir kültürün takipçileri bırakın kızlarının evlendirilmesini; dul annesinin, babasının evlenmesine bile karşı çıkıyor; onlar evlatlarına rağmen evlenmeye teşebbüs ederse bütün ilişkileri kesiyor. Evet, bir de böyle bir şey var. Türk kültüründe anne, baba evlenirken evlatlarından izin almak zorundadır ve eğer izin çıkmazsa Allah, onlara kaç yıl ömür verdiyse o yılları bekar yaşayacaklar. Burada en önemli hususun, mirasın elden gitme endişesi olduğunu belirtelim.

Aklımın almadığı bir şey ile bitireyim.

Bütün bu kıskançlığa, tutuculuğa rağmen aile en zayıf müessesemiz oldu çıktı. Aile içi mahremlik kalmadı. İnsanlar en mahrem hallerini yazılı, sözlü, görselli paylaşmaktan zevk alır hale geldi. Nasıl oluyor da oluyor aklım almıyor bir türlü.

Anlayan beri gelsin ve bana da anlatsın n’olur! 

 

kamil yeşil

dünya bizim

Google+ WhatsApp