Kıyılarda umut aradılar

Kıyılarda umut aradılar


Irkçı faşistlerin mülteciler üzerinde oluşturdukları baskı ve dışlayıcı tavırlara hepimizi şahidiz. Oysa onlar tercih etmemişlerdi bu çileli yolculuğu. Suriye’de sıradan yaşamlarını sürdürürken emperyalist Siyonist zihniyetin asırlar önce yazdığı karanlık senaryonun içinde buluverdiler kendilerini. Sonra her şey değişti ve yurtlarını terk edip bilmedikleri diyarlara sürüklendiler… Yeni yaşamlarında vicdani hassasiyet sahibi kişiler onlara kucak açarken, faşistler “neden geldiler, neden savaşmadılar” demeye ve kışkırtıcı, dışlayıcı tavırlar sergilemeye başladılar. Oysa savaşın acı yüzüyle onlar tanışmıştı, yıkıntılar arasında nefes alıp vermeye çalışan onların çocuklarıydı, anne-babalarının cesetlerine sarılıp uyuyan bebekler onlara aitti, bombalar altında nefes almaya çalışan onlardı. Savaş ekranlarda izlediğimiz görüntülerden ibaret değildi, savaş ölüm, kan, açlık, yoksulluk, ayrılık ve korku demekti. O yüzden kimse oturduğu yerden ahkam kesmesin, kimse empati yapmadan söz sarf etmesin. Kimse mazlumların çileli yolcuğunu küçümsemesin… Kaldı ki böyle durumlarda dinimiz hicrete cevaz vermiştir, Allah’ın helal kıldığı bir şeyi siz haram kılamazsınız, buna gücünüz yetmez.

 

Mülteciler zulümden kaçıp Türkiye’ye ulaşmak üzere yola çıktıklarında büyük bir umut içindeydiler. Kardeş bir ülkede yaralarını saracak insanlar mutlaka olacaktı, buna yürekten inanıyorlardı. Fakat ne acıdır ki, misafir olarak addettiğimiz bu kişilere atmadığımız çamur, yapmadığımız eziyet kalmadı. Neden savaşmadılar dedik, hiçbir şeyi hak etmiyorlar dedik, devlet neden onlara yardımcı oluyor dedik, adap kuralları bilmiyorlar dedik, kaba ve cahil insanlar dedik. Okullarımızda, iş alanlarımızda, sosyal ortamlarda bu insanları hep dışladık, hayatımızda onlara özel bir alan açmadık, açamadık. Kardeş ülke deyip bin bir umutla gelmişlerdi ama burada hiçbiri mutlu değildi, hiçbiri umutvar değildi. Yine de direndiler ve bunca dışlanmaya rağmen ayakta kalmaya çalıştılar.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa’ya gitmek isteyen mültecilere sınır kapılarının açılacağını açıklaması büyük bir hareketliliğe yol açtı ve mülteciler hiç tereddüt etmeden kıyılara yığıldılar. Avrupa’ya ulaşmak onlar için bir çözüm olmayacaktı kuşkusuz fakat kendilerine yeni bir hayat aramaktan başka da seçenekleri yoktu. Kardeş bildikleri ülkede ağır şartlarda çok cüzi ücretlere karşılık çalışmışlardı, rutubet kokan evlere fahiş paralar ödemişlerdi, dışlanmış, horlanmış ve ikinci sınıf insan olarak görülmüşlerdi. Kardeş bildikleri bu insanların dışlayıcı tavırları düşmanın attığı mermiden daha da ağır gelmişti onlara. O yüzden aldıkları sinyali hemen değerlendirip kıyılarda yeni umutlar aramaya koyuldular.

 

U.A.Ö raporuna göre dünya üzerinde 60 milyonu aşkın mülteci var. Ancak bu sayı gittikçe artıyor. BM’nin 2014 raporuna göre Suriye’de yaşanan iç savaş neticesinde 7 milyon kişi ülkesini terk etmek zorunda kaldı, 5 milyon kişi ise zorunlu olarak yer değiştirdi. Fakat kimse, küresel terörizmin dünyaya ektiği şiddete ve bu insanların yurtlarını hangi şartlarda terk ettiklerine dikkat çekmiyor. Kimse bu insanların yüreklerine akan acıyı göremiyor, görmek istemiyor. Ne garip değil mi?

Google+ WhatsApp