Kitlelerin güç algısı

Kitlelerin güç algısı


Adam sanırsınız ki ayağını ittirse, koskoca dünyayı tersine çeviriverecek… Heybeti ile dağları devirecek, bakışları ile dağları tuz buz edecek. Adam o kadar güçlü görünüyor ki, sanırsınız ki, dünyayı avuçlarının içine alıp limon gibi sıkıp atıverecek… Fakat fotoğrafın görünmeyen yüzünde eriyen bir kar dağı var. Bu koskoca cesette hiç tahayyül edemeyeceğiniz kadar naif ve kırılgan bir çocuk yaşıyor. Ve bu çocuk kendisine biçilen rolü yerine getirebilmek için başını hep gizli tutuyor, sessizliğe gömülüyor ve ser veriyor da sır vermiyor.

 

Adam çocukluğundan beri yapılı biriydi ve cüssesine bakılarak ona bir güç atfedilmişti. Bu kadar heybetli bir adam kolay kolay yıkılmaz, kolay kolay pes etmezdi. Adam bunun böyle olmadığını biliyordu ama kendisine atfedilen bu rolü oynamaktan başka seçenek bulamıyordu. Fakat içindeki kırılgan çocuk onu hep zorluyor ve beklenmedik zamanlarda ortaya çıkıp, güçsüzlüğünü açığa vurmaya kalkıyordu. Adam ne zaman hüzne kapılsa, ne zaman gözlerinde bir damla yaş belirse insanların, “Yıkılmaz adamsın, dev gibisin, ağlamak sana yakışmıyor, taşı sıksan suyunu çıkaracaksın” ifadelerini hatırlıyor ve o çocuğun sesini kısıyordu. Adam verilen rolü başarı ile oynayan bir aktör gibiydi. Güçsüzlüğünün anlaşılmaması için mümkün olduğunca insanlardan uzak durmaya çalışıyor, yalnızlığa çekiliyordu.

 

Adam annesini kaybettiğinde yaşamının en ağır travmasını yaşamış ve saklandığı bedenden çıkıp avazı çıktığı kadar ağlamak istemişti. Fakat birkaç kişi kolundan tutmuş ve “sen güçlü adamsın, dev gibisin, ağlamayı sana yakıştıramadık” deyip yasını tutmasına müsaade etmemişlerdi. Adam susmuş, hiçbir tepki göstermemiş akşam evine geldiğinde odasına çekilip kapıyı kilitlemiş ve hıçkırarak ağlamıştı.

 

Adam, materyalist kültürün birey ve toplumlara empoze ettiği güç kavramı üzerine çok fazla kafa yormuştu. Seküler kültürün atmosferini soluyan insanlar, tasavvurlarındaki kalıplara uymayan, sessiz, sakin, içedönük insanları zayıflar kategorisinde değerlendirip itibar etmiyorlardı. Buna karşın mülk ve kariyer sahibi, heybetli kimselere koşulsuz güç atfediyor ve bu insanları etten kemikten ayırıp, olağanüstü bir rol biçiyorlardı.

 

Adam, gücün gerçek sahibine iman etmişti ve kaynağından çağıldayan gücün ne olduğunu biliyordu. Adam gücün dışarıda değil, içeride, kalplerde yeşerdiğinin bilincindeydi. Asırlık çınar gibi heybetli bedenler eğer ölümü tadacak ve toprağa karışacaksa bunu güçle ilişkilendirmek mümkün olabilir miydi?

 

Adam, doksan yıllık bir bedenden doğrulup “hak” diyen ve hak için ölümü göze alanların cesaretini ve onların kitleler üzerinde bıraktığı tesiri düşündü. O yaşlı bedenlerde hayat bulan imanın gücünü bütün yoğunluğu ile hissetti ve hıçkırarak ağladı. Adam, gücü dünyanın geçici metalarında arayanların karşısına geçip,  hakkı anlatmaya karar verdi. Adam, işte o vakit sahip olduğu gücün farkına vardı ve bütün korkuları, bütün kaygıları bütün endişeleri öldürdü ve kendinden emin bir tavırla olduğu yerden kalktı. Adam artık hiçbir şeyden korkmuyordu. Adam gücün gerçek sahibine teslimiyet göstermişti.

Google+ WhatsApp