Kirli savaş

Kirli savaş


Kirli savaş

 

 

Bir büyüğüm vakt-i zamânında bana, değerini seneler içinde daha iyi idrâk ettiğim bir hayât görüşü hediye etmişti. Şöyle demiş olduğunu hatırlıyorum: “Hayat bir kömür galerisine benzer. Ve sen üzerinde bembeyaz bir gömlekle bu galeriye girersin. Ama ne kadar dikkât etmiş olsan da, bil ki galeriden çıktığında üzerinde büyük bir kısmının nereden geldiğini bile bilmediğin öbek öbek kurumlar olacaktır”..

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

İşlemeyen demirin pas tuttuğunu biliyoruz. Ama işleyen demir de ancak bir yere kadar ışıldar. Bir yerden sonra onun âkıbeti aşınmak olacaktır. Yâni işleyen demir ancak aşındığı yere kadar ışıldar. Hepimiz metâl yorgunluğunu biliyoruz. Işıldamanın bedeli dir bu yorgunluk…

Târihin en kirli galerilerinin savaş galerileri olduğunu herkes takdir eder. Târih bir dizi artığın birikimidir. Ama bu artıklar içinde en kirli olanı savaştır. Evvelâ şunu net olarak ortaya koyalım: Savaş tek başına kirli bir süreç değildir. Aldanma da genellikle burada ortaya çıkıyor. Romantik bakış savaşı istenmeyen, ârızî bir tarihsel çıktı olarak değerlendiriyor. Savaşları var eden, ortaya çıkan süreçlerle fazlaca ilgilenmeden savaşa îtirâz etmek olsa olsa çocuksu bir bakıştır. Hâlbuki savaş barışçıl gibi gözüken işlerin içinden gelir. Bizzât bu süreçlerin , ilk başta başka niyetlere yorulan maddî varlıkları savaşları var eder ve yönetir. Eğer savaşları, kendilerini var eden süreçlerden ayıklamadan, bütünlüklü bir bakışla teşrih masasına yatıracaksak buna diyecek bir şey olmaz. Rosa Luxemburg, Jean Jaures, Mahatma Gandhi gibi kahramanlar bunu yaptı. Ama, bu da kifâyet etmiyor. Çünkü târihi ilkesel ve bütünlüklü bir hesaplaşmaya taşımak hadd-i zâtında zor iş. Ama bundan daha zoru, bu hesaplaşmayı insanlığın “eşanlı” sırtlanmasıdır ki, işte işin en zor, belki de en olmayacak kısmı bu. Yukarıda isimlerini saydığım saygıdeğer şahsiyetlerin dramı da zâten bunu anlatır.

“Medeniyet” târihi savaşı yok edemedi. Ama onu kültürel olarak işledi ve yeniden üretti. Bu yeniden üretimin içine neler giriyor? Bir defâ savaşın düzenli ordularla; üstelik kâideli hâle getirilmesinden bahsedebiliriz. Hattâ bu îtibârla İslâm medeniyetinin öncü rolüyle iftihâr etmeliyiz. Savaşın hukûkunu inşâ etmek kolay iş değildir. İslâm savaş hukûkundan Westfalya’ya yapılan işleri hiç kimse küçümsememelidir. “Savaş suçu” kavramı bana her zamân tuhaf gelmiştir. Sanki savaş mâsum imiş de, onun içinde suç işlemek olmazmış gibi. Ama bu ihtirâzı kaydı diretecek değilim. Kurallı savaş her şekilde kuralsız savaştan evlâdır ve bunu taraflara kabûl ettirmek de küçümsenecek bir şey değildir.

“Haklı” ve “haksız” savaşlar ayırımı da, bahsettiğimiz kültürel yeniden üretimin konularıdır. Kanâtimce işin en fazla çatallaştığı nokta da budur. Haklı savaş, kurallı savaş manâsına gelmiyor. Hattâ “kurallı savaş” ile “haklı savaş “ arasında tam ters bir ilişki var. Kurallı bir savaş yürütebilirsiniz, ama haksızsınızdır. Kuralsız bir savaş yürütürsünüz; ama haklısınızdır. Değil mi ki Vietkonglar, Amerikan emperyalizmine karşı kuralsız; lâkin haklı bir savaş verdiler. Cümle anti-kolonyalist ve anti-emperyalist savaşlar da böyle değil midir? Donanımlı, düzenli ordular karşısında ne yapılabilirdi ki, denilebilir. İtirâz kaldırmayacak bir değerlendirmedir bu. Leylâ Hâlid uçak kaçırmayıp ne yapacaktı?

Kuralsız yürütülen savaşların kendi normları var mıdır? Meselâ sivilleri kayırmak, kollamak gibi..Buna dikkât etmek bu savaşları yürütenlerin insaflarına kalıyor. Ama çoğunlukla kuralsız ve haklılığına ölümüne inanmış insanların savaşlarında , haklılık duygusu körleştirici bir etki doğuruyor ve diğer duyarlılıkları ezip geçiyor. Gâliba genellikle ıskalanan şu: Haklı olmaktan daha zoru haklılığınızı sürdürebilmektir. Haklı olmak, belki gerekli ; ama asla yeterli olmayan bir koşuldur. İşte, haklı ama kuralsız savaşların yaşadığı metâl yorgunluğu ve kirlenme de burada ortaya çıkıyor. O romantik devirler çok, ama çok geride kaldı. Kimse Che’li, Marighellalı günleri, İspanyol iç savaşının o evrensel dayanışmasını dayatmasın. Bunlar Heminway’in, Exupery’nin edebiyatlarında kaldı. Süreç ise çoktan çoktan kirlendi. Kurtuluşçu grupların , mafyalara, uyuşturucu kartellerine eklemlendiği çok katmanlı bir kirlenme bu.

Ama en vahimi de şu: “haklı” savaşların “kuralsız” grupları , dünyâ ölçeğinde savaşı pazarlayan, kotaran güçlerin âleti, oyuncağı hâline geldi. Bugün, burnumuzun dibinde yaşanan savaşta bunu net olarak görüyoruz. Pek çok güç, bu ,maşaallah “pek haklı olan” bu kirli yapıları kullanarak işini yürütüyor. Bu da ,“Ben yapmadım ki, onlar yaptı” sorumsuzluğuyla, en yapılamayacak şeylerin bile yaptırılabileceği bir ortamı sağlayarak, savaş hukuklarını da aşındırıyor. Bugün artık kurallı savaşlarla kuralsız savaşlar arasındaki ayırımı o kadar kolay yapamıyoruz.

Köroğlu, “tüfeng icâd oldu; mertlik bozuldu” diyordu. Garibim vesâyet savaşlarını görseydi, ne derdi acaba?…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp