Kırık usturlap...

Kırık usturlap...


Kırık usturlap...

 

 

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg: “Siyasi boyutta NATO’yu bir arada tutan bağlar zorlanıyor. NATO kuruluşundan bu yana Avrupa ve Amerika’nın eşsiz barış sürecine tanıklık etti ama son dönemde Avrupa-ABD arasında ilişkiler gerildi! ABD’nin müttefikleriyle önemli konularda görüş ayrılığı var artık. İttifakın birliğine ve ortak çıkarlara zarar verilmemesi gerekiyor ama yakın dönemde oluşan farklılıklar gerçek. Bir gecede üstesinden gelinmesi de imkânsız”...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Dünyada çok ilginç gelişmeler yaşanıyor. Avrupa’da birbirlerini yemeye başladılar. Hedef Müslümanlardı, Türkiye’ydi, şimdi ise; doğu, batı, orta, göç alan, almayan, AB’de para veren vermeyen.. Bu yarın Katolik-Protestan çatışmasına kadar gidebilir. Böyle bir risk var. Avrupa’daki akımlar bu konuda emare. Artık vekalet savaşlarının yanında doğrudan çatışmalar görmeye başladık”...

Bu analiz ve kestirmeler seçim kampanyası sırasında söyleniyor. Normal şartlar altında mitinglerde, televizyon programlarında, sandığa iki kala siyasilerin tercih edeceği konular değil bunlar.

Sebep var!..

Devam edelim...

Bunların üzerine, küresel sistemin tam beline bizzat sahibi tarafından kürekle vuruldu...

ABD, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nden ayrıldı! Bunu BM Daimi Temsilcisi ve Dışişleri Bakanı birlikte dünyaya ilan ettiler. Yani CIA ve İsrail de oradaydı!

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Avrupa Birliği, İngiltere başta, bir seri ülke ve kuruluştan karara-İsrail hariç-tepki geldi.

Zaten mazeret olarak İsrail’e önyargılı davranıldığı ve Çin’in yaptıklarının görmezden gelindiği gösterildi. Bu da aslında ABD dış politikasının ana hatlarını güzel özetliyor.

Karara çok itiraz geldi dedik ya, parlak bir tanesi şuydu...Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi: “Karar, ABD’nin dünya sahnesinde demokrasinin destekçisi rolünü baltalamaktadır”...

‘Bindiği dalı kesiyor’ şeklinde de yorumlayabilirsiniz ki, muhtemelen gaye buydu. Lakin, paradigma değişikliğine ilişkin ilk resmi tariflerden biridir...

Buradan, ‘iki dünya savaşı ve Soğuk Savaş’ın Avrupa ve Amerika’ya birlikte daha güçlü ve güvenli yerleşik düzen kuran ‘sistem’ değişirken, ‘müesses nizam’ın değişmemesi mümkün mü’ sorusuna ilerlememiz gerekiyor ki Türkiye’yi çok ilgilendiren bir konudur..

Fakat...

Görüyoruz ki, Amerikan Düzeni’ne eleştiri getirsin getirmesin, ABD dışındaki geniş bir kesim-Türkiye’deki bazı kesimler dahil-bu yeni duruma karşı çıkıyor, kabullenmiyor.

Garip!

Söylediklerinin Türkçesi şudur; “bizi bırakma”!

Kimse ortak rüyadan, bilinen ismiyle, “Amerikan Rüyası”ndan uyanmak istemiyor. “Tam rüya görüyordum” demek, “uyumaya devam” demek...

Trump yönetimini bir tür ‘sistem hatası’, ‘yazılım sorunu’, ‘virüs’ kabul ediyorlar. Bu halde dahi ‘format’ gerektiğini anlamıyorlar. Hele, ‘Trump bir aklı temsil ediyorsa’ sorusunu okumayı dahi red ediyorlar...

Bu denli güçlü ve tutucu reaksiyon ancak varoluş nedenlerini ABD ile realize edenlerde olur. Yoksa yoklar. Kerteriz noktası kayıyor, ana payanda kopuyor, fener sönüyor, usturlap kırık, karanlık ve boşluk ödlerini patlatıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’de ABD ve S.Arabistan desteği ile yaptığı insanlık dışı işkencelerin veya bizzat Trump’ın sınırda çocukları ailelerinden kopararak kafeslere kapattığı mülteci düşmanlığını konuşuyorlar ama ‘ABD de konseyden ayrıldı, şimdi bunun hesabını kim soracak’ diyorlar.

İnanılmaz!

Bugüne kadar ‘İnsan Hakları’nı ihlal eden uygulamalar yaptığında ABD’yi mahkum edebiliyor muydunuz? Ama ABD işine gelmeyen tüm iktidarlara/ülkelere karşı bunu sopa olarak kullandı, askeri müdehale hakkı geliştirdi ve uyguladı, milyonlarca insanın kanını insan haklarını kutsayarak çitiledi!

Sivil Toplum Kuruluşları neydi? Etnik ve dini ayrılıklar hangi düsturlardan beslendi? İstihbarat örgütleri hangi uluslararası kuruluşlar eliyle ülkelere sızdı?

Bu ‘sistem’ baştan aşağı Amerikan/Batı mimarisidir ve buna dünyada bir ülke alenen itiraz etti; ‘Dünya beşten büyüktür’!

BM’de Türkiye tarafından sürüklenen Kudüs oylaması sırasında ABD temsilcilerinin diğer ülkelere neler söylediğini unuttuk mu? Ardından karakterini bir nebze bulan BM ikince kez Kudüs konusunda ABD cezalandırdı. ABD de şimdi intikamını alıyor.

Şimdi İngiltere, Çin ve Rusya, “ABD çekilse de bu kurum işlevini devam ettirecektir” diye kuyruğu dik tutmaya çalışıyorlar ama pratikte karşılığı yok. Yapamazlar. Adaleti sağlayamazlar. Bunun için imkan ve kabiliyetleri, para ve orduları sınırlı, sınırda da dünyanın hâlâ en kıyıcı ölüm makinası, ABD ordusu bulunuyor...

Peki ne olacak?..

‘Kaos’?

Onların tarifine göre 4 element var; ABD, Rusya, Çin ve Türkiye... Daha doğrusu, Trump, Putin, Jinping ve Erdoğan.

Yeni düzen için konjonktür uygun ve ilk kez süper güç olmayan bir oyuncu ‘sisteme’ sızdı! Anti-virüstür.

Ve şimdi biz 24 Haziran’da gidip, “e bu kadar yeter, biraz da başkası olsun” deyip, ana aktörü mü değiştireceğiz?

Şaka mı bu?

Bu yetkilerle bu Türkiye’nin başına ‘Erdoğan’ı sevmiyoruz ama’ diye başka bir lider getireceksiniz, ‘müesses nizamı’ bile sarsılan küresel masaya oturtup, ruhunuzu kaybetmeden kalkacaksınız öyle mi?

Adama öyle bir şaka yaparlar ki, bir daha hangi yarım kürede olduğunuzu hatırlamazsınız...

twitter.com/nedretersanel

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp