Kimin Ürettiklerini Tüketiyoruz?

Kimin Ürettiklerini Tüketiyoruz?


Kavgamız büyük. Dört bir yanda siyasal, ekonomik, teknolojik, bilişsel kuşatmalar altında bulunuyoruz. Çok yönlü. Kavgamızı neden ve nasıl verdiğimiz bile belirsiz ve hatta anlamsız. Emperyalizm sadece siyasal kuşatmalarla meşgul değil. Asıl kuşatma içten. Bir millet toptan buna razı durumda. Belki farkında belki değil diyeceğiz ama hiç de öyle olmuyor.

 

Abede ile kavgalıyız zaman zaman geriliyoruz. Çok uluslu şirketleriyle içimizde öyle çöreklenmiş ki adım atmıyoruz. AB ülkelerinin birçoğuyla da öyle. Otomotiv sektöründen tutun, teknik araçlara, bilişim araçlarına kadar. 1970’li yıllarda “bir toplu iğne bile üretemiyoruz” diye yakınılırdı. Gerek özel ve gerek devlet destekli sanayileşme oluştu. Yan üretimler, atölyelerden fabrikalara geçildi. Büyük bir hamle. O dönemde yerli otomotiv veya sanayi üretenleri bile dalgaya alınırdı. Otosan’ın ürettiği arabalarla dalga geçilirdi. Keçilerin kemirdiği kaportalar vs. öyle bir zaman geldi ki yerli olarak oluşturulan üretimler de tamamen yabancıların eline geçti. Güçlü olduğumuz alanların tamamını yitirdik.

 

Ceplerimizde taşıdığımız telefonlar, bütün bilişim araçları hiçbiri bizim üretimimiz değil. Uzak Doğu ülkelerinin ürettikleri bile öne geçti.

 

Bir dönem Çin malları ortalığı istila etti. Nitelikli oluşu önemli değildi. Ucuz ama pespaye. Âdeta bir çöplüğe dönüldü.

 

Büyük bir güç yitimi var. Siyasal gücün ötesinde büyük bir güç kaybı. Fransa’yla kavga edilir, kızılır, göstermelik de olsa kısa süreliğine onlara karşı bir hamlede bulunulur ama sonuçsuz kalınır. Uzaydaki uydularımız bile onların denetiminde. Abede’ye kızılır uçaklarımız onların malı, hatta onların denetimi bile neredeyse onların elinde. Almanya ile kavgaya girilir en önemli otomotiv sektörü onların. Mercedes arabalarından devletin kendisi bile vazgeçmiyor. Bunu hemen bütün ülkelere teşmil ediliyor.

 

Müslümanların bir Doğu Türkistan sorunu var. Türkiye gerek ekonomik bağımlılık veya başka nedenlerden ötürü bırakın Çin’e tavır koyamaya gık bile edilemiyor. Şu salgın olayında bile onların aşısına muhtaç bir durumdayız.

 

Güç olmayınca Doğu Türkistan orada öylece duruverir.

 

Bunu hemen bütün Müslüman ülkeler için de söyleyebiliriz.

 

Müslümanlara öncülük edecek, yön verecek liderlik şansı yitince yalnız başına kalınıyor.

 

Müslüman ülkelerin tamamı, emperyalizmin baskısıyla İsrail ile iyi ilişkilere girmek için sıraya girdiler.

 

Güç sorunu sadece siyasal değil ekonomiktir, teknolojiktir. Bir bağımlılık var ne yazık ki.

 

İnsanların geneli bu bağımlılığın içinde. Kim, cebinden taşıdığı nitelikli telefondan vazgeçebilir? Kim yerli araba tercihinde bulunur? Gözler en lüks ve en pahalı olanında.

 

Bir uyuşmadan -uyuşukluk anlamında- söz edebiliriz. Kanıksanmışlık var. Hiç kimse mevcut lüksünden vazgeçmez, geçemez. Böyle olunca verilen mücadele içeride kaybedilmiş oluyor. Boşuna bir çırpınıştan söz edebiliriz.

 

Büyük idealini ve hedefini yitirmiş bir toplumdan söz edebiliriz rahatlıkla. Hedef ne, ideal ne, ülkü ne? Böyle bir soru da yok bunun bir cevabı da olmuyor doğallıkla.

 

Hayata nereden başlanacak? Soru ve sorunlar öylesine çok ki. Tutunacak bir dal bile kalmıyor böylesi bir durumda. Millet olma bilinci yitince çok şey yitiyor.

 

Bu koşullarda özlenen bir hayat anlayışı daha çok ekonomik ve lükse bağlı göstergelerdir. İstediğiniz olarak aileler çocuklarını belli bir ideal üzerine yetiştirme düşüncesinde olsunlar. Bu yaşama koşulları, bu anlayış insanları bir sel gibi önüne katıyor, alıyor götürüyor.

 

Neredeyse artık yerli üretime dayalı gıda maddelerinden bile yoksunlaşılıyor. Sağlık gereçleri tamamen dışarıdan geliyor. İlaç sanayi zaten öyle. Biz bir şey yapmıyoruz ki, öylesine sürüklenip gidiyoruz işte. Hamaset sektörümüz de olmasa yapacak hiçbir şey kalmıyor!.. Çenemiz iyi çalışıyor bununla avunup gidiyoruz. Sakın ses etmeyin olur mu?

Google+ WhatsApp