Kime güvenmeyelim?

Kime güvenmeyelim?


Nefsimize güvenmeyelim. O bizi dostu olduğu Şeytanın dostu yapmak ister. Şeytanın dostlarından uzak duralım. Taşlanmış, lanetlenmiş Şeytanın şerrinden ve Hannas’ın vesvesesinden Allah’a sığınalım. Heva ve heveslerden uzaklaşalım. Dünya oyun ya da eğlence yeri değil. Bizim boşa geçirecek bir saniye zamanımız yok aslında, boşa harcayacak bir kuruş paramız da yok, feda edecek tek bir insanımız olmadığı gibi. “Bana kimse karışamaz” demeyin, bize yanıldığımızda bizi uyaracak, bize öğüt verecek dostlara ihtiyacımız var. Ama ne öğüt veren kaldı, ne öğüt alan. Öğüt veren kişilerin öğütleri de aslında “öğüt” değil. Eskilerin “Kaht-ı Rical” dedikleri bir “adam yokluğu” döneminden geçiyoruz. “Cilalı adam devri”. Adam dediklerinizin kıymeti, banka cüzdanı ile tartılıyor.

Kur’an-ı Kerim bizim temel rehberimiz olmalı. Tabii, onu rehber edinmenin birinci şartı okumak. Hem lafzını, hem manasını. Onun manasını doğru anlamak için Hadis, “siret” ve “sünnet”i, “nüzul” ve hadislerin “vürud sebebi”ni bilmek gerekiyor. Bilmek yetmiyor, anlamak gerekiyor. Anlamak yetmiyor iman etmek gerekiyor. İman edince de onu yapmak gerekiyor. Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmamız gerekiyor. Okuyan var mı ki, ötekilere sıra gelsin.

Bakın bu dünyada her şey geçicidir. Zaferler, yenilgiler, mutluluklar ve acılar. Hayat gece ve gündüz, iniş ve yokuşlarla devam edip gidecek. Akif’in dediği gibi “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol / Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.” Övünmek ve dövünmek değil, sabreden, şükreden ve direnenlerden olmak. İman en büyük nimettir. “Allah var gam yok!” Güzel şeyler yapalım ve yaptığımız şeyleri en güzel şekilde yapalım. Zalimler, fasıklar ve cahillerden olmayalım..

Biz ahir zaman Peygamberinin ümmetiyiz. Fitne zamanıdır. Sabır.. Sabır.. Nefsimizin hilelerine karşı Allah’a sığınalım. Nefsimize taht kurup oturan bir Şeytan, kulağımıza sürekli bir şeyler fısıldayarak vesvese veren bir Şeytan var!

Size İlahlık ve Rablik taslayanlardan uzak durun. Aklınızı kiraya vermeyin. Bilmediğimiz şeylerin peşine düşmeyelim. Bizi kendi lideri, örgütü, cemaatine çağıranlara itibar etmeyelim, bizi Allah’a, Resulüne, kitaba çağıranlarla beraber olalım. Hatasız olduklarına itibar edilen kişilerden ve örgütlerden uzak duralım. Sizin önlerinde “musalla taşında meyyid gibi” olmanızı isteyenlerden uzak durun. Hz. Ömer öyle der, “Ben yanıldığımda beni uyarmayan kişi benden uzak dursun, onda hayır yoktur. Biri beni, ben hata yaparsam ve o kişi beni Hakikat üzere uyarırsa ve ben kendimi düzeltmezsem, o kişi benden uzak dursun, çünkü bende  hayır yoktur”. Ehliyet ve liyakatın, istişare ve şûranın itibar görmediği yerlerden ve kişilerden uzaklaşın. Rüşvet, torpil, kavmiyetçilik, kibir, zorbalık, adaletsizlik olan yerden, yalan konuşulan, dedikodu, iftira, gıybet edilen, galiz sözler söylenen yerlerden ve kişilerden uzak durun.

Cahillerden uzak durun, münafık, kafir, cahil, fasık, müfsid, edepsiz, tembel ve korkak, merhametsiz, kıskanç, cimri, kibirli kişilerden uzak durun. “Biz emâneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar, bunu yüklenmekten çekindiler, (mesûliyetinden) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o, çok zâlim ve çok câhildir.” (Ahzâb, 72) buyurur Allah(cc). Acele etmeyelim, geç de kalmayalım. Haksızlık etmeyelim ve haksızlıklar karşısında susanlardan da olmayalım. Hiçbir şeyi ihtirasla istemeyelim ve muhterislerden uzak duralım. Yoksa o bizim imtihanımız olur. Dua ile istenen belaya dönüşür. Şımarmayalım, nankörlük de etmeyelim. Menfaatçilerden uzak duralım. Kıskançlık ve hased etmeyelim. Bunlardan uzak duralım. Acziyetimizi bilelim ve aciz insanların önünde onları hakettiklerinden fazla yüceltmeyelim ki birilerinin tevazuu birilerinin kibirine vesile olmasın. “İnsan, aceleci (bir tabiatta) yaratılmıştır…” der kitap (Enbiyâ, 37)’de. Ve diğer ayetlerde bu uyarılar devam eder: “Hayır! Doğrusu siz, yetîme ikram etmiyorsunuz; yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz! Haram helâl ayırmaksızın mirâsı hırsla yiyorsunuz. Malı aşırı derecede seviyorsunuz!” (Fecr, 17-20) “Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine fenâlık dokunduğunda, sızlanır, feryâd eder, ona imkân verildiğinde ise cimrileşir, pinti kesilir.” (Meâric, 19-21) “İnsanları arkadan devamlı ayıplayıp çekiştiren (Hümeze), yüzlerine karşı da onlarla alay etmeyi âdet edinen (Lümeze) her kişinin vay hâline! O malı toplar ve onu sayıp durur. Malının gerçekten kendisini ebedî kılacağını sanır. Hayır yemîn olsun ki o hutameye (cehennem ateşine) atılacaktır.” (Hümeze, 2-4)  Sakın şımarma! Muhakkak ki Allah şımaranları sevmez.” (Kasas, 76) “…Nefisler kıskançlığa meyilli olarak yaratılmışlardır…” (Nisâ, 128) “Kim nefsinin hırs ve cimriliğinden korunursa işte onlar felâha erenlerin tâ kendileridir.” (Haşr, 9) “Allah sizi önce zayıf olarak yarattı, zayıflığın ardından size kuvvet verdi, kuvvetin ardından da tekrar bir zayıflık ve ihtiyarlık verdi…” (Rûm, 54) Allah bizi mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecek. Gelecek günler, geçen günleri aratabilir. Dünyanın, bölgemizin hali pek iyi değil. Her topluluk layık olduğu gibi idare olunacak olunca halimiz de pek iyi değil. O zaman kendimizi değiştirelim ve kurtuluş için Allah’ın ipine sarılalım. Hiç kimse gayb hazinelerinin anahtarına sahip değil. Zafer kimsenin elinde değil. Öte yandan; biz çaresiz de değiliz. Bizi, gören, duyan, bilen, hüküm sahibi, bizi yeryüzünün varisi kılmak isteyen, “ol” deyince olduran, “öl” deyince öldüren bir Allah var! O’nun kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. O, cahiller ve zalimler topluluğuna yardım etmeyeceğini söylüyor. O zaman, yapmamız gereken şey, durmamız gereken yer belli değil mi. Selâm ve dua ile.

Google+ WhatsApp