Kılıçdaroğlu hangisine kızdı: ‘Diriliş’e mi, ‘Şah-Mat’a mı?

Kılıçdaroğlu hangisine kızdı: ‘Diriliş’e mi, ‘Şah-Mat’a mı?


Kılıçdaroğlu hangisine kızdı: ‘Diriliş’e mi, ‘Şah-Mat’a mı?

 

 

En çok şunu duyuyoruz... “İç politika ile dış politikanın en iç içe geçtiği, aynı olduğu dönemi yaşıyoruz”... Televizyonlarda da gazetelerin yorumlarında da bu var.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Milliyetçi Hareket Partisi’nin teklifiyle Ak Parti tarafından kabul edilen erken seçim kararının gerekçeleri dillendirilirken de bunlar söylendi...

Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Genel Başkan Bahçeli’nin söylediklerinin Türkçesi, ülkenin önündeki ‘ulusal güvenlik’ sorunlarının seçime kadar geçecek 15 aylık süreç içinde tehdit boyutuna yükselebileceği, kurulacak tezgâhların seçim döneminin hassas zemininde, ekonomiden Ortadoğu’ya, Akdeniz-Ege’den bilhassa Batı’nın akla gelen-gelmeyen tüm ayaklarından saldırılara dönüşebileceğidir...

“Belirsizliklerin ortadan kaldırılması” odur...

‘Erken’ denen o. ‘Ön almak’. İki, tuzakların elde kalması. Zaten şu an hissedilen o. Hepsi sersemlemiş görünüyor...

Göreceksiniz, seçime katılacak siyasi partiler-eğer 24 Haziran’a kadar, önümüzdeki bir yıla yaydıkları iç politik ayrışmaları ‘halletme’ planları bir aya sıkıştığı için girdikleri bunalımdan çıkabilirlerse, kampanya döneminin ana konularından biri, muhtemelen birincisi yine dış politika olacak...

DÜNYAYI ANLAYAN İKTİDARDAN DÜNYAYI ‘YÖNETEBİLEN’ İKTİDARA...

Ak Parti iktidarının neredeyse tamamı ‘iç sataşmaların, dış beslemelerin’ engellerini atla(t)makla geçti. Sonunda bir ‘denge’ kurulduğunda 15 Temmuz ihaneti gerçekleşti. Bugün için, dış politikadaki muhataplarınızın cüssesi ne kadar kalıplı, hacmi ne denli geniş olursa olsun, “eşit-bağımsız” bir politikada direniyor Ankara...

24 Haziran’ın ardından gelecek iktidar-kim olursa olsun-yeni sistemin avantajlarına da sahip olacağından, Türkiye’nin dünyadaki duruşunu bir üst basamağa çıkarmayı hedeflemek zorunda. Bu ‘idareten’ bir yönetim olamaz.

Uluslararası konjonktürün de Türkiye’nin yönelimlerine uygun rüzgârlar ürettiğini sık yazdık. Şimdi ihtiyaç duyulan, kendi içinde istikrarlı ve huzurlu bir ülkenin, savrulan yerkürenin tutunacağı sütunlardan biri olarak kendisini ve bölgesini “sürekli” inşa etmesi...

Bu ülkenin genetik kodlarına yapılan sık(ı) vurguların temeli de o. İçeriden ve/veya dışarıdan gelen yüksek ‘ulusal güvenlik’ tehditlerinin ‘yeniden dirilerek’ ezilmesi o demek. Ölüyken dirilmek değil. Uyurken dirilmek!

Bedenle, bedenin ölümüyle ilgili değildir tarihi, siyasi, askeri, ekonomik, diplomatik bağımsızlığı karakter sayan ‘genetik kodlar’. Bir sonraki kuşağa aktarıldıkları için, müstevliler ve emelleriyle ortak olanlarla karşılaştıklarında yeniden dirilirler.

Bu yüzden, Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, Perşembe akşamı kurduğu, “Bugün Yeni Şafak’ın manşetiymiş. ‘Diriliş Sandığı’ diye atmış. Demek ki ortada bir ölü var ki diriltmeye çalışıyorlar ama dirilme şansları da yok” cümleleri konuyu yine anlamadığını gösteriyor...

Daha çok günün sürmanşeti olan, “Şah-Mat”a öfkelendiği belli. Bana göre, bu manşetin tespit ettiği; seçime giden bir ülkede Ak Parti ve MHP’nin basit bir taktik hamleyle hem içerideki hem dışarıdaki rakiplerini çıkılmaz açmazlara sürüklemesiydi. Seçim sonucuna ilişkin bir kestirme değildi. Kılıçdaroğlu’nun Yeni Şafak’a ekranlardan yaptığı atıfı yine de katkı sayalım. Ama CHP lideri bu seçimleri de yitirir, Genel Başkanlık koltuğunu ve partinin bütünlüğünü kaybederse, Yeni Şafak’ın o gün atacağı manşet için de önerisini beklerim. İbrahim (Karagül) bey-hiç şüphem yok-imzasını, telifini yok saymayacaktır.

AÇIK YARA: YENİ GERÇEKLERİ ANLAYAN MUHALEFET EKSİKLİĞİ...

Türkiye’yi kavrama kabiliyeti sadece yerli muhalefetin engeli değil. Başta ABD olmak üzere, yeni gerçeklerle yüzleşme bir tarafa, “değişikliğe ve değişkenlere körleşen” bir dünya var dışarıda...

Washington, hücrelerine kadar sinmiş, “benim Türkiye’m” alışkanlığıyla hareket etmeye devam ediyor.

Baba Bush’un iktidarı döneminde Dışişleri Bakanı James Baker’in bölgemizde bugün yaşanan krizlerde aynı politikaları sanki ne bölge ne Ankara değişmemiş gibi tekrar etme, patinaj çekme sebebi olan sözlerini anımsatayım; “Ortadoğu petrolleri ancak Amerika’ya dost ellerde bulunabilir”. (Mart-1991.)

Ya da ters yönde bir not olarak; 1953’te Ankara Batı’ya, “Türkiye-ABD-İngiltere-Fransa” ittifakı-ki ‘dörtlü dükkan’ olarak anılır-önerirken, ABD ve CIA’in “Türkiye-Irak-Suriye-Pakistan”dan mürekkep bir hat-ki Kuzey Seddi olarak anılır-planlamasının bugünkü iz-düşümü nedir?..

Bu örnekleri vermemin sebebi şu; Şimdi Washington o dost ellerden hangilerini sıkıyor? Suriye’yi yeni bombalayan Batı ekibi kimlerden oluşuyor? Kim eksik! O seddin sahibi şu an kim, nasıl canlanıyor hatta hangi yeni ülkeleri bünyesine katıyor?

İnce işlerdir bunlar. Seçim sandığı başında, ‘bu çapraz ateşleri kim aşabilir’ diye sorduğunuzda elinizde kim kalıyorsa, Ankara’yı onun yönetmesi partiler üstü bir karardır. Türkiye hakkında bir karardır.

Bu manada 24 Haziran, seçmenin “stratejik oy” kullanacağı, yüze yüze sonuna gelinmiş sürecin bağlanacağı sandığı kuruyor...

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp