Kibrinizle dövüyorsunuz

Kibrinizle dövüyorsunuz


Geçtiğimiz Ramazan ayında, sosyal medyada sergilenen bir fotoğraf, yardımlaşma anlayışımızın siyasi, politik beklentilere, kibir ve gösterişe nasıl kurban edildiğini özetler mahiyetteydi. Düşünün… Dokuz kişi ihtiyaç sahibi bir ailenin kapısını çalıyor ve içeriden çıkacak kişiyi merakla bekliyorlar. Ramazan’dan Ramazan’a kapısı çalan ihtiyaç sahibi kişi ise büyük bir heyecanla koşturuyor, “Şu mübarek günde kapım çalınıyorsa gelen bir iyilikseverdir” deyip kapıyı açıyor. Adam dokuz kişiyi karşısında görünce şaşkın vaziyette bakıyor duyguları karmakarışık oluyor. Adam bir paket erzak için dokuz kişinin kapısına kadar gelmesine bir anlam veremiyor. Adam utanıyor, adam dokuz kişinin bakışları arasında eziliyor ve yerin kapısı olsa kendini atacak durama geliyor. Adam kendisine uzatılan yardım paketini alıyor ve utangaç bir vaziyette evine giriyor. İçeri girdiğinde heyecanı bir kat daha artıyor ve merak ediyor. Dokuz kişinin kapıya kadar getirdiği bu pakette hangi ürünler var acaba? Bu paket onun yarasına ne kadar merhem olabilir ya da?

 

Dokuz kişinin omuzlayıp getirdiği o yardım paketinde hangi ürünlerin olduğunu en az evin sahibi kadar ben de merak ettim. Öyle ya, bir kişinin taşıyabileceği bir paketin peşinde dokuz adam sürüklenmişse siz de aynı şeyi düşünmez misiniz? Sahi acaba ne vardı o pakette? Birkaç makarna mı? Birkaç parça bakliyat mı? Kahvaltılık ürünler mi? Bilmiyoruz… Ama ne olursa olsun o paket ihtiyaç sahibi kişinin yarasını yeniden kanattı, yoksulluğunu yüzüne çarpa çarpa uzatılan o paket o adamın çaresizliğini yüzüne vurdu ve yüreğini acıttı. Fakat kapıda bekleyen kişilerin, ihtiyaç sahibi adamın ne hissettiğini hesaba kattıkları filan yoktu. Onlar büyük bir iş başarmışçasına kasılarak geri dönmüş ve kendilerince hayır yapmışlardı.

 

İslam bir işi yaparken, bunu bir adap ve usulle güzelleştirmiş, estetik hale getirmiştir. Zekât, sadaka ve infak İslam’ın kuvvetle üzerinde durduğu vecibelerdir ancak bu sorumluluğu yerine getirirken bir nezaket ve adap ekseninde hareket edilmesi istenmiştir. Resulullah ve onun izini takip edenler, hayır yaparken karşı tarafın duygu, düşünce ve tavırlarını dikkate almış ve bu konuya hassasiyet göstermişlerdir. Yani ihtiyaç sahibi kişiye yardımda bulunurken onu incitmemeye özen göstermek hatta yaşadığı imtihana sabırla karşılık verdiği için takdir etmek, kişiyi rencide edecek tavırlardan kaçınmak gerekir.

 

Büyüklerimiz yoksula yardım ederken büyük bir hassasiyet gösterir ve hayır yapmalarına vesile oldukları için onlara teşekkür eder ve minnet duyarlarmış. Günümüzde ise yapılan yardımlar ibadet olmaktan çıkıp kibir ve gösterişe dönüşüyor. Ramazan ayında yoksulları iftar yemeğine davet eden, onlara ekonomik destek sağlayan tuzu kurular medyada boy göstererek yaptıkları hayrı gösterişe çeviriyorlar. Yoksullara ulaştırılmak üzere hazırlanan yardım paketleri ise bir ibadet ruhu ile değil siyasi, ekonomik hesaplar yapılarak dağıtılıyor. Yardımlaşma faaliyetleri bir sorumluluk, manevi bir yatırım, yoksulun hakkı olarak görülmüyor aksine tuzu kuruların nefislerini tatmin ettikleri bir faaliyet olarak algılanıyor. O yüzden ne veren kişi bundan istifade edebiliyor ne de alan kişi. Bir taraf kibir ve gösteriş merakını giderirken diğer taraf kanayan yarasını sarmaya çalışıyor. Oysa başta da dediğim gibi yardımın bir adabı vardır ki, buna göre gizli vereceksiniz, verirken karşı tarafı rencide etmeyecek, ihtiyaç sahibine kardeş eli uzatacaksınız. Sahip olduğunuz iyi şeylerden verecek ve bunu o kişinin hakkı olarak göreceksiniz.

Google+ WhatsApp