Keşmir’den selam var

Keşmir’den selam var

“Allah’a yemin olsun ki eğer yeryüzünde bir cennet varsa, işte orası burasıdır! İşte orası burasıdır! İşte orası burasıdır!” Ataları Keşmirli olan İslam şairi ve büyük mütefekkir Muhammed İkbal bir şiirinde “Bedenim Keşmir cennetinin bir gülüdür”

Keşmir’den selam var

Babürlü İslam Devleti’nin ünlü hükümdarı Ekber Şah 1586’da yeryüzü cenneti olan Keşmir vadisine girdiğinde ilk verdiği tepki şu olmuş:

“Allah’a yemin olsun ki eğer yeryüzünde bir cennet varsa, işte orası burasıdır! İşte orası burasıdır! İşte orası burasıdır!”

Ataları Keşmirli olan İslam şairi ve büyük mütefekkir Muhammed İkbal bir şiirinde “Bedenim Keşmir cennetinin bir gülüdür” der.

İşte o yeryüzü cennetinin sakinleri, 8 Ekim 2005 yılında ağır bir imtihan geçirdi: Deprem felaketi?

O felaket Keşmir’i yerle bir etti. Sadece bir milyon insanın yaşadığı Özgür Keşmir’in bir bölgesinde 55 bin insan can vermiş, mevcut binaların yarısı kullanılamaz hale gelmiş, üçte biri yerle bir olmuş, yüz binlerce insan Keşmir’in sert kışında evsiz barksız kalmıştı.

Gidip görünce insan kendisini şöyle demekten alıkoyamıyor: “Buralar deprem olmadan da felaket şartlarında yaşıyor zaten.” Bu felaketin temel sebebi, ülkenin sürekli savaş tehdidi altında bulunması. Keşmir’in yarısı Hindistan işgali altında. Şimdi sakin olsa da, işgal altındaki Keşmir’de (Jammu Keşmir) Hind işgal güçlerine karşı on yıllarca umutsuz bir savaş verilmiş. Güç dengesinin bire bir milyon aleyhlerinde olduğu Keşmirliler, yalnız bırakıldıkları bu “kurtuluş savaşında” binlerce insanlarını feda etmişler. Savaş muhacirlerinin sayısı yüz binlerle ifade ediliyor.

İngilizler sömürdükleri her yerde olduğu gibi Keşmir’de de “kendi kendine yetmez” bir ülke bırakıp gitmişler arkalarında. İngilizler girmeden önce kendi kendine yetip de artan birçok ülke gibi, Keşmir de kendi kendine yetip de artıyormuş. Ama sömürgeci Batılılar sömürdükleri halkların sadece kanlarını emmemişler. Ahlaklarını bozmuş, özgüvenlerini yok etmiş, iddialarından arındırmışlar. Atalet, kesalet, cebanet ve tefrika mikrobunu yaymışlar. Bu sayede topraklarından çıktıkları insanların hayatlarından çıkmamayı başarmışlar.

Fakat “Batı’nın sahte ihtişamı gözlerimi kamaştırmaya yetmedi/Zira gözlerimin sürmesi Mekke ve Medine’den geldi” diyen İkbal’in hemşehrileri içinden “Biz asla vazgeçmeyeceğiz” diyen bir avuç yiğit çıkmış. Keşmir’in yalçın mı yalçın dağlarında destan yazmaya koyulmuş.

O dağlar ki, gerçekten kuş uçmaz kervan geçmez cinsinden. Himalayalar’ın uzantısı. Keşmirliler özgürlüklerine düşkün asil bir millet. Olanca zorluğuna rağmen evlerini dağların eteklerine, hatta tepelerine yapmaktan vazgeçmiyorlar. Ummu’l-Kura mezunu Keşmirli bir bakan “Devlet olarak ne yaptıksa indiremedik” diye şikâyette bulundu ve bunun sosyolojik izahını nasıl yapacağımızı sordu. Dedim ki “Tarihi tecrübe bu insanlara refah öncelikli değil güvenlik öncelikli bir hayat tarzını dayatmış”. “Vallahi tam isabet” dedi.

Deprem Keşmir’i yerle bir ettiğinde, felaketin yaralarını ilk saranlar yine Türkiyeli hayır kuruluşları oldu. Bir yıl önce Tsunami felaketi dolayısıyla Açe’de edindikleri tecrübeyle Keşmir’e de koştular. Kimi enkaz arama ve enkaz kaldırmada, kimi ilk yardım ve sağlık alanında, kimi ikmal, iaşe ve ibate alanında hizmet etti. Bazı hayır kurumları da daha kalıcı yatırımlara yöneldi. Akabe de bunlardan biriydi ve yıkılan okullardan birini tam diğer birini de İHH ile ortaklaşa üstlenmişti.

İşte biz, Akabe’nin kardeş kuruluşu READ Foundation’a bağlı bu okulların açılış merasimi için Keşmir’deydik.

READ Foundation, Keşmir dağlarında destan yazan yiğitlerin şemsiye kuruluşu. Cemaati İslami içerisinde önemli görevlerde bulunmuş ve en sonunda kendini insan yetiştirme faaliyetine adamış olan Üstad Mahmud Ahmed Han’ın bir grup arkadaşıyla kurduğu destani bir eğitim organizasyonu. Her biri bin bir zorlukla, çoğu zaman insan sırtında veya katırlar üzerinde taşınan malzemeyle yapılmış 323 okulu var vakfın. Bu okullarda 60 küsur bin öğrenci eğitim görüyor. Orada devlet, Türkiye gibi eğitimi “kurşun asker imalatı” olarak görmediği için müfredat özgür. Bir kısmı gönüllü 2300 eğitim ordusuyla yazıyorlar bu destanı. Açılışını yaptıklarımız hariç, bu okullardan altısını gördük. Bazı okullara yürüyerek çıkmak zorunda kaldık. Her gün o zahmete katlananlara aşk olsun/aşk olmuş.

Gördüğümüz manzara o ünlü Arap atasözünü hatırlatır cinstendi: “Yiğitlerin gayreti dağları devirir”. Tek kelimeyle Keşmir vadisinde sessiz sedasız bir destan yazılıyordu. İsimsiz kahramanların yazdığı bu destanın ilk elde verdiği dersleri şöyle sıralayabilirim:

  1. Kendini insan yetiştirmeye adamak, peygamberlerin yoluna intisap etmektir.
  2. Bu uğurda atılan her adımı Rabbimiz özel olarak ödüllendiriyor; umudu Allah olan kimseler, aynı zamanda ‘Allah’ın umudu’ oluyor.
  3. Mahrumiyet, gayret ve himmetin elinde bulunmaz bir nimete dönüşüyor.

Velhasıl, Keşmir’den size yürekler dolusu selam, avuçlar dolusu dua getirdim.

 

mustafa islamoğlu

Google+ WhatsApp