Kendine zaman ayırma zamanı

Kendine zaman ayırma zamanı


İnsanın son yüzyılda kendine bu kadar zaman ayırabileceği dönemi hemen hiç olmadı. Hayat hep bir koşturmadan ibaretti. Şu sıralar öyle değil. Kentlerde yaşayanlar evden çıkamıyor, sokakta dolaşamıyor, kahveye, parka gidemiyor. Bütün zamanını evde geçiriyor. Bu zorunlu kalış kendisine zaman ayırma anlamına geliyor. Evin içinde yürüyebileceği birkaç adımlık bir mesafesi bulunuyor. Kendine kulak veriyor. Geçmiş zamanlarını düşünüyor daha çok. İçinde bulunduğu durumda bir eylemi gerçekleştiremiyor. Okumaya zaman ayırmayanların yapabileceği tek şey eğer yapıyorsa ibadetlerini yerine getirmek, ev halkıyla biraz laflamak, ya sonra sonrası, sonrası yok bunun. Her şey o anda bitiyor.

 

Genç kuşakta olanlar için bazı meşguliyetler olabilir. Bilgisayar üzerinden film izlemek, sosyal medyada kimi paylaşımlarda bulunmak ya da okumak… Ya sonra?.. Çünkü zaman o kadar çok bol ki, kendine o kadar zaman yetiyor ki bunun sonrası daha çok önem kazanıyor.

 

Gelecekle ilgili ne yapabilir, üretmekten yoksun. Evin içinde kanepelerde uyumak, biraz sonra gene uyumak.

 

Zihni üretimde olanlar için de bir alışma süreci olabilir. İki aydır evlerdeyiz. İstanbul gibi büyük bir metropolde insanların zorunlu olarak elleri kolları bağlı. Bütün büyük kentler için durum aynı.

 

Yazıya oturduğum şu saatte sabah ezanı okunuyor. Şu sıralar merkezi ezan okumalar da mekanik gibi bir durum. Camilerimizin müezzinlerinin seslerini bile özler olduk. Çünkü onun sesini biliyor ve tanıyorduk. Gece ezanları, sala ve dualar şehrin üzerinde dalgalanıyor ama insanın insani bir teması yok. Teravihlerde ve cemaatlerde omuz omuza olan insanların kendilerinden geçişlerine tanık olunamıyor. Orada, uzaktan sesler geliyor. Okunuyor hemen her gece. Bu, insan temassız olduğundan nedense çok dokunmuyor insana.

 

İmanî bir alt yapısı olanlar bu ramazan tereddütsüz oruç tutuyor, namaz kılabilenler namaz kılıyor. Çünkü zamanı çok, yapacak başka bir işi yok.

 

İnsan kendine ne çok yabancılaşmış, kendinden ne çok uzaklaşmış. Şimdi kendini anlamaya ve tanımaya başladı. Kulakları kendisinin üzerinde.

 

Korona günlerinde oruç ile birlikte yaşanmış olması Müslümanlar için çok daha anlamlı bir durum. İbadetleri daha çok içe dönük ve kendi kendisiyle baş başa. Gailesi, meşguliyeti yok. Kendi kendisiyle baş başa.

 

Doğal olarak çok daha anlamlı geçiyor günler.

 

Şu televizyonlarda siyasal gerilimler olmasa insan daha çok huzur içinde olacak. Kendine verdiği kulağı ve meşguliyeti daha çok huzurlu kılacak. İnsanlar sokağa çıkmadıklarından kendilerinden, aile çevresinden hiç kimseyle yüzleşemiyorlar. Çarşıda, pazarda, sokakta geceden doldurulmuş plaklar gibi o cızırtılı seslerini çıkaramıyorlar. Kendileri olmuşlar ve sadece kendileriyle birliktedirler.

 

Siyasal ve yanlı kanallardaki gerilimler bile evlerin içine kapanıp öylece kalıyor. Onlar kendi kendilerine bağırıp çağıra dururlarken kimse o gerilimlere katılamıyor. Kimse birbiriyle hesaplaşamıyor. Bu durum sosyal medyaya bile yansımıyor. Kimse birbirini yemiyor. Medya üzerindeki siyasilerin tartışmalarına katılınmadığından doğal bir sükûnet var. Orada kendi kendilerine bağırıp duruyorlar. Onlar da dışarı çıkamıyorlar seslerini ekranlar üzerinden dışarı taşırıyorlar.

 

Bulvarlara çıktıklarından sirenli, korumalı, hayatı durduran ve sadece kendilerine ait olan özel saltanatlardan da söz edemiyoruz. Herkes gibi onlar da evlerinde, mekânlarındadırlar. Mekânları sıradan insanlara göre biraz daha geniş de olsa, villalarının, konutlarının özel bahçeleri bile olsa hemen hepsi beş yüz metre karelik bir alana sıkışmış oluyorlar.

 

Kendisiyle baş başa kalma bütün insanlık için geçerli. Kimsenin kimseden ne bir üstünlüğü ne bir fazlalığı var. Allah selâmet versin…

Google+ WhatsApp