Kendi kaderimizi neden tayin edemiyoruz?

Kendi kaderimizi neden tayin edemiyoruz?


Kendi kaderimizi neden tayin edemiyoruz?

 

 

Ortadoğu sorunlarını çözümsüz bırakan şey, bölge ülkesi olmayan devletlerin buradaki sorunlara müdahil olmasıdır. Onlar, kendi çıkarlarını düşünür, halklarımızın çektiği sıkıntılara, acılara, ölümlere kayıtsız kalırlar. Yüzbinlerce insanın ölümü, sürgün edilmesi, mülteci konumuna düşmesi, o devletlerin umurunda değildir. Onlar petrolü, doğal gazı, satacağı silahı, ticareti ve kazanacağı parayı düşünür. Bizim halklarımızın ölümü, onlar için sadece istatistik rakam anlamına gelir. Önemsizdir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

GARİP DURUMU BENİMSEMEK

Hepimiz tuhaf bir şekilde doğal karşılıyoruz ancak, ‘on binlerce kilometre uzaktan gelmiş ülkeler, ne arıyor bizim topraklarımızda?’ diye sormalıyız.

Ürdün, Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Irak, BAE, Kuveyt, Mısır, Libya, Cezayir, Lübnan, Türkiye topraklarında birçok yabancı ülkenin askeri üsleri var. Bu askeri üslere sahip ülkelerin bu bölgeyle tarihi olarak bir bağı, etnik olarak bir ilişkisi, sınırı, jeopolitik bir irtibatı yoktur aslında.

Durumu normalmiş gibi gösteren şey, bizim bu durumu garipsemememiz ve itiraz etmememizdir. Biz doğal karşıladığımız için, bölge ülkeleri çıkar ve menfaatten başka bir şey düşünmeyen bu yabancı devletlere daha çok üs imkanı tanıyor, daha çok silah alıyor, daha çok askeri antlaşmalar yapıyorlar.

TOPRAKLARIMIZDA PARALI KATİL YETİŞTİRENLER

Suriye, İsrail, Kıbrıs, Lübnan açıklarındaki Doğu Akdeniz sularında, bölge ülkelerinden daha çok yabancı devletlerin askeri gemileri, denizaltıları, uçak gemiler var. IŞİD koalisyonunu bahane edip, bu bölgeye asker, silah, casus yığan ülke sayısını bilen yok. Sanırım 50 ülkenin askeri unsuru var şu anda bölgede. Neden?

Varlığı neredeyse sıfıra inmiş bir örgüt için dünyanın en büyük devletleri, akıl almaz kuvvet yığdı bölgeye. IŞİD bittiğine göre peki neden gitmiyorlar? Gitmedikleri gibi, bir de IŞİD haricinde her işe bulaşıyorlar. Burada paralı asker yetiştiriyor, onları en modern silahlarla donatıyor ve sonra da istedikleri yere saldırtıyorlar. Paralı katil asker yetiştiriyorlar yani.

Durum bize normalmiş gibi geliyor, en tuhafı da bu.

HİÇBİR ZAMAN MÜSLÜMANLARIN HAYRINA ÇALIŞMAZLAR

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, dağılan Osmanlı İmparatorluğu halklarının kendi kaderini kendi tayin etsin diye ‘Wilson ilkeleri’ yayınlanmıştı. Amerika şimdi neden halkların kendi kaderini kendi tayin etmesine ‘izin’ vermiyor? Bununla da kalmıyor, PYD’ye Suriye’de bir devlet, K. Irak’ta başka bir devlet kurulması için uğraşıyor.

Yemen’i, Libya’yı, Lübnan’ı, Filistin’i bölüp yeni ve anlamsız devletçiklerin doğmasına neden oldular. Osmanlı topraklarını parçalayıp 64 ülke çıkarmışlardı. Doymadılar, daha da parçalıyorlar.

Bıraksak Türkiye, Suud, İran’ı da parçalayacak ve iradesiz uydu devletler çıkaracaklar.

İslam ülkelerinin anlamadığı şey, bu yabancı devletlerin hiçbir zaman biz Müslümanların iyiliği için buraya gelmediğidir. Onlar kendi çıkarları için burada ve o çıkarlar için bir günde saf değiştirip, dostken düşman olabilirler.

İran’a karşı Saddam’la dost olur, sonra Saddam’dan ‘korkunç bir diktatör’ üretir, bu kez onu öldürürler.

Sünni yükselişe karşı İran’ı destekler, nükleer anlaşma yapar, sonra birden ‘İran en büyük terörist devlettir’ diyerek politika değiştirirler.

Kürtlerle ittifaklar kurup, sonra onları yalnız bırakmayan ve ölüme terk etmeyen büyük devlet kalmamıştır neredeyse.

ABD, Rusya, İngiltere, Fransa… bizim bölgemizde kiminle ne ittifaklar kurmuş, sonra nasıl da ihanet etmiş ve kan kusturmuştur, tarihe kısaca bakmak yeterli.

BİZ KENDİ KADERİMİZİ TAYİN ETMELİYİZ

Bizim kendi kaderimizi kendimizin belirleyeceği güçlü bir fikre, söyleme, stratejiye, plana ihtiyacımız var. Wilson ilkleri oluyor da neden bizim ilkelerimiz olmuyor?

Bu bölgede sınırı olmayan, toprağı olmayan tüm devletlerin buradan çıkması gerekir. Biz komşularımızla, Müslüman kardeşlerimizle kendi sorunumuzu kendimiz çözmeliyiz. Yabancı devletler sorunlarımıza müdahil olduğu sürece, sorunlarımızı asla çözemediğimizi acı bir şekilde tecrübe ettik. Hem de yüz yıldır bu acı tecrübeyi yaşıyoruz.

O zaman neden bu ülkeleri işimize karıştırıyoruz?

Çünkü kendimize güvenimizi, irademizi, inancımızı kaybettik. Ne acıdır ki, egemenliğimize, toprak bütünlüğümüze, özgürlüğümüze en büyük tehdit olarak ‘kardeşimiz’ dediğimiz diğer Müslüman ülkeleri görüyoruz. Bu yüzden her devlet bir yabancı ülkeyle kendisini koruması için anlaşmalar imzalıyor, ittifaklar kuruyor. Bu, aynı zamanda sömürü demek, öz kaynaklarının yabancı devletler tarafından tüketilmesi demek, esaret demek. Nedense bunu fark edemiyoruz.

İslam ülkelerinin aklını başına toplaması gerek, popüler deyimle. Zira eğer kendi aramızda bir anlaşma yapamazsak, daha çok savaş, daha çok ölüm, daha çok sürgün, daha çok parçalanma yaşayacağız. Ölen de, öldüren de, yok olup giden de hep Müslüman olacaktır.

Bu fikri güçlendirmeliyiz, konuşmalıyız, olgunlaştırmalıyız ve yaymalıyız. Ete kemiğe bürüyüp, uygulanabilir projelere, stratejilere, planlara dökmeliyiz.

Kendimiz için yapmayacaksak da çocuklarımız için bunu yapmalıyız.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp