Kediler daha kıymetli: İnsanlığın ölümü

Kediler daha kıymetli: İnsanlığın ölümü


Kediler daha kıymetli: İnsanlığın ölümü

 

 

Yakın zamanda yazdığım, henüz yayımlamadığım bir öykümde “Kedi dönemi” diye bir vurguda bulundum. İnsan ile hayvan arasındaki tercihler bakımından bu vurgu önemli geldi. Şöyle ki; insanın kanının oluk oluk aktığı ve hatta bundan zevk alındığı bir dönemde insana olan nefretin boyutları oldukça büyük ve hatta korkunç.

İnsanı kurtarmak yerine ötelemek, düşman kabullenmek ve hasım hâle getirdikten sonra en kolay ve ucuz yolu insanı itlaf etmek, yani ortadan kaldırmak. İnsanı yaşatma çabasının çok çok ötesinde bir durumdur bu.

Nedenler o kadar çok kolay ki bir anda insan kanına girmek hiç de zor değil. Gündelik hayatta sürekli olarak medyaya yansıyan ölüm haberlerinin korkunçluğu ileri boyutta. Okumuş, belli eğitimden geçmiş, hemen hepsinin okuma ve yazması olan bu insanların ellerinde ölüm aletleri. Cinayetler sadece kadına değil, insanın tamamına.

Sıradanlaşan bu ölümlerin insanda caydırıcı hiçbir manevi yanı yok. İşin kolayı Batıcı ruha mensup olanlar bunun sorumluluğunu İslâmî geleneklere dayıyorlar. Amaçları Müslümanların şahsında ve kişiliğinde İslâm’ı karalamak. Oysa bu insanlar modern Batıcı eğitimin ürünü.

Sevginin boyutları farklı. İnsanların sevgi anlayışları da öyle.

Dünyevi olana, mala, mülke, arabaya, apartmana, villaya, eşyaya olan tapınma insanı metafizikten uzaklaştırdı. Korku denen şeyi ortadan kaldırdı. İslâm düşüncesinde korku ve yakarış birbirinin tamamlayıcısı. Tanrı karşısında insanın kendini bilmesi, farkında olmasıdır.

Cinayetlerin büyük bölümü saltanatları ya da konumlarını korumayla ilgilidir. Bunu salt bireysel olarak düşünmemeliyiz. Bir devletin ve yönetenlerin mantığı ve yaklaşımı da budur. En kolay yolu kendisine hasım gördüklerini mutlaka ortadan kaldırmak. Onlarla aynı düzlemde ve eşit paylaşımda bulunmak yerine bütünü kendisi için düşünen bir anlayış. Jakoben, dayatmacı ve tehdit edici ve hatta ortadan kaldırıcı bir anlayış.

Burada, neden “kedilerden” söz ettik, sorusu akla gelebilir. İnsanlar kedilerle değer verdiği kadar insana değer verse bambaşka bir dünyada olacağımız kuşkusuzdur. Hemen her gün, her saat sosyal medya üzerinde kedili paylaşımlarda bulunanlar biraz da çocukların başlarını okşasalar. Şu dilenciler, sokaklardaki meczuplar, zorunlu gelmiş olan Suriyeli çocuklar, çaresiz kimselerin geneli aynı sevgi dairesine alınsa çok şey değişecek.

Doğudaki çatışmalardan ötürü, milliyetçilerin, ırkçıların veya karşıtların birbirlerine bakışları hiç de farklı değildir.

Yıllar önce bu köşede Filistinli mazlum çocukların ellerindeki taşlarla İsraillilerin en modern silâhları karşısındaki savunmalarından övgüyle bahsetmiştim. Modern silâhlı zalimlerin çocukları öldürmedeki acımasızlıklarını dile getirmiştim. Ertesi gün bir Musevi, Türkçe mealen şöyle demişti: “Filistinli her çocuk gelecekte bizim için tehlikelidir. Geleceğimiz açısından onların ölümleri bizi hiç de ırgalamıyor.” Aradan yıllar geçti, değişen bir şey yok ve hatta bu çok daha vahim. Üstelik Müslümanların birbirini öldürmesi de aynıdır.

Bugün bir başka vesile ile yazdığım bir yazıda Maide Sûresi 35. ayet çok şey anlatıyor bize.

“İşte bunun içindir ki, İsrailoğulları’na şunu yazdık: Kim bir insanı –başka birine veya yeryüzünde yapılmış bir bozgunculuğa karşılık olmaksızın- öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Ve kim de ona hayat bağışlarsa sanki bütün insanlara hayat vermiş gibidir.

Hiç kuşkusuz elçilerimiz onlara delillerle geldiler. Sonra buna karşın, onların çoğu, yeryüzünde aşırılığa dalıyorlar.” [5 Maide / 35]

İnsana değer veren hayvana da değer verir. Bugün durum çok farklı. Yaşlı anne ve babalarını huzurevlerine gönderenler evlerinde kedi ve köpek beslerler, sokaklardaki hayvanları severler. Kendilerini yetiştiren, büyüten, hayata kazandıranları kör odalara ve yalnızlığa hapsederler. Kendilerine hasım gördüklerini haydi haydi öldürürler. Bu, hemen bütün kesimler için geçerli.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp