Kederi terketmeyelim!

Kederi terketmeyelim!


Sosyal medyada herkesin iki cepheye ayrılıp çatışmaya başladığı tartışma konuları hakkında bir şey yazmaya hiç elim gitmiyor. Ama bu defa mesele herhangi bir tartışma konusu değil. Mesele bizim ‘ihtiyar’, İbrahim Çolak... Bizim diyorum çünkü beraber çok yürümüşlüğümüz var. Herkesin yararına olduğu işlerde yükün ağır tarafından, meşakkatli kısmından tuttuğuna çok şahit olmuşluğum var. Yarım asrı aşkın hikayesi içinde kendine dava edindiği şeyler için belki de kendi hayatını ihmal ederek gösterdiği fedakarca gayretler var. Böyle bir hikayenin, toplasanız hepsini bir tek cümlenin içine sığdırabileceğiniz kaskatı ‘hüküm’ kelimeleriyle mühürlenmesi, görünmez hale gelmesi içimi yakıyor. Bu İbrahim’in de, başka hiç kimsenin de hak etmediği, etmeyeceği bir şey...

Hayır, ortada bir hata olmadığını, bir yanlış bulunmadığını söylemiyorum. İbrahim’in son sözlerinden en azından özrü ya da helalleşmeyi gerektirecek bir şeyler olduğu anlaşılıyor. İddia sahibinin kimliğinin aşikar olmaması, geçmişte aynı sosyal medya hesabından birtakım şaibeli mesajlar atılmış olması işin bu kısmını değiştirmiyor. İbrahim de zaten bunu değiştirmeye çalışmamış. Hiç kimsenin tamamıyla suçlu olamayacağını, yazılacak çok şey olduğunu ama bunun hiçbir şeyi geri getirmeyeceğini ifade etmiş sadece. Sonrası malum... Yazmaya, söylemeye dilim varmıyor. Sadece üzgünüm diyebilirim, gerçekten çok üzgünüm.

İnsanların hayatları hakkında, hele de yaşananların şahidi değilken pervasızca hükümler vermek yerine belki üzülmek gerekir önce. Yarın ne yaşayacağını bilmeyen, ‘her şey insanlar için’ diye bilen faniler değil miyiz biz? Acı haberi aldığım andan itibaren geçmeyen bir afallama hali içindeyim. Meseleyi özel isimlerden ve tartışmalı noktalarından arındırarak, iki tarafı olan bir insanlık durumu olarak okumazsam kendime bir izah yolu bulamıyorum. Bir yanda yaptığı bir hata, işlediği bir yanlış sebebiyle bütün hayat hikayesi silinmiş, katı bir hüküm cümlesine indirgenmiş bir ‘insan’ var. Diğer yanda, kim olduğunu bilmediğim ama karşılıklı diyaloglardan anlaşıldığı kadarıyla en azından ciddiye alınması gereken ölçüde mağduriyet yaşamış başka bir ‘insan’... Ben bir mahkeme olsam, iki tarafın delillerini ortaya koymasını beklerdim hüküm vermek için... Ama pek çok noktası muğlak bu hadiseye bakarken ben sadece üzgün bir insanım. Ortada çok acı bir son var, diğer her şey katılığını yitirmiyor mu bu durumda?

Hiç kimsenin hiç kimseyi taciz etme hakkı yok. Bunun izahı, kabul edilebilirliği de yok. Ayrıca vebali de var. Bazı hatalar ağır bir yük, bir kambur olarak biner insanın sırtına, ömür boyu taşımak icap eder. İbrahim, pişmanlığını keşke o yükü taşımayı göze alarak göstermeyi seçseydi. Her günah insanlar için ve her günahı affettirmenin de bir yolu var, keşke o yolu arasaydı. Bunu onu yargılamak için değil, onu sevdiğim ve eksikliğini hissedeceğim için söylüyorum. Dünyada, başka insanların hatalarından yaralanan kim varsa, onlar için de çok üzgünüm. Bu yaralar asla görmezden gelinmemelidir. Keşke bütün bu yaralayıcı suçlar delilleriyle ortaya çıksa ve hak ettiği biçimde cezasını görse... Ama bunun yeri herkesin kafasına göre hüküm verebildiği sosyal medya araçları değil de mahkemeler olsa, zemini hukuk olsa ve bu yolun sonu herkes için adalete çıksa! Adaletin yaşanan pek çok olayda, pek çok zaman sağlanamadığı, suçun cezasını bulmadığı aşikar...

Bize düşen herkes için adaleti talep etmek ve her şeyden önce böyle bir insanlık durumu, böyle acı bir hadise karşısında insanca kederlenmektir. Kederi terketmeyelim, çünkü terkettiğimizde yerini hep nefret alıyor!

İbrahim’in hikayesi, benim için o final cümlesinde ifade edildiği kadar kısa ve katı değil, ben onun hikayesinin pek çok güzel paragrafını da biliyorum. Allah rahmetini esirgemesin. Kederli ailesine, eşi hanımefendiye, her biri herkesin kendi evladı olmasını isteyeceği safiyetteki güzel çocuklarına sabır diliyorum. Allah onlara başka acı yaşatmasın, yollarını hayırlara çıkarsın.

Google+ WhatsApp