Katil Prens’in kardeş ülkeyi ziyareti...

Katil Prens’in kardeş ülkeyi ziyareti...


Katil Prens’in kardeş ülkeyi ziyareti...

 

 

1979 devriminin yıldönümünde İran’ın Sistan-Belucistan eyaletinde meydana gelen ve onlarca Devrim Muhafızı’nın hayatını kaybettiği saldırı...

Ki, Varşova’da ABD öncülüğünde düzenlenen, İsrail ve ‘bazı’ Arap ülkelerinin desteklediği Tahran karşıtı zirve ile aynı güne denk geliyordu...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Takiben, Keşmir’in Hindistan’ın kontrolündeki bölgede bir askeri konvoya bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 44 Hintli askerin hayatını kaybetmesi...

Ki, son 30 yılın en kanlısıdır...

Soçi’de gerçekleştirilen Türkiye-Rusya-İran zirvesinde Cumhurbaşkanı Ruhani’nin, “ABD, Suriye’deki terör örgütü DEAŞ militanlarını Afganistan’a naklediyor” cümlesini bir kaç kez tekrarlaması...

İle...

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Pakistan’a gerçekleştirdiği ve görülmemiş protokol ile karşılanmasını..

Birleştireceksiniz...

Yoksa, kuşatma tamamlanıyor!

***

Önce bir hava yastığı koyalım...

Kardeş ülke Pakistan’ın dış politika düzenlemelerini değerlendirirken, “dolduruşa gelmemek” gerekiyor. Veliaht Prens’in ziyareti üzerinden İslamabad’ı yaylım ateşine tutanlarla aynı mevziye girmeyiz.

Anlamak gerekiyor; bir, Pakistan gerçekten de zorlayıcı bir ekonomik sınavdan geçiyor. İki, biliyoruz ki, Pakistan istihbaratı ve ordusu içinde özellikle ABD, kısmen de İsrail etkisi (‘Airport staff say Israeli plane landed in Pakistan’, 08/11/18, Middle East Eye) maalesef var. Malum, bu bizim yabancı olduğumuz bir hal değil.

Pakistan’daki Amerikan etkisi eski gücünde değil ama ülke elitleri arasındaki Batıcı eğilim ağırlığını koruyor.

Asıl, üç, unutuldu çoktan, Pakistan Başbakanı İmran Han bütün bu olaylara girişmeden/başlamadan evvel Ocak ayı başında bize geldi! Bugün yaşananların ve ilgili tüm oyuncuların konuşulduğunu kuvvetle varsayabiliriz.

Nihayet.. Konu Pakistan’la değil, “Küre Koalisyonu” ile, onların yapmak istedikleri ilgilidir...

Bu birincil olarak İran’la sonra da İpek Yolu ile ilgili...

Prens efendinin Pakistan sonrası Hindistan ve Çin’e gidecek olması o demek.

***

Jeopolitik karşılığı şu; ABD’nin Büyük Ortadoğu planında, Orta Asya’dan Levant’a kadar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Umman, (İsrail) ve Pakistan’ın, ‘Arap Ordusu’ olarak anılan Orta Doğu Güvenlik İttifakı (MESA) içinde aktif oyunculara dönüştürülme tezgahıdır..

Rahat teslim almak için de bölgeyi, Pakistan, Afganistan, Hindistan, İran, hallaç pamuğu gibi atıyorlar. Dramatik olan büyük oyuncuların dahi bu numarayı yutma eğiliminde olması. Örneğin Hindistan terör tehditleri karşısında S. Arabistan ve BAE’nden farklı hatta zıt kabullere sahip olmasına rağmen, karşısına Pakistan ve Çin getirildiğinde rengi değişiyor. Ziyaretlerden evvel gerçekleşen saldırılar bu demek. Yumuşatıyorlar!

S.Arabistan da kullanışla edevattan başka bir şey değil aslında. Amerika’nın kapalı kapılar ardında Riyad’da söylediği şu; İran’a karşı pozisyonunu sertleştirmelisiniz. Bu iş sizin yüzünüzden başladı. 11 Eylül dahil, bölgedeki terörü siz beslediniz. İran da bu yüzden sahaya çıktı. Şimdi Yemen’de eliniz rahatlatıyoruz. Ama Kaşıkçı vakası ortada. Sattığımız milyarlarca dolarlık modern silahın hakkını vermeniz gerekiyor”!..

Çok tehlikeli işler.

***

Tabii yılanın başı İsrail.

BAE, S.Arabistan, hatta Mısır’dan ordu çıkmaz. Ama işe Pakistan eklendiğinde renk değişir. Bu manada ABD’nin Afganistan’daki varlığı ile Hindistan’ın İsrail’le ilişkileri bambaşka bir çerçeveye oturuyor. Yeni Delhi, eğer bu ekibin kurduğu politiği anlamazsa, örneğin İpek Yolu’nu tuzaklamak adına “evet” derse, kendi “iç dinamikleri” yüzünden önce kendi alev alır.

Beklenen gelişme şu; Afganistan-Pakistan-S.Arabistan-BAE-İsrail-ABD’den artı diğerlerinden, İran rejimine yönelik bir istikrarsızlaştırma adımının hayata geçirilmesi!

Yani İran’ı zor günler bekliyor.

Artık öğrenmemiz gerekiyor; başta ABD ve şürekası, arzu ettikleri ülkelere/bölgelere hep istikrarsızlaştırarak giriyorlar. Hindistan’da yaşanan terör olayı ve izleyen sosyal huzursuzluklar, ABD’nin Hindistan’dan beklentilerini kolaylaştırıyor.

Keza Afganistan daha tehlikeli ve tüm bölgeye ihraç edilebilir “melez” terörün kuluçka makinesi olabilir. El Kaide, türevi Taliban, DAEŞ ve S.Arabistan-BAE’nin on yıllardır beslediği terör formatı!..

Bu Orta Asya ve Kafkaslar’a da sıçrar.

ABD ve İsrail terörün genetiği ile oynuyor. Ortaya çıkacak şey herkesi korkutmalı. Bu jeopolitik matrisin farklı formatı Suriye-Irak sınırında, “güvenli bölge” üzerine “Avrupa orduları” koymaktır. Terazinin kefeleri böyle dolduruluyor.

CENTCOM Komutanı Votel ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’un, Hindistan-Pakistan-Afganistan üçgeninden beklediği, bir yandan İpek Yolu’nu mayınlarken diğer taraftan İran’ı çökertmek.

Suriye’den Çin’e Gürcistan’dan Basra Körfezi’ne serili bir halıyı çekiyorlar. Oluşacak stratejik obruğun bölgeyi nasıl yutacağını, ortaya nasıl bir insani dram çıkacağını umursamıyorlar bile.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp