Kaşıkçı politikasını alkışlarken, Brunson tahliyesine kızmak

Kaşıkçı politikasını alkışlarken, Brunson tahliyesine kızmak


Kaşıkçı politikasını alkışlarken, Brunson tahliyesine kızmak

 

 

Bir’ dedikten sonra şunu yazmak icap ediyor; Kaşıkçı vakasında Türkiye kötü ‘yakaladı’, fena hırpalıyor. Olayın bol sırlı çekiciliği Ankara’nın süreci nasıl yönettiği konusundaki başarıyı arkaya itiyor ama iki de zaten o; Türk kaynakları ulusal ve uluslararası medyayı tamamen kontrol ettiler ve bu o hale geldi ki, başkentleri, hatta Washington’u bile sürü(kle)meye başladı...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Kuşkusuz, şu haberlerin/gerçeğin de payı büyük; “Washington Post gazetesinde yer alan haberde, Türk hükümetinin ABD’li yetkilileri, Cemal Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü kanıtlayan ses ve görüntü kayıtlarının ellerinde bulunduğu konusunda bilgilendirdiği ileri sürüldü”... (12/10)

Silah olarak “sessizlik” kullanıldı. 10 Ekim tarihli yazı şu cümleyle bağlanmıştı; “Cumhurbaşkanı konuşana kadar resmi ağızlar değil parti yetkilileri konuştu. Bu da ilginçtir”...

Ve bu hâlâ devam ediyor. Dışişleri açıklama yaptı ama ağrılı dişe dokunmadı. Cumhurbaşkanı’nın son konuşması ise şu; “Olayı tüm boyutlarıyla araştırıyoruz. Böyle bir hadiseyle ilgili olarak sessiz kalmamız mümkün değil. Çünkü sıradan bir olay değil. Ben daha ilk gün, ayın 2’sinde arkadaşlara talimatı verdim. Gerek Adalet, Dışişleri, emniyet, istihbarat, her boyutuyla bu işi ele aldık. Şu anda tahminler üzerine değerlendirme yapmam doğru olmaz. Ama endişelerimiz var. Bizim bu endişelerimizi ABD’nin de aynı şekilde telaffuz ettiğini görüyoruz”. (11/10)

Türkiye bilerek sınırlı davranıyor. Öte yandan, uluslararası medya Ankara’dan besleniyor hatta ulusal basın bile zaman zaman haberleri dışarıdan almak zorunda kalıyor.

Bunun anlamı, Türkiye’nin meseleyi ‘uluslararasılaştırmak’ istemesidir. Bir tür kuşatma operasyonu. Yani Türkiye, Kaşıkçı olayının faillerini ve nedenlerini eksiksiz biliyor! ‘İşi onlar bitirsin’ istiyor. Ki mahkûm durumdalar, dün koşarak geldiler. Bu da üç.

Dört, Kaşıkçı olayında hayatın akışına ters çok nokta var. Ama konsolosluk içinde yaşanan tek vaka asıl kırılma noktasını oluşturuyor. Kaşıkçı öldürülmeyecek, kaçırılacaktı, bilinen nedenden olmadı.

S. Arabistan, daha doğrusu Veliaht Prens Selman, 2015 sonu 2016 başından günümüze ülke dışındaki muhalifleri teker teker “buluyordu”.

Önceki üç olay Avrupa’da yaşanmıştı. Akıbeti meçhul prensler var. Esasen Kaşıkçı’yı da aynı kategoriye, Avrupa veya Ortadoğu’dan kaçırılan/kaçırılacaklar listesine ekleyebiliriz. Bunun önemi, “ABD dışında” olması gerekliliğidir. Çünkü Suud, ABD’de operasyon yapamıyor.

Beş, ABD istihbaratının dinleme faaliyetlerinde Prens Selman’ın, Kaşıkçı’nın Arabistan’a dönmesinin sağlanması ve ardından tutuklanmasını emrettiğini yakalaması, bunun Washington Post tarafından yayınlanmış olması, Washington’un da Post’u beslediğini, yani İstanbul’da ne yaşandığını bildiğini gösteriyor!

Altı, S.Arabistan-Türkiye ilişkilerinin ‘toptan bozulması’nı isteyecekler açısından bu vaka gerçekten de istismara açık. Zaten kaşıyorlar. Özellikle İsrail ve İngiltere’nin-BAE, Mısır, vb.-bu yöndeki çabaları, en azından medya ayaklarının koşturulma biçiminden anlaşılıyor.

Ankara ise birçok esnek oyuncunun sıkışacağı aralıktan geçmek üzere. S. Arabistan’la ilişkilerin bozulması, Körfez’i “çözmek” isteyenlerin eline güçlendirecek. Bu yüzden S. Arabistan’ı savuracak ağır istikrarsızlık arzu edilmiyor!

Öte yandan bir süredir Türkiye’ye yönelik kimi affedilemeyecek girişimlerin, örneğin PKK/PYD’yi tahkim eden operasyonların finansmanı gibi, bedelini ödemelidir Riyad. Her iki hedefi mümkün kılan konjonktür mevcut ve tekrar tekrar ABD Başkanı’nın Suud Kralı’nı muhatap alarak yaptığı konuşması, ‘Suud ordusu’, ‘hanedanın ömrüne iki hafta biçilmesi’ göndermeleri, Türkiye’nin seçtiği tutum ile rabıtalanmalıdır!

Yedi, Perşembe günü Başkan Trump’ın yaptığı, “Kaşıkçı’nın başına ne geldiğini bulmak zorundayım” açıklaması, failleri cezalandıracak savcıyı Ankara’nın atadığını gösteriyor. Alkışlanması gerekiyor. Dava artık ‘uluslararasıdır’. O kadar ki, “Soruşturmaya dahil olduk” ifadesi dahi bu kaleme yazılmalıdır.

Sekiz, İşin başında Kaşıkçı olayına hem Arabistan-Türkiye hem Arabistan-ABD ilişkilerini bozucu nitelik atfedilmesi boşuna değildi. Biz yeni madde ekleyelim; eğer her şey rayında giderse, Kaşıkçı vakası Türkiye-ABD ilişkilerini tam iyileştirmezse de olumlu katkı sağlayabilir. Brunson kararı da aynı sayfaya yazılabilir ama ‘karşılığında alınanlar’ dahi ‘eski çamları bardak yapmaz’.

Dokuz, Suudi Arabistan’ın teklifiyle olayın araştırılması için “ortak komisyon” kurulması kararı, “beyaz bayraktır”. Teslim sayıyoruz ve ABD’nin Riyad’a tavsiyesinin bu olduğunu biliyoruz!

Aksi halde Türkiye bu ülkenin ‘diplomatik varlıkları’na karşı sertleşecekti ki bu zaten Suud’un düşmesidir. Cenderenin nasıl nefes kestiğinin ispatı, BAE’nden duyulan, “S. Arabistan’ı hedef alanlar bedelini ağır ödeyecekler” mealindeki açıklamaları ile ABD’nin Başkan, Dışişleri Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı seviyesinde Riyad’a abanmasıdır.

On... Son raundda iki sırrın çözülmesini bekliyoruz. Kaşıkçı’nın akıbeti.. ABD’nin Riyad’da rejim değil ama bir hanedan değişikliğini tetikleyip tetiklemeyeceği...

Brunson tahliyesine bakamadık ama iyidir, eteklerdeki taşlar dökülsün hele..

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp