Kaşıkçı cinayetinde Kushner bağlantısı...

Kaşıkçı cinayetinde Kushner bağlantısı...

Riyad’ın ortak komisyon kurma teklifi, Türkiye’nin kabul etmesine minnettarlık ifadeleri, Suud Kralı’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı araması, Trump’ın Türkiye’ye yönelik ‘daha dikkatli okunması gereken’ açıklamaları, Dışişleri Bakanı ve CIA’in eski patronu

Kaşıkçı cinayetinde Kushner bağlantısı...

 

İstanbul böyledir. Bizans oyunlarına talimli şehirde Arap işi ayak oyunları yapmayacaksınız...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

 

Riyad’ın ortak komisyon kurma teklifi, Türkiye’nin kabul etmesine minnettarlık ifadeleri, Suud Kralı’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı araması, Trump’ın Türkiye’ye yönelik ‘daha dikkatli okunması gereken’ açıklamaları, Dışişleri Bakanı ve CIA’in eski patronu Pompeo’nun Arabistan’ı takiben Türkiye’ye geleceğinin açıklanması, nihayet; Pazartesi gecesi CNN International’ın, “S. Arabistan’ın Kaşıkçı’nın sorgu sırasında hayatını kaybettiğini kabul edeceği”ni açıklamak üzere olduğunu duyurması...

Hepsi, Suud Evi’nin ‘hangi durumda’ olduğuna ilişkin fikir veriyor olsa gerek!

Gerçekten de Riyad Kaşıkçı cinayetini kabul ederse, adli veya diplomatik sonuçları sansasyonel biçimde tartışılacak ama ‘stratejik sonuçları’ yıkıcı olacak.

Pazarlıklar izin verirse, meşhur ve meşum “küre koalisyonu” çökecek. Vermezse de felçlidir. “Türkiye, Riyad’ı boğazından yakaladı” diye yazmamız, söylememiz oydu. Şimdi “büyük parça”yı hazmetmemiz gerekiyor; ABD’yi de yakaladı!..

Yani ‘Beyaz Ev’in de hangi durumda olduğunu anlamalıyız...

ANKARA’NIN SESSİZLİĞİ ARABİSTAN İÇİN DEĞİL...

Kaşıkçı’nın öldürüldüğüne ait kayıtların ne olup/olmadığı, var ise ne/nasıl olduğuna ilişkin tüm tartışmaların sessiz ama açık yanıtı, ayyuka çıkan bu iddiaları Türkiye’nin reddetmemesidir. Ankara’nın “elindekiler” Riyad’ı zaten diz üstüne çökertecekti, çökertti de.. Ama asıl iş Amerika. Meselenin “uluslararasılaştırma” amacı, düşük profil gösterme, asgari konuşma ama dış basının istikrarlı beslenmesi hep aynı...

Türkiye, Batı’nın Arabistan’a bakan gözünü körleştirdi. Artık dünyaya pompalanan Suudi reformu ölüdür. Bitti. Ekonomik, büyük projelere yaslanan açılımları da tökezleyebilir. “İnsanlık tarihindeki en büyük halka arz” Aramco operasyonu da dahildir!

Başkan Trump’ın ortada makul ve aleni gerekçe olmadan, iyi ilişkileri olduğunu varsaydığımız S. Arabistan’ı hedef alan, “Bak Kral” başlıklı konuşmasını gündeme çok getirdik ama Kaşıkçı vakasıyla bağını ya da sebebini kimse anlamadı. “Arkanızda durmasak iki haftada gidersiniz” çift yönlüdür...

Riyad’ı tehdit ediyordu ama “korkudan”!..

İTTİFAK ÇÖZÜLÜRSE, ABD’NİN ‘BÜTÜN’ ORTADOĞU STRATEJİSİ ÇÖKER...

Bağ şudur; bunun olması hali Riyad’dan önce Washington’un vurur! Karşılıklı bağımlılıklar yüzünden falan da değil; ittifakın çözülmesi-buraya dikkat-Ortadoğu’daki Amerikan stratejisinin tamamını çökertir!..

12 Ekim’de Türkiye’de Papaz davasının karar oturumları sürerken başlayan ve günümüze kadar gelen Başkan Trump açıklamalarını kemiğinden ayırmalıyız; “Bu, Türkiye ile büyük ve özel bir ilişki türüne sahip olmak için muazzam bir adım. Türkiye hakkında bugün, dün düşündüklerimizden çok farklı düşünüyoruz. Sanırım Türkiye’yle çok daha yakın olma, çok ama çok yakın bir ilişkiye sahip olmak için şansımız var. Başkan Erdoğan’la iyi ilişki kurmak önemli hale geliyor”.

Bu sözler gerçekten/sadece Papaz için mi?

Herkes bu sözler ne vaat ederse etsin, iki ülke arasında yaşanan ve uzun bir listeden oluşan ‘yapısal/stratejik’ sorunların çözüleceği anlamına gelmediğini hemen gördü.

ABD Papaz için iki ülke sorunlarının biri için bile parmağını kıpırdatmaz.

Ama...

Eğer Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kaşıkçı olayındaki direkt ve dolaylı suçları ortaya çıkar ve itiraf edilirse-ki gidişat odur-buna yönelik soruşturmanın, en azından politik yargılamaların Başkan Trump’ın damadı Jared Kushner’e ulaşacağından, bunun da Kasım başındaki ABD seçimlerinde Beyaz Saray için büyük risk oluşturacağından herkes emin olabilir. Washington Post faktörü de budur!..

Keza, ABD Başkanı’nın tüm sorumluları koruyan, “bunlar serseri katiller/kontrol dışı unsurlar olabilir” sözleri de manidardır.

Korku odur; “Birleşmiş Milletler, Kaşıkçı olayının aydınlatılması için Suudi Arabistan Başkonsolosu ve konsolosluk çalışanlarının dokunulmazlığının kaldırılmasını istedi”. (AA,16/10.)

Siz Türkiye’nin bunun için bir girişimde bulunduğunu duydunuz mu?

Kim yapıyor?

“Başkan Erdoğan’la iyi ilişkiler kurmak önemli hale geliyor” çünkü BAE, İsrail, Mısır, Arabistan ittifakının ve arkasındakilerin bölgeye herhangi bir düzen getirmesi hatta önermesi mümkün görünmüyor...

Adı geçen ülkelerin halkları da İsrail’i korumak ve İran’ı ezmek için ABD tarafından sürüldüklerinin farkında.

ANKARA’NIN NE İSTEDİĞİNİ KİM BİLİYOR?

ABD’nin ve bağlı ülkelerin ne istedikleri tam olarak biliniyor. Türkiye’nin bu noktadan sonra neler isteyeceğini kimse bilmiyor. Pompeo biraz da onları merak ediyor olabilir.

Suudi Arabistan’ın itiraf, daha doğrusu suçu konsolosluktaki densizlere atacağı spekülasyonlarının tavan yaptığı sıralarda ABD ve Türkiye Genelkurmay Başkanları’nın görüşmeleri en azından zamanlama açısından ilgi çekicidir.

Eş zamanlı olarak Savunma Bakanı Hulisi Akar’ın Menbiç ve İdlib açıklamaları ile dün sabah Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun, “Ya siz temizleyin ya da biz temizleriz” çıkışı kısa zaman dilimi için yoğun anlam ifade ediyorlar. İlaveten İran’a yönelik yaptırımların eşiğinde Türkiye’nin “biz yokuz” peşin itirazına da yer açılabileceği artık daha çok hissediliyor.

 

nedret ersanel

yeni şafak

Google+ WhatsApp