Karşıtlık politikasının iflası

Karşıtlık politikasının iflası


Karşıtlık politikasının iflası

 

 

Meral Akşener’in görevi bırakması ve İYİ Parti’nin dağılma sürecine girmesinin nedeni, seçim başarısızlığı, parti içi çekişme ve adaylar meselesi değildir. Meseleyi doğru okuyalım.

Meral Akşener, alternatif bir siyasi oluşum kurma iddiasıyla çıktığı yolda, tüm politik argümanını ve söylemini “Erdoğan karşıtlığı” üzerine inşa etme hatasına düştü. Bu da onun sonunu hazırladı.

Çünkü karşıtlık üzerine kurulmuş her politika, iflas etmeye mahkumdur. İYİ Parti işte bu nedenle dağılma sürecine girdi.

İDEOLOJİSİZ PARTİ OLMAZ

İYİ Parti, kendisini gelecek yıllara taşıyacak bir ideoloji üretmediği gibi, hangi yelpazede siyaset yapacağına da karar veremedi. Hangi ekonomik politikalar, hangi dış politika argümanları, tarımdan eğitime kadar, hangi politikalarla ülkeyi yöneteceğini anlatmadı. Meydanlarda kızgın, öfkeli, bir hanımefendide iğreti duran sert bir üslupla, hatta zaman zaman argoya kaçan bağırmalarla, sürekli Erdoğan’a yüklenen ve onu hedef alan bir genel başkan vardı.

Bu strateji, Erdoğan’dan nefret eden insanları etkileyebilir tabii ki. Nitekim İYİ Parti ilk girdiği seçim olmasına rağmen, % 10 oy alarak bana sorarsanız görece başarılı bir sonuç da elde etti.

Ancak bu dar alan siyasetinin, kısa vadeli kazancıdır. Uzun vadede, geniş kitleleri etkileyecek bir parti, bir siyasi hareket olamaz. Zira onu taşıyacak bir ideoloji olmadığı için, sürekli Erdoğan karşıtlığı ile güven, aidiyet, motivasyon ve enerji üretmesi imkansızdır.

Karşıtlık üzerine kurulmuş bir parti, iktidar alternatifi olarak görülmez. Tepki oylarının akacağı bir mecra olarak görülür. Devleti ve ülkeyi bu partiye teslim etmek, geniş seçmen kitlelerinin düşüneceği bir şey değildir. Zira karşıtlık, güven ve aidiyet duygusu yaratmaz seçmende. Tepkisellik duygusunu körükler, hepsi bu.

İYİ PARTİ’NİN ÖMRÜ BU KADAR

İYİ Parti kuruluş felsefesini Bahçeli karşıtlığı, seçim stratejisini de Erdoğan karşıtlığı üzerine kurdu. Partiyi, ‘merkez sağ’ diye Özallı yıllarda kalmış, artık geçerliliği olmayan ve AK Parti’nin tamamen dağıttığı bir yerde konumlandırdı.

Oysa bunun yerine milliyetçilik dozu yüksek, muhafazakar bir parti kurmuş olsaydı ve oradaki oylara talip olsaydı daha tutarlı bir şey yapmış olurdu. Bunu yapmadığı gibi, ne yapmak istediğini de kimse anlamadı.

Meral Akşener, genel başkanlığa devam etse ya da ayrılsa fark etmez, İYİ Parti’nin ömrü bu kadardır. Bundan sonra partiden kopmalar, transferler, ayrılmalar başlayacaktır.

Akşener’in bir proje olduğu, İYİ Parti’nin büyük bir oyunun parçası olduğu iddialarına girmiyorum bile. Hem aklım öyle çalışmaz, hem de çok anlamam o işlerden. Lakin reel politik olarak görünen tablo, karşıtlık politikasının bir kez daha iflas ettiğine şahit olduğumuzdur.

CHP DE AYNI HATAYA DÜŞTÜ

Türkiye’nin en uzun ömürlü partisi CHP’dir. Zira bir ideolojisi vardır. Kemalist ideoloji. CHP bu ideolojiyi geliştiremediği ve dönüştüremediği için iktidar olamıyor.

Muharrem İnce’nin aldığı oyların yüksekliği partinin politik başarısından kaynaklanmıyor. Nitekim CHP ile İnce arasındaki yüzde 8’lik oy farkı bunun en önemli göstergesi.

CHP ve İnce, yıllardan beri Erdoğan karşıtlığı üzerine kurulan yanlış politikayı son seçimde tekrar ettiler sadece. İnce, Baykal ve Kılıçdaroğlu’ndan daha çalışkan ve enerjik olduğu için oyları fazla oldu. Ama bu oylar da tepki oylarından başka bir şey değildir. Gelecekte maksimum alacağı oy da bu kadardır.

DEVLETİ YÖNETMEYE YA DA ERDOĞAN’I DEVİRMEYE TALİP OLMAK

Milletin büyük çoğunluğu devleti ve ülkeyi Muharrem İnce’ye ve CHP’ye teslim etmeyi düşünse, ‘ne kadar Erdoğan karşıtı?’ diye bir muhasebe yapmaz. ‘Ne kadar ülkeyi yönetmeye ehil, ne kadar tutarlı, ne kadar güven veriyor, ne kadar güçlü kadroları var?’ diye sorguluyor. O zaman hepsi Erdoğan karşısında kaybetmeye mahkum oluyor işte.

CHP ve İYİ Parti, devleti ve milleti yönetmeye talip değiller, Erdoğan’ı devirmeye talipler. O zaman millet yerine ‘ne gelecek?’ diye bakar.

Biri öfkeli, kızgın ve her an siyaseti bırakmaya meyyal bir ‘babaanne’; diğeri (kendi parti yöneticisinin tarifiyle) ‘kaba, sıradan ve iftiracı’ genel başkan bile olamayan birine kimse devleti ve ülkeyi teslim etmez.

Şu sıralar gördüğümüz şey budur. Ne CHP içindeki kronik hizipçilik ne de İYİ Parti’ndeki küsmeler, kavgalar meselenin özüdür.

Muhalefetin sorunu, bir politika üretmeyen, milletin tasvip edeceği bir ideolojisi olmayan ve sadece karşıtlık üzerine kendini konumlandıran başarısız politikacılar sorunudur.

Bu da kaybetmeye mahkumdur.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp