Kardeş aile uygulaması

Kardeş aile uygulaması

Birçok insan “müminler kardeştir” cümlesini kuruyor da bu sözün ne manaya geldiği üzerinde yeterince düşünüp gereğini yerine getirmeye sıra gelince gaflete düşüyor. Müminlerin kardeş olması, gerektiğinde akraba olmadıkları halde

Kardeş aile uygulaması

 

Birçok insan “müminler kardeştir” cümlesini kuruyor da bu sözün ne manaya geldiği üzerinde yeterince düşünüp gereğini yerine getirmeye sıra gelince gaflete düşüyor.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

 

Müminlerin kardeş olması, gerektiğinde akraba olmadıkları halde birbirine varis olmaya kadar varabiliyor; nitekim hicretin ilk yıllarında durum bunu gerekli kıldığı için Peygamberimiz (s.a.) tarafından uygulanmıştı.

Yoksul din kardeşlerimize Ramazan bayramında bayram günü fitre, kurban bayramında da kurban eti veriyoruz; veriyoruz ki, bayram günü herkes zorunlu ihtiyacını gidersin, herkesin sofrası donansın, bayram sevinci ümmet ölçeğinde paylaşılsın.

Oruç ve teravih gibi nafile/sünnet ibadetler nasıl yalnızca Ramazana mahsus olmamalı, yılın bütün günlerinde devam etmeli ise, mümin kardeşlerimizin, hatta vatandaşlarımız (ehl-i zimmet) olan gayr-i müslümlerin de temel ihtiyaçlarının giderilmesi yalnız bayram günlerine mahsus olmamalı, yılın bütününde devam etmelidir; bu gerekli olduğunda; yani buna ihtiyaç bulunduğunda farz-ı kifayedir, toklar var iken aç yatan müminler günü geldiğinde sorguya çekileceklerdir.

Bu farz-ı kifayenin yerine gelmesi ve ümmetin sorumluluktan kurtulması için bir çare teklif ediyorum (bunu daha önce de yapmıştım, ısrar ediyorum): Temel ihtiyaçlarını temin ettikten sonra artan, fazla olan malı, parası, ihtiyaç maddesi olan her mümin aile, ihtiyacı olan bir aileyi “kardeş aile” olarak seçecek, bu ailenin, geliri ile karşılayamadığı temel ihtiyaçlarını karşılayacaktır. Hiç de zor olmayan bu uygulama ülkemizde ve İslam dünyasında hayata geçse hasıl olacak sonuç gerçek manada kardeşliğin tahakkuku, sevgi, dayanışma, güvenlik, suçların azalması… olacaktır.

“Zekatı veriyoruz, bundan başka yükümlülüğümüz yok, sorumlu olmayı da nereden çıkardınız?” diyenler olursa cevabımı Kurtubî’nin tefsirinden vereyim (Bakara suresinin 177 ve 220. Âyetlerini tefsirine bakınız):

Allah Teâlâ 220. âyette “Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar, ‘ihtiyacınızdan artanı” diye cevap ver” buyuruyor. Bazı alimler “zekat âyetleri gelince ve zekat uygulaması başlayınca bu âyet yürürlükten kaldırıldı” diyorlarsa da, ihtiyaç devam ettiği ve zekat ile karşılanamadığı sürece bu âyetin ve “Malınızda zekattan başka da hak vardır” mealindeki hadisin hükmü yürürlükte oluyor.

Kurtubî şöyle diyor: “Malını sevdiği ve ona bağlılığı bulunduğu halde onu, Allah rızası için verene” mealindeki âyetler (Bakara:220, İnsan: 8) zekat dışındaki infaka delalet eder. Alimler şu hükümde ittifak etmişlerdir: Zekat verildiği halde Müslümanların ihtiyaçları karşılanamaz hale gelirse bu ihtiyacı karşılayacak ölçüde malın verilmesi farz olur. İmam Malik’e göre, Müslüman esirlerin fidyesini ödeyerek onları kurtarmak, Müslümanların bütün mal varlıklarını alıp götürse bile bunu yapmak farzdır.

Bir hadis mealine göre “yoksullukla imtihan insanı küfrün sınırına kadar getirir”. Din kardeşlerimizi bu ölçüde sıkıntıya düşüren ihtiyaçları var iken ihtiyaç fazlası malın saklanması/biriktirilmesi nasıl caiz olur!? Öte yandan yeterince insan bu vazifeyi yerine getirmezse bir kısmının yapması maksadı hasıl etmediği gibi onları da yoksul hale getirir.

Peki çare nedir?

Çare “kardeş aile” uygulamasıdır. Her imkan sahibi, bir ihtiyaç sahibi aileyi himayesine aldığında yük geniş ölçüde paylaşılacağı için taşınması kolaylaşır ve maksat da hasıl olur. Herkes yakınında bulunan veya yakından tanıdığı aileyi himaye der, ihtiyacı karşılanan aile ikinci bir teklifi kabul etmez ve başkasına yönlendirir; böylece bütün toplumda gerçek manada kardeşliğin nimet ve rahmeti tecelli eder.

 

hayrettin karaman

yeni şafak

Google+ WhatsApp