Kandil sönerken...

Kandil sönerken...


Kandil sönerken...

 

 

Kandil operasyonu üzerine söylenecek birinci söz; PKK’yı yok etme adımı olduğudur...

İki, bu satırlar kurulurken Türk güvenlik güçleri Irak’ta 350 Km2’den fazla alana basıyor ve ne bölgedeki ülkelerden ne de ‘ilgili ülkeler’den ses çıkıyor.. Sessizlik önemlidir.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Üç, bir ülke; burnunun dibindeki iki süper güç ile sahada, aynı anda ve güçlü zıt çıkarların mevcudiyeti altında ‘askeri ortaklık/harekât yürütüyor.. Emsali yok! Bizim entelektüeller kadrajı yeni fark ediyor.

Dört, değişken üreten bir gelişme var ve üzerine az konuştuk; Irak’ta yaşanan seçimin ardından ortaya çıkan Bağdat tablosu, ABD’yi ve bağlılarını sendeletmiş görünüyor...

Nitekim, yeni siyasi tabloya yönelik de-forme etme girişimleri var; Irak’ta oyların yeniden sayımını istemek zaten siyasi bir manevra demek. Üzerine oyların saklandığı depolarda yangın çıkması sadece şüpheli değil, arkasının geleceğini işaret ediyor...

Kandil kararı, sessiz mutabakatın, konjonktürün ürünü.. Türkiye, Irak, Erbil, İran, kim bilir daha kimler! Bağdat bozulursa, düne kadar Başika’ya bile itiraz eden akıllar bölgede yeni üsler de kurarak bulunmamıza anlayış göstermeyebilir. Göstermezse? Harekât başladıktan sonra hiç. Ama şu anki durum bize enerji tasarrufu sağlıyor.

Beş, Kandil, terör örgütünün ‘askeri üssü’ olduğu kadar, hatta daha fazla; psikolojik, politik, dış politik merkez. Yani daha derin bir ‘in’...

Buraya bayrak dikilmesi, etkisiz hale getirilecek birkaç yüz teröristten fazlasını ifade ediyor. ‘Birinci madde’ o aslında. Terör örgütünün Kandil’i yitirmesi, Türkiye’de 2015 Temmuz’unda başlayan, Suriye ve Irak’la devam eden sürecin bir tür finali. Sıfırlamak büyük hedef ama süründürmek tamamdır. Cumhurbaşkanı’nın söylediği, “Türkiye’yi de milletimizi de bundan kurtarma adımı” mealindeki sözleri o...

Kandil’in Türk iç siyasi dengelerine etkisi olacaktır. Kandil söndüğünde, HDP ve bileşenleri ile HDP üzerinden Türkiye dengelerini zehirleyenler, diğer siyasi yapılar/partiler hatta yerel yönetimler kendilerine gelecektir! Hipnozdan çıkmak gibidir.

Altı, muhalefetin iki itirazı var-stratejik değer taşıyan güvenlik girişimlerine göze sürme kabilinden destekleri dışında zaten bir duruşlarını görmedik-; I. ‘24 Haziran yatırımı, seçime oynuyorlar’. II. ‘Davulla-zurnayla operasyona mı gidilir’...

Seçime yatırım eleştirisini Zeytin Dalı Harekatı’nda da yapmışlardı. Yani bir zamanlama arayışları yok. Operasyondan bugüne siyaseten kalan ve sandığa yansıyacak bir oy var ise hükümetin dış politikadaki yeni “güç” tarifidir; dediğini yapma iradesine güç denir! Uzun erimli sonuç üretir. Muhalefetin asıl ağrısı bu.

Muhalefet bir saniye düşünse zaten böyle bir seçim yatırımı olamayacağını anlar. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı harekâtları başarısız olsaydı, nasıl bir hükümet ve Türkiye olurdu şimdi? Hangi şartların içinden geçerek bu operasyonlara girişildiğini iyi hatırlayalım! Seçim yatırımı bir kenara, hükümet durabilir miydi? Böyle seçim yatırımı mı olur?

İkinci itirazın askeri-teknik yanıtları var; gizli bölüm zaten vardı, bitti! Muhalefet Kandil’e yönelik fiziki askeri adımı ne zaman fark etti? Mart başı hazırlıklar başladı. Bundan sonraki bölüm gizli tutulması mümkün olmayan bölüm; hem bölgenin o çok söylenen ve hepsi doğru fiziki şartları hem de bölgede mevcut/yönelik çok ülkeli istihbarat faaliyetleri artı paydaşlar nedeniyle.

Nihayet, ‘davulun-zurnanın’ bir anlamı olmalıdır! Nereye kaçacaklar? Nereye kaçacaklar ise orası zaten Türkiye’nin istediği/beklediği yer olabilir!

Fırat’ın doğusuna gittiklerinde konu Türkiye için kapanmıyor. Münbiç-Kandil makası o zaman kesmeye başlayacak! Bunları Muharrem beye nasıl anlatacağız, apolet söküyorlar.

Yedi... Konu derin olunca, ‘açılış cümleleri’ni atlarız. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı hep aynı kısa cümleyi kurdular; “istediğimiz zaman”!

Bu “keyfimiz” ilgili değil. Büyük kısmı, bugüne kadar Kandil için heyecanla ‘hadi’ diyenlerin karşılaştığı zorlukların/tuzakların aşılması ile ilgili.. Ama bir kısmı da, ilgili bir çok ülkenin ‘el almaz’ıyla, konjonktürel nefes darlığı ile ilişik...

Yani, Kandil’de bir şekilde bulunmuş dış aktörlerin tamamı bugün yüksek rakımda kesiliyor!

Bu yüzden, Sekiz şu; Türkiye ile ABD arasındaki Münbiç anlaşması, Ankara’nın işkilli gözetiminde farklı bir boyuta erişirse, ikili ilişkiler eski günler gibi asla olmasa da, örgütü toprağa kadar kısaltabilir...

Güçlü bir şüpheyi de yazmalıyız: hiçbir ülke seçimlere ay kala başka ülkeyle, hele Türkiye gibi stratejik bir ülkeyle anlaşma-Münbiç-imzalamaz. Bunu anlamlandırmalıyız!

Örgütün sığınacağı tek kanat, Beyaz Saray ile sahadaki generaller arasında gidip-gelen güvensiz bir alan olarak SDG yapısı. ABD, hâlâ PKK ile YPG/PYD’nin ayrıştırılabileceğine inanıyor. ‘Silahlar toplanacak’ sözleri de palavranın büyüklüğünü gösteriyor.

Dokuz, Münbiç mutabakatı tek başına okunamaz. Aynı zamanlamayla, Rusya-İran-İsrail-Şam-sınır anlaşmalarıyla buluşuyor. Bu çoklu bir akit ama aslında iki uzlaşı da ABD-Rusya arasında göz süzmelerin varlığını gösteriyor. Çin’in Kahire’de, “Mısır ve İsrail, Ortadoğu’da, Filistin meselesinde büyük bir rol oynamak için bizi çağırdılar açıklamasını da aynı akışa yazabiliriz...

On... Allah ordumuzu muzaffer etsin.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp