Kalk ve Yola Koyul İçe ve Dışa Doğru

Kalk ve Yola Koyul İçe ve Dışa Doğru

Allah, insanı yaratırken birtakım özellikler vermiştir. Bu verdiklerinden en önemlisi ve insanı diğer yaratılmışlardan ayıracak olan akıldır. Akıl hayatın anlamlandırılmasını sağlayacak en önemli unsurdur. Ancak yine yaratılışta hamurumuza katılan bazı duygular vardır ki bunlar sevinç, heyecan ve

Kalk ve Yola Koyul İçe ve Dışa Doğru

 

Allah, insanı yaratırken birtakım özellikler vermiştir. Bu verdiklerinden en önemlisi ve insanı diğer yaratılmışlardan ayıracak olan akıldır. Akıl hayatın anlamlandırılmasını sağlayacak en önemli unsurdur. Ancak yine yaratılışta hamurumuza katılan bazı duygular vardır ki bunlar sevinç, heyecan ve korku gibi, aklın doğru sonuç elde etmesini etkileyen unsurlardır.Olaylar karşısında bu gibi duyguların etkisinde kalan akıl genellikle insanı yanlışa götürür.

O halde aklımızı, duygularımızın etkisinden ne kadar kurtarabilirsek o kadar doğruyu yakalama ihtimalimiz vardır diyebiliriz,Allah’ın izniyle.Hepimizin bildiği bir olay vardır. Hani bir gün Cebrail (a.sgelir ya. Abdullah’ın oğlu Muhammed’e (a.s) anlatır bir takım şeyler de O da korku ile koşar sığınağına/Hatice’sine. ‘Ört beni der. Korkmuştur, yaşadıklarını anlamlandırmaya aklı kâfi gelmemektedir çünkü. Büründüğü örtünün altındaki en belirgin olan şey ise kocaman bir korkudur. Ne yapacağını bilemeyen her insan gibi şaşırmıştı. Şimdi ne yapacaktı. Örtüyü kaldırıp altından çıktığı zaman ne ile karşılaşacaktı acaba. Ama bildiği bir şey vardı artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Kaçınılmaz olan, sonunda mutlaka örtünün altından çıkması gerektiğiydi. Ve çıktı. Çıktı görevini yaptı ve öldü. Allah O’ndan razı,O Allah’tan razı olarak.

O çıktı ama bizler yani O’nun ümmeti, yani sözde taklid/takipçileri olan bizler, hala büründüğümüz örtünün altından kalkamadık. Oysa herhangi bir işi becermek için en akıllı yöntem, o işi daha önce becermiş olanları örnek almaktır. Örtünün altında ezilip kalmamak,helak olup gitmemek için ELÇİ ne yapmışsa bize düşen de onu yapmak değil miydi?O, Rabbi’nin kendisinden çık dediği şekilde çıktı örtünün altından. Rabbi O’na Ey örtünüp,bürünen kalk, silkelen ve kendine gel. Sen bir kulsun. Gerçeği fark et. Sana öğretileceklere kulak ver ve içe doğru olan yolculuğuna sabırla devam et demişti.Ağır bir göreve hazırlanacaktı artık. Bu görev için Rabbi kendisini hazırlayacaktı. O da muhatap olduğu bu göreve layık bir teslimiyetle içe doğru olan bu ilk yolculuğa başlayacaktı.

Zaten içe doğru olan bu ilk yolculuk bitmeden başlayamazdı dışa doğru olan ikinci yolculuk.Bilindiği gibi Kur’an’da birbiri ardına iki sure, (müzzemmil ve müddesir) örtüye bürünen Peygambere kalk emri ile başlıyor.Birincisinde kalk ve içe doğru olan kulluk yolculuğuna başla deniliyor. İkincisinde ise ilk görevi kavrayıp gereğini yapma konusunda irade problemi olmayan kula kalk ve dışa doğru olan ikinci göreve başla denilmekte. Bu noktada bize düşen ne idi. Ne yapmalıydık, nereden başlamalıydık ki örtülerimizden kurtulmayı başarabilelim.Aslında bu bir sır değildi hep okuduğumuzu/anladığımızı iddia ettiğimiz Kur’an’da Rabbimiz lütfetmiş açıklamıştı. TıpkıAbdullah’ın oğlu Muhammed’e (a.s) öğrettiği gibi. Fark şu ki O öğretilene kulağını/kalbini verdi.

Bizlerin ne verdiği ya da veremediği de zaten ortada.İman ettik demekle bırakılı vereceğimizi sandık. İman neydi,akide neydi, görev neydi kulluk ne? (korkup ta bürünülen) örtü ne idi, içi neydi dışı ne? İslam’ın istediği itikadi yapı ne idi. Nasıl bir imanı ve yaşamı gerektirirdi?‘Örtünün altından kalk’ emrini duyan bizler, içe doğru olan yolculuğumuzda ‘‘kendini inşa etme’’ konusunu anlamada da sorunlar yaşıyorduk. Mesela ibadetler hususunda ya çok alelade bir yaklaşım sergileyip şekilden ve kabuktan ibaret bir seviyeye indirgiyor ve geçiştiriyorduk, ya da olması gerekenden fazla bir önemle sanki din yalnızca ibadetlerden mamul bir şeymişçesine bir yaklaşım gösteriyorduk.

Dışa doğru olan yolculuğumuzda da benzer bir hal söz konusu.Kalk ve uyar meselesinde bazen uyarsak ta uyarmasak ta bir şey değişmiyor bıkkınlığında/umutsuzluğunda, bazen de dininemirleri hep başkalarına gelmiş gibi kendimiz muafmışız gafilliğinde/sorumsuzluğunda hep başkalarını uyarıp kendimize hiç bakmadan dolanıp durduk.Kitabımızda defalarca ‘‘Akletmez misiniz’’ diyor Rabbimiz, akledeceğiz elbet ama aklımızı heva ve heveslerimize tutsak etmeden. Akledeceğiz elbet ama duygulara yenik düşmeden. Korku da sevinç de (v.b) insani duygulardır yalnız, aklın denetiminde olduğu sürece zararları kontrol edilebilir. Yoksa bir ömür örtünün altına mahkûm oluruz.

Büründüğümüz örtü bizi ateşten de koruyamaz. MÜZZEMMİL ve MÜDDESİR surelerini tekrar tekrar okuyalım. Peygamber’in örtünün altına neden girdiğini ve nasıl çıktığını, çıkınca ne yaptığını yani yol haritasını gözden geçirelim. Düşünelim, anlamaya anlamlandırmaya kafa yoralım.Bakalım, neydi acaba Peygamberin omuzlarını çökertecek olan o ağır yük. Neden bizim omuzlarımız hala çökmediğini düşünelim. Oysaki dağlar bile imtina etmişlerde o ağır yükü taşımaktan. (Ahzab-72). Bizim neden omuzlarımız hala dik! Yoksa biz hala yükün altına giremedik mi? Kendimizi mi avutuyoruz. Bize bir yol göster;örtüsüne bürünüp de altında kalanlardan eyleme ya RAB!

 
aykut akça
iktibas dergisi

Google+ WhatsApp