Kalbin orucu (2)

Kalbin orucu (2)


Kalbin orucu (2)

 

 

Allah Teâlâ Kerîm Kitabında, Nur suresinde buyuruyor:

“36. Allah’ın yapılmasına ve içinde isminin anılmasına izin verdiği evlerde, akşam sabah Allah’ı tenzih ederek anarlar;/37. Ticaretin de satımın da kendilerini Allah’ı anmaktan, namazı hakkıyla kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyamadığı, gözlerin ve gönüllerin dehşetle sarsılacağı bir günden korkan kişiler;/38. Anarlar ki, Allah kendilerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödüllendirsin, daha fazlasını da lutfundan versin. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.”

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Kalbin orucu ile ilgili âyet 37. Âyettir. “Dünya işlerinin kendilerini, Allah’ı anmaktan alıkoyamadığı kullar “kalb orucu tutan” kullardır.

Bazı tefsirciler bu âyeti şöyle açıklamışlardır: İşleri, meşguliyetleri ne olursa olsun ezan okununca camilere koşar, namazı kılar, sonra işlerine dönerler; yani işleri onları namazdan alıkoyamaz.

Bu mana bize göre isabetli değildir; çünkü âyette namaz ve zekat ayrıca zikredilmiş, bunlardan önce de “Allah’ı anmaktan” denmiştir. İsabetli anlayışın şöyle olduğunu düşünüyorum: Allah’ın öyle kulları vardır ki, camilerde ve evlerinin ibadete tahsis ettikleri bir köşesinde sabah akşam, namaz kılarak, Kur’an okuyarak, tefekkür ederek, zikrederek… Allah’ı anarlar. Bunlar dünya işleriyle de meşgul olurlar; mesela alış veriş ve ticaret yaparlar, ama bunu yaparken de Allah’ı unutmazlar, “El kârda (işte güçte) gönül yârda” olur.

Tırnak içindeki cümleyi güzel bir hat ile levha yapmışlar, bir dost bana hediye etmişti, evimde asılı durur ve ona sıkça bakar düşünürüm. Levhanın arkasına hikayesini de yazmışlar: Bir genci görmüş kalbi açık bir zat, durmadan alıyor satıyor, müşterilerden başını alamıyor, “Yazık dünyaya dalmış” diye içinden geçirmiş, bir de iç âlemi görmüş ki, bu genç bir an bile Allah’tan gafil olmuyor. Aynı zat Kâbe’yi tavaf ederken yaşlı bir adamın haline bakıp gıpta etmiş, “ne güzel, adam daim Allah ile meşgul” demiş, sonra bir de iç alemini görmüş ki, köyündeki çifti çubuğu düşünmekten içinde bulunduğu halin şuuruna varmaya vakti yok.

Ne güzel demişler:

Pîş-i menî der Yemenî

Der Yemenî pîş-i menî

“Önümde duruyorsun ama Yemen’desin, Yemen’desin ama benim yanımdasın.”

Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Bir topluluk, Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelip Allah’ın kitabını okudukları ve aralarında müzakere ettikleri sürece üzerlerine durmadan sekînet (huzur ve tatmin duygusu veya huzur veren melekler) iner, onları rahmet çepeçevre kuşatır ve Allah onları nezdindekiler arasında/içinde anar” (Müslim, “Zikir”, 36-37).

Bu hadiste geçen “sekînet” kalbin Allah ile olmasının güzel sonucudur.

Bir başka âyette de şöyle buyurulmuştur:

“…Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.” (Ra’d: 13/28).

Kalbimiz bize Allah’ın emaneti, onu daim sahibi işle meşgul etmek (kalb orucu tutmak) için çaba göstermemiz gerekiyor.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp