Kafkasya’da oyun içinde oyun…

Kafkasya’da oyun içinde oyun…


Kafkasya’daki büyük hesaplaşma başladı. Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından ortaya çıkan “Bağımsız” Ermenistan’ın bir fırsatçılık yapıp gasp ettiği Âzerbaycan’a âit Dağlık Karabağ ve civârındaki çok sayıdaki yerleşim yerinde beklenen savaş çıktı. Temmuz’daki çatışmalar bunun fitilini ateşledi. Bu defâ ilk hareket kimilerine göre Karabağ’daki Ermeni birliklerinden; kimilerine göre de Âzerbaycan’dan geldi. Bâzı çevreler ilk olarak hangi tarafın elini tetiğe götürdüğünü tartışıyor. Aslında bu hiç de mühim değil. Süreci Ermeni ordusu başlattıysa bunun manâsı, zâten hareketlenen Âzerbaycan ordusundan evvel davranıp pozisyon kazanmak olabilir. Eğer süreci Âzerbaycan ordusu başlattıysa bu da son derecede meşrû bir adım olarak değerlendirilmelidir. Çünkü savaş alanı bizzât Âzerbaycan’ın öz toprağıdır. Sözde barışı sağlayan ve meseleyi çözmek iddiası ile kurulmuş olan Minsk Grubu 30 senedir hiçbir başarı sağlamadı. Artık Âzerbaycan için bıçak kemiğe dayanmış vaziyetteydi. Eğer operasyonu başlatan taraf Âzerbaycan ordusuysa da yaptığı son derecede meşrû bir harekettir. Ermenistan’ın yaptığı açıklamalardan anlıyoruz ki, bütün gayretleri yaşananları dünyâ kamuoyuna Türkiye-Âzerbaycan ittifâkının kendisine saldırısı olarak takdim etmek ve işgâlciliğini perdeleyerek mazlûmiyet rolüne bürünmektir.

Husûsen belirtmek gerekir ki Türkiye, tekmil millet ve devlet olarak sonuna kadar Âzerbaycan’ın arkasında; gerektiğinde de yanındadır. Ama mânevî ve maddî desteğimizi devâm ettirirken meselenin boyutlarını tartışmayı da ihmâl etmemek gerekiyor. İlk günden başlayarak Türkiye’de medya çeşitli açık oturumlarla bunu tartışmaya açtı. Ama tâkip edebildiğim kadarıyla yapılan değerlendirmeler zayıf kaldı. Süreci başlatan adımın Ermenistan’dan geldiğini esas alan çok sayıda yorumcu Ermenistan’ın tek başına böyle bir adım atamayacağını; bunun arkasında Rusya’nın olduğunu iddia etti. Peşinen bu değerlendirmeye katılmadığımı ifâde etmeliyim. Bahsettiğim yorumcular tezlerine gerekçe olarak Rusya’nın bu sûretle Türkiye’yi Libya ve Sûriye’de zayıflatmayı hedeflediğini vurguladılar. Bunun derinliğine düşünülmeden ileri sürülmüş bir iddia olduğu kanaâtindeyim. Şu aralar, petrol gelirleri azalan, bu sebeple ekonomik sıkıntılar yaşayan, yeni NATO yapılanmasıyla Doğu Avrupa’dan baskı yiyen, Avrupa ile enerji akışı engellenmek istenen ve Ukrayna, Kırım üzerinden ölçeği büyütülen ambargolarla karşılaşan ve daha somut olarak Beyaz Rusya meselesiyle meşgûl olan Rusya’nın kendisi için kritik ehemmiyette olan Kafkasya’yı bizzât kendisi karıştırarak ne elde edeceğini sormadan yapılan değerlendirmeler bunlar. Dahası Paşinyan idâresinin Batı desteği aldığını ve Ermenistan’ı yeni bir Gürcistan hâline getirmek isteyen bir dinamiğin işlemeye başladığını görmemiş olabilir mi? Elbette bunun nâfile bir teşebbüs olduğunu biliyor ve nihâî tahlilde kendisinin sert kuvvetine güveniyor. Görece geri durması, arabuluculuk rolüne soyunması reelpolitik adımlar. Âzerbaycan’ın önünü açıyor. Âmiyâne tâbirle Âzerbaycan’ın Ermenistan’ı ezmesine göz yumuyor. Bir bakıma Âzerbeycan üzerinden Ermenistan’ı cezâlandırıyor. Bitik ve mağlûp bir Ermenistan’ın kendisine daha şartsız tâbî olacağını biliyor. Gönlümüzden geçen, şiddetle arzuladığımız, bu târihsel fırsat üzerinden Âzerbaycan’ın, Karabağ’daki işgâli topyekûn ortadan kaldırmasıdır; ama gerçekçi olursak bunun varılan aşamada pek de mümkün olmadığını görmemiz lâzımdır. Kanaâtimce bu evrede Dağlık Karabağ’a mücâvir olan yerleşim yerleri kurtarılacaktır. Bu da târihe Âzerbaycan’ın zaferi olarak geçecek müthiş bir başarıdır. Dahası Rusya’nın burada da Soçivârî bir oluşum üzerinden Türkiye’yi de devreye alan yeni bir yaklaşımla Kafkasya’yı daha etkin kontrol edebileceğini öngördüğünü düşünüyorum.

Pekâlâ eğer Rusya değilse, Ermenistan’ı dışarıdan kışkırtan birileri olmuş mudur? Elde bir delil tabiî ki mevcut değil. Ama Beyaz Rusya konusunda Lukaşenko’nun istifâsını isteyecek kadar ileri gidebilen ve dünyâdaki en büyük ve en etkili Ermeni diasporalarından birisine sâhip olan Fransa’nın bu meseledeki suskunluğunu yadırgadığımı belirtmeliyim. Bu da bende şüphe doğuruyor. Diğer taraftan ABD’nin de işin içinde olduğunu, hem enerji ve lojistik düzeyde Tek Yol projesi için kritik olan Kafkasya’yı istikrarsızlaştırmak için; hem de Türkiye-Rusya-İran münâsebetlerini hırpalamak üzere adım atmış, bir denemede bulunmuş olabileceğini düşünüyorum. Süreci bir bakıma Türkiye-Rusya-İran denklemi üzerinden değerlendirmenin daha mânâlı olabileceğini düşünüyorum. Eğer bu üç devlet, oyunu görüp dirâyet gösterebilirlerse, ki öyle olacağını tahmin ediyorum; deneme, geride bitik bir Ermenistan bırakıp fiyasko ile nihâyete erecektir.

Google+ WhatsApp