“Kadına şiddet”in tarihsel kökleri

“Kadına şiddet”in tarihsel kökleri


“Kadına şiddet”in tarihsel kökleri

 

Türkiye günlerdir Ceren kızımızın alçakça katledilişini konuşuyor. Bu cinayet ne ilktir ne de son olacak. Üstelik konu gündemde tutuldukça, her kafadan bir ses çıktıkça ve kanallar evire-çevire şiddet görüntüleri verdikçe, artarak devam ediyor. Kadın öldürmede, neredeyse dünya birincisi haline geldik!

Buna çözüm aramak yerine, ya erkek düşmanlığını yaygınlaştırıyor ya da bunun üzerinden dinimize ve tarihimize lâf sokuluyor…

Geçenlerde bir televizyon kanalında, “Kadına şiddet” konusu tartışılırken, bir kadın, “Kadın dövme geleneğimiz var!” diye bas bas bağırmaya başlayınca, derin bir “Lahavle” çektim.

Çünkü böyle bir gelenek yok. Bir konunun “gelenek” olabilmesi için ya İslam’dan ya da Selçuklu-Osmanlı terkibinden gelmesi lâzım.

Dini ve milli geleneğimizde kadına “şiddet” yok, “hürmet” var: O kadar ki, Peygamber Efendimiz, vahye dayalı “Yürek inkılâbı”nı kadın üzerinden gerçekleştirmiş; Risaletten önce diri diri gömülen kadını kurtarıp hayata katmış, saygınlık kazandırmış, eşlerine daima saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaşmış, onları övmüş, onlara yük olmamak için de kendi işini kendisi görmüştür.

Peygamberimizin herhangi bir eşine bir fiske vurduğuna, hatta onlara bağırdığına, azarladığına ilişkin tek bir rivayet dahi yoktur. 

Milli geleneğimizde de kadına şiddet yoktur…

Anadolu’nun “Ebedi vatan” paritasını canını ve gönlünü katan grupların arasında bir kadın örgütlenmesi görüyoruz: Bacıyan-ı Rûm (Anadolu Kadınları Teşkilâtı)… 

Osmanlı’yı inşa eden Kayı Aşireti’nin başında, yine bir kadın kimliği bulunuyor: Hayme Ana…

Geleceğin padişahı olacak Osmanlı şehzadeleri devlet yönetimini öğrenmek üzere sancağa gönderilirken, Valide Sultan’a, yani bir kadına emanet ediliyor…

Sadece saraylı kadınların değil, Anadolu kadınının da hukukî, sosyal ve ekonomik alanlarda bir takım hakları olduğuna dair bir sürü belge var…

Hani iddia ederler ya, “Osmanlı kadınının hiçbir hakkı-hukuku yoktu, erkek ‘boş ol’ der, boş olurdu” diye; külliyen yalandır! Bir kere nikâhlar tescillidir. Öyle keyfe keder “boş ol” demekle kadın boş olmaz…

Şer’iyye sicillerinde kadınların evlenme, boşanma ve miras konularında mahkemelere başvurup haklarını aradıklarına ilişkin birçok kayıt mevcuttur. 

Nikâh akdi sırasında boşanma yetkisi isteyen her kadın, gerekli gördüğünde bu hakkını kullanıp “şiddetli geçimsizlik” ya da başka makul gerekçelerle boşanabiliyor. Üstelik de bu talebi yıllarca sürüncemede kalmıyor, tek celsede gerçekleşiyor.

Mesela, Kanuni’nin kız kardeşi Şah Sultan, kocası Sadrazam Lütfi Paşa tarafından bir kadının tartaklandığını öğrenir öğrenmez, boşanma talebinde bulunmuş, bu talebi adalet önünde onaylanmıştır.

Antep’te Ümmühan isimli bir kadın, boşanma talebiyle kadıya gitmiş, mehrinden ve iddet parasından vazgeçerek, Osman bin Ali isimli kocasından boşanmıştır.

Bursa’da Abdullah oğlu Mehmed, İzmir’e giderken ailesinin nafakasını karşılama konusunda bir akrabasını kefil tayin etmiş, ancak bu kişi vazifesini yerine getirmeyince, Mehmed’in eşi Kerime Hatun mahkemeye başvurarak hakkını istemiştir. 

Yarın devam edelim inşallah…

 

yeni akit

Google+ WhatsApp