Kadim sorunumuz: Kurumsallaşma

Kadim sorunumuz: Kurumsallaşma


Kadim sorunumuz: Kurumsallaşma

 

 

Geleneklerine bağlı bir toplum olmamıza rağmen, kurumsallaşma konusunda yaşadığımız sorunu bir türlü aşamıyoruz. Sadece devletin değil, özel sektörün, şirketlerin, eğitim kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının da ciddi anlamda kurumsallaşma ve uzun soluklu sistem inşa etme sorunları var. Sebebi ne olabilir acaba?

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


EN BÜYÜK KURUMSALLAŞMA TANZİMAT’TI

Denilebilir ki Osmanlı döneminde devletin en büyük kurumsallaşma hamlesi Tanzimat’la olmuştur. Batılılaşma, modernleşme ve geleneklerimizden kopma tartışmalarının gölgesine kalan bu hamle, kendisinden sonra gelen tüm süreçleri derinden etkilemiş, devletin köklü kurumları ilk defa o zaman inşa edilmiştir.

Osmanlı’da devlet aygıtını yönetmek için en iyi kadrolar o zaman yetiştirilmiş, son derece donanımlı ve vizyoner bir ekip devleti şekillendirmeye çalışmıştır.

Lakin toplumda ve devleti yönetmede daha önce güç sahibi olan çevrelerde yarattığı rahatsızlık nedeniyle, Tanzimat yapılanması tam anlamıyla başarıya ulaşamadan akamete uğramıştır.

Devletin bugünlerde yeniden yapılandırdığı bu günlerde, son derece önemli tarihsel benzerlikle taşıyan bu konuyu daha sonra yeniden ele alacağım.

GÖÇEBE, PRAGMATİST, PRATİK BİR TOPLUM

Daha geniş anlamda, toplumumuzun neden kurumsallaşma ve sistem inşa etme konusunda sorunlar yaşadığına kafa yormamız gerekir. Yani devletin yaşadığı kurumsallaşma sorununun aynısı, hemen hemen toplumun tüm katmanlarında görünüyor.

Sanırım bunda göçebe toplum genlerimizden gelen bir problem var. Bir de değerli hikayecimiz Mustafa Kutlu, “Türkler pragmatist ve pratiktir. Bu yüzden bizden filozof az çıkar” demişti bir keresinde bana.

Belki buradan yola çıkarsak göçebe, pragmatik ve pratik bir toplumun kurumsallaşma sorununun nedenlerini de bulunabiliriz.

Bizim sürekli hareket halinde olan (göçebe) sosyal yaşamımıza paralel olarak, sürekli hareket halinde olan bir zihin yapımız da var sanki. Bu sabırsız ve değişken zihin, uzun süreli, bir gelenek oluşturacak kadar uzun vadeli planlama, kurumsallaşma ve sistem inşa edemiyor.

Bir yoğurdun bile maya tutma süresi vardır. Dolayısı ile bir sistemin oturması, kurumsallaşması ve geleneğinin oluşması için bir süreye ihtiyaç vardır. Ancak sabırsızlığımız yüzünden sürekli yoğurda parmak batırıp, onun mayalanmasını önlüyoruz.

KURUMSAL AKIL HATA YAPILMASINI ÖNLER

Kurumsal akıl, kurumsal gelenek ve kurumsal karar verme süreçleri doğruyu bulma ve başarıya ulaşmada çok büyük katkı sağlar. Hata oranlarını düşürür, yanlış yola sapılmasına engel olur ve bir istikrar sağlar.

Kurumsallaşma kişiye bağımlı bir hayat sürmemize engel olur. Göçebe toplumların lidersiz yol alamadığı bir gelenekte, bizde de kişilerin performansına göre bir ilerleme ve büyüme sağlanabiliyor ancak. O başarılı yönetici/lider görevden ayrıldığında kurumda gerileme başlamış oluyor.

Kurumsallaşma, yüksek yeteneği olmayan bir yöneticiyle de kendi kendine sistemin çalışmasını ve ilerlemeyi sağlayabilir. Yeter ki gelen kişi yenilik yapıyorum diye sistemi bozmasın.

LİYAKAT VE EHLİYET KURUMSALLAŞMANIN MİMARI

Burada ortaya çıkan ve bugün Türkiye’nin en önemli sorunu olarak dillendirilen liyakat ve ehliyet meselesini dikkate almamız gerek. Zira bir devletin ya da yapının, kurumsallaşmasındaki en büyük güç, liyakat ve ehliyet sahibi insanlardır.

Tanzimat reformcuları, liyakat sahibi insan yetiştirmek için mülkiye, maliye, harbiye ve hariciye alanlarında okullar kurmuş, buradaki öğrencileri yurt dışına gönderip özel olarak yetiştirmiştir.

Bugün Türkiye’nin yetişmiş insan kadroları, Tanzimat döneminden daha güçlüdür. İnsanlar nitelikli kadrolarımızın olmadığını söyler ama yanlıyorlar. Bizim liyakat ve ehliyet sahibi insanları istihdam etmemek gibi bir sorunumuz var sadece.

Bu kadroları doğru yerde, doğru zamanda ve hak ettiği şekilde istihdam edelim.

Bakın o zaman nasıl kurumsallaşma hızlanır ve ülke güçlenir.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp