Kadavra krallığı...

Kadavra krallığı...


Kadavra krallığı...

 

 

Dört tepe noktası var.. Zirveden zirveye hat çekmek gerekiyor.. Ancak o zaman Soçi toplantısı ve Suriye’ye de olacakların stratejik gerçekliğini anlayabiliriz...

Bir, Brüksel’de gerçekleşen NATO Savunma Bakanları toplantısı. Savunma Bakanı Hulusi Akar katıldı ve Avrupa’nın Rusya-ABD arasındaki sıkışmışlığında yapacağı tercih (!) konuşuldu. Bir de tabii yine Türkiye’ye S-400 hatırlatması yapıldı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


İki, Polonya-Varşova’da başlığı “Ortadoğu Konferansı” olan, gerçekte İran karşıtı koalisyon denemesi yapıldı. 60 ülke katıldı. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun, “Ortadoğu’da barış istiyorsanız İran ile yüzleşmeniz gerekir” ve Trump’ın avukatı Giuliani’nin, “İran halkını rejimden kurtarıp Tahran’da kutlamalar yapacağız” açıklamaları durumu anlatır. Başarılı oldu mu, pek şüpheli...

Türkiye’de deve dişi gibi gazetelerin köşe yazarları ABD ve İsrail’in bu konferanstaki sözde performanslarını kutlarken, Almanya, Fransa ve hatta İngiltere’nin tutumu, Rusya ve Çin’in eksikliği ama en çok Ankara’nın bu zirveye yüz vermemesi önemsenmedi.

Oysa önemliydi; sadece şekle baktığınızda dahi, Varşova’da büyükelçi seviyesinde konferansı izleyen Türkiye aynı sıralarda Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, MİT Başkanı ve askeri heyeti ile Soçi’de oturuyordu. Hasılı, Polonya soğuğuna Ortadoğu sıcağını taşırsanız kar dayanmaz.

Üç, Tabii Soçi Zirvesi. Rusya-Türkiye-İran dördüncü kez bir araya geldiler; başta ABD’nin Suriye’den çekilmesi ve sahada yapılacaklar konusundaki duruşlarını bozmadılar. Buluşmanın perde arkası ve kararların yansımaları hâlâ okunmaya çalışılıyor. Daha da yazılıp çizilecek. Nitekim, S-400’lerin teslim tarihi bile bu toplantıda Temmuz olarak, ‘yakında’ tonuyla vurgulandı. NATO’ya da cevaptır.

Dört, Soçi rüzgarı estiğinden tam konsantre olamadık ama Almanya’da bir zirve daha var. Önemli. Münih Güvenlik Konferansı. Denebilir ki, küresel güvenlik politikalarının entelektüel düzeyde ele alındığı en önemli toplantılardan biri belki birincisidir. Liderlerin burada yaptığı konuşmalar, analizler neredeyse ulusal güvenlik belgeleri ve rakiplerini nasıl algıladıkları konusunda, geleceği nasıl kestirdikleri noktasında ipuçları verir. Dünyanın karşı karşıya olduğu 10 temel risk masaya yatırılacak ve bunların en az sekizi Türkiye’yi ilgilendiriyor.

Burada da Türkiye güçlü katılımcılarla temsil ediliyor ve yine Savunma Bakanı Hulusi Akar dün Soçi’den oraya geçti bile.

Bu dört kümenin tepe çizgileri Türkiye’den geçiyor.

***

Gerçek şu ki, Soçi’de Türkiye, Fırat’ın Doğusu’na ve nisbeten İdlib’e ilişkin tercihlerine Rusya ve İran’dan destek almış görünüyor. Elbette hepsi gönülden değil.

Ankara, güvenli bölgede sadece kendisinin olmasını istiyor. Bu da tehdit algısına yakından bakıldığında son derece makul bir beklenti. Çünkü en basit ifadeyle; burada kim ya da kimler, hangi kurumsal kimlik veya bayrak altında bulunursa bulunsun, bölgede hem Türkiye’nin terörle mücadelesini hem de Suriye ve halkının geleceğine ilişkin yükselmiş beklentiyi sulandıracaklar. Hatta tuzaklayacaklar.

Soçi Zirvesi’nin ardından önce Münih’e giden Savunma Bakanı Akar’ın, sonra da-aslında Soçi’den dönüş uçağında-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seslendirdiği, “Güvenli bölge Türkiye’nin kontrolünde olmalıdır” sözleri odur.

Fazladan; Cumhurbaşkanı’nın, “Bu olmazsa, demektir ki, ülke olarak güvenliğimiz her an yine tehdit altında olacaktır” cümlesi var.

Bundan gerisi, yani Soçi’de masaya yatırılan ve kamuoyuna yansıyan tüm başlıklar biraz teknik kalır. İdlib gibi önemli bir konuya teferruat muamelesi yapılamaz ama tiftik gibi ne kadar atarsanız atın, örneğin Rusya-Türkiye ortak devriyesi veya operasyonu başladığında işin rengi değişir...

Neyi konuşacaksınız?

***

İlla laf aranıyorsa, dört zirvenin içindeki zehirli unsurlardan konuşalım...

Soçi zirvesinden nasıl bir kaygı ürettilerse...

Bakar mısınız, bağlar mısınız;

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Joseph Votel: “Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekme kararını doğru bulmuyorum. ‘DAEŞ’i bozguna uğrattık’ dediğimizde bu artık örgütün bize doğrudan saldırı yapabilecek kapasiteye sahip olmadığı anlamına gelir. Ama hâlâ çok güçlü bir ideolojiye sahipler, başkalarını teşvik edebilirler”.

İnanılmaz. Adam bu sözleri Umman’da CNN’e söylüyor. Son cümlesi tehdit olarak bile algılanabilir. Koltuğunu gözden çıkarmış görünüyor.

Devam...

Sessizliğiyle tanınan İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI6’in şefi konuşuyor; “Suriye’de El Kaide yeniden büyüyor. İdlib giderek radikalleşiyor. Çok endişeliyiz. DAEŞ bölgesel yenilgiye uğramasına rağmen geleneksel ve asimetrik tehdit yaratacak şekilde değişti”...

Votel’le aynı şeyi söylüyor! Kime söylüyor, CNN’e. Nerede söylüyor, Mühih konferansında. Anlıyoruz ve Trump da anlıyor.

“24 saat içinde Suriye ile ilgili önemli açıklamalar yapacağım”...

Beklenti, ABD’nin DAEŞ karşısında zafer ilan etmesi.

Yani Beyaz Saray kendi cevabını veriyor.

Ama daha önce başka haber geliyor; Başkan Trump, Türkiye Büyükelçisi’ni açıklıyor!

Bundan sonra çok siyasi kan dökülür.. Krallık da üzerine ‘kurulur’...

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp