İyimserlik ve kötümserlik arasında

İyimserlik ve kötümserlik arasında


İyimserlik ve kötümserlik arasında

 

 

İyimserlik ve kötümserlik, insana has duygulardır. Ömrümüz bunların arasında salınarak geçer. Bu karşıt ve uç durumları bir insanı nitelendirmek çok sık kullanırız. Diğer taraftan, her nitelemenin, bir torna etkisi doğurarak; biraz da nitelendirdiğimiz varlığı düzleştirip eksilttiğini unutmamak gerekir.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Nitelemelerin “mutlak” değil, “durumsal” olduğunu biliyoruz. Meselâ bir insana “iyimser” demek , o insanın yeri geldiğinde kötümser de olabileceği ihtimâlini devre dışı bıraktırmamalıdır. Hattâ, daha dinamik bir bakışla bakıldığında, “iyimserlik” ve “kötümserlik” duygularının çok geçişken olduğu; “iyimserliğin”, “kötümserliğin” ; kötümserliğin de “iyimserliğin” içinden geldiği anlaşılır. Aldous Huxley’in meşhûr eseri “Ses Sese Karşı” da bu geçişler ne kadar güzel anlatılır.

Eğer diyalektik olarak bu geçişleri görüyorsak, salınımları, hatta savrulmaları olağanlaştırmak da mümkündür.. Ama bu hoş bir durum mudur? Manik depresif haller, bipolar bozukluklar, herkesin yaşadığı, ama pek de farkında olmadığı geçişlerin dramatik uçlarıdır ve hayâtı alabildiğine zorlaştırır. Bu zorluklar o kadar başa gelinmez olur ki, bunlardan muzdarip olanları intihar riskinden kurtarmak için lityum yüklü ağır tedâvileri icap ettirir.

Savrulmak tutunamamak değil midir? Eğer tutunamazsak savrulacağımızı biliriz. Tutunmak nasıl mümkün olabilir? Bu, bir “ara durum” başarısıdır. İki ucu da dışlamaz ve içinde tutar. Gâliba bilgelik de, ara durumlarda bir tutunum başarısı sağlama kapasitesidir. Bilge , uçları dışlamaz; hattâ onları tecrübe etmekten sakınmaz. Ama, uçları yaşamaktan murâdı, onların sınırları hakkında fikir sâhibi olmak, tutunum sağlayacağı koordinatları sağlam bir şekilde tespit etmektir. Bu sûretle birinin diğerine dönüşmesini engellemek mümkün olabilecektir…

İyimserlik ve kötümserliği bir savrulma olmaktan çıkaracak olan ara durumun ,”karamsarlık” olduğunu düşünürüm. Bu duygunun sağlamlığına inanırım. Karamsar durum, ne kötümser durum kadar kötümser, ne de iyimser durum kadar iyimserdir. Bir iyimsere neş’e; bir kötümsere ise acı eşlik ederken, bir karamsarın yol arkadaşı ise hüzündür. Büyük şâir Hilmi Yavuz’un dediği gibi; “Hüzündür ki en çok yakışandır bize”.. Hüzün, neş’e ve acıyı birleştirir. Hüzün, neş’eli bir acı; acılı bir neş’edir. Hüzün, bir başka şâir Hasan Hüseyin’in yazdığı gibi, ”Acıyı bal eyleme” sanatıdır. Bu aynı zamanda ara durumların üst durumlara nasıl bağlanacağını da gösteriyor.

İyimserleri , ustalıklarına göre yüzücülere, karamsarları ise, yine ustalık derecelerine göre dalgıçlara benzetirim. Kötümserlere gelince, onları yüzücüleri küçümseyip, dalmaya niyetlenen , ama dalma tecrübesini yüzlerine gözlerine bulaştırıp vurgun yiyen acemî dalgıçlar olarak görürüm.

İyimserlik yüzeyselliği, karamsarlık ise derinleşmeyi temsil ediyor. Düşüncede ve duygularda derinleşmek, karamsarlığın hakkını vermekten geçiyor. Hüznün müziğinde zirveye oturan Chopin, bir arkadaşına yazdığı mektupta, uzun uzun içini kemiren bâzı duygulardan, onların kendisine verdiği ölümcül ızdıraplardan bahseder. Bu, basit bir şikâyet değildir. Mektubunu, “Belki sana tuhaf gelecek, ama onlardan kurtulmayı asla istemiyorum” diyerek bitirir.

Bugünlerde belli çevrelerde şikâyet konusu olan “vasatlaşma” veyâ “kültürsüzlük” aslında uçlar arasında savrulmalara işâret ediyor. Savrulmalar vasatlığın göstergeleri. Bu topraklar, bir zamanlar ürettiği kadim bilgeliğin birikiminden o kadar uzağa düştü ki.. Tüketimle kanatlanmış, exocoetus volitans’- lara benzeyen iyimserlik ile kötümserliğin kahredici vurgun yemişliği arasında savrulup duruyoruz.

Kötümserlik hakikâten de tuhaf bir duygu. Bir yerden sonra, kötülüklere işâret etmenin de dışına çıkıyor ve onları ister hâle geliyor. Kötümserlik, sâdece kötüyü düşünmek değil; bir yerden sonra onu dilemektir de. Bu, yerel seçimlere yaklaşırken muhalefetin hâlet-i rûhiyesini ve söylemini çok berrak ortaya koyuyor. Seçim sonrası yaşanacak “felâketlerin tellallığını” yapıyorlar. Bunu öyle bir harâretle yapıyorlar ki, insan; ”acaba bunu istiyorlar mı ?” diye sormaktan alıkoyamıyor kendisini.

Yerel seçimler, ufak tefek sürprizler ortaya çıkarsa da Türkiye’nin genel siyâsal tablosunu değiştirmeyecek; 1 Nisan’da , kimilerinin iyimser bir şekilde beklediği “bahar” gelmeyecektir. Birileri, iyimser kutuptan kötümser kutba savrulup gidecektir; hepsi o kadar…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp