İyiler sustuğunda kargalar ortaya çıkar

İyiler sustuğunda kargalar ortaya çıkar


Zulüm, varlık âleminin dengesini bozan ve yeryüzünde şiddetin yayılmasına neden olan patolojik bir durumdur. Zulmün hâkim olduğu coğrafyalarda adalet, merhamet, paylaşım gibi değerler zayıflarken, gayr-i ahlaki, gayr-i insani tutum ve davranışlar sıradanlaşmaya başlar. Şiddet ve nefretin sonucunda ortaya çıkan kaostan herkes etkilenir ve güç zorbaların ellerine geçer, masumlar ise ezilmeye devam ederler. Zulmün yaygınlaştığı toplumlarda fertleri bir arada tutan ahenk ve düzen bozulur ve yaşanan kargaşa herkesi etki altına alır.

 

Zorbalar güç elde edip, fitne ve fesat tohumları ekmeye başlamışsa, bu iyilerin suskunluğundan, sorumluluklarını hakkıyla yerine getirememelerindendir. Zira hak ve adalet adına mücadele eden iyiler sorumluluklarını yerine getirmemiş, yapmaları gerekeni yapmamış, yapmamaları gerekeni yapmışlarsa zalimlere gün doğacaktır.

 

 

İyiler susmuş ve sorumluluk almaktan vazgeçmişlerse zamanın Firavun’ları bunu fırsat bilir ve güç elde edip karanlığı yaymaya başlarlar. Böyle durumlarda ortaya çıkan zarar umuma şamildir. Kötülerin yaydığı karanlık ister istemez fitne, kargaşa, sıkıntı ve belaya dönüşür ve bundan zalimlerle işbirliği yapmış ya da zulme sessiz kalmış kişiler de etkilenirler. Ortaya çıkan kaostan masumlar da paylarını alır ve bir kurtarıcıya ihtiyaç duyarlar. Yani kurunun yanında yaş da yanar.

 

Allah, Müslümanlardan hakkın tebliğini yapmalarını istemektedir. Yani iman etmek fertlere iyiliği emredip kötülükten nehyetmeyi gerekli kılar. Fakat günümüzde görmekteyiz ki, insanlar benim partimden, benim cemaatimden, benim memleketimden, benim kanımdan deyip, hakkı söylemekten kaçınmakta ve adaletsizliğin, liyakatsizliğin ve kötülüğün yayılmasına sebebiyet vermektedirler. Oysa hakkı söylemeyip, tarafgirlik yapmak ve bu kişilerin hatalarını görmezden gelmek, adam kayırmak, yalakalık yapmak büyük bir vebaldir. Zira hakkın ihlal edildiği toplumlarda şiddet ve nefret hızla yayılır ve bu durumdan toplumun her ferdi etkilenir. Resulullah şöyle buyurur: “Bir geminin dibini delmeye çalışan bir kişinin bu davranışı öyle bir boğulma olayına yol açar ki, ortaya çıkan fitne geminin içinde bulunanlardan yalnızca gemiyi delenleri ve onlara yardım edenleri değil hiç haberi olmayanlara varıncaya kadar herkese isabet eder ve musibet şeklinde ortaya çıkar.” Yani gemiyi delen kendisi de boğulacaktır fakat bunun farkına varamaz.

Gemiyi delene mani olmak yeterli değil, böyle bir niyet taşıyanları hakka davet etmek ve insanileştirmek gibi bir görevimiz de var. Bunun için sadece karın doyurmak için gelmediğimizin farkına varıp iyiliğin yayılması için çaba göstermek zorundayız. Bugün eğer İslam coğrafyasında masumlar katlediliyor ve onların değerleri ve kaynakları sömürülüyorsa bunun nedeni hakkı haykıran öncü bir ümmetin

 

 

olmamasıdır. Vahşi Batı zulmünü yayabilmek için bir araya gelip güç birliği oluştururken Müslümanlar birbirlerini mezhep ya da etnik yapı üzerinden ötekileştirerek parçalanıyorlar. Ne yazık ki çevremizde hacı hoca geçinen birçok kişi bu ayrışmaya öncülük edip insanları birbirlerine düşürüyor. Oysa vakit birleşme vaktidir, vakit ümmet bilincine doğru yürüme vaktidir, vakit LA İLAHE İLALLAH ekseninde birleşme vaktidir.

 

BİR SÖZ

 

“Bir de öyle bir fitneden sakının ki o içinizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz, hepinize şamil olur. Biliniz ki Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.”

(Enfal, 8/25)

Google+ WhatsApp