İyi ki Şu Kirli Ortamda Taraf Değiliz

İyi ki Şu Kirli Ortamda Taraf Değiliz


İyi ki Şu Kirli Ortamda Taraf Değiliz

 

 

Yazımın başlığında bir bakımda sanki sorumsuzluk gibi bir durum algılanabilir. Olumsuzluklara direnmemek bir anlamda ilgisiz kalmak, taraf olmamak bizi sorumluluktan kurtarmaz, bunu biliyoruz. İyi ve güzel olandan yana olmak gerekir ki olumsuzluklar giderilebilinsin. Ne yazık ki taraf olmak da sorunları gidermiyor. Kirliliğe bulanmak da başlı başına bir sorun.

Müslüman olmanın sorumluluğu elbette daha dikkatli olmamızı gerekli kılar. Çünkü hangi yana yüzümüzü çevirsek veya yönelim göstersek olumsuzluklara bulanmaya neden olur. Sağlıklı bir durum yok ne yazık ki. Yaşananlar ideal ve ilkelerimize ters düşüyor. Gerilimin nedeni büyük ölçüde çıkar ile ilgili. Kimileri mevzilerini veya çıkarlarını yitiriyor, kimileri de mevzi ele geçiriyor, çıkar sahibi oluyor. Bu ortamın bir dengesi yok. Gücü ele geçirenler sadece kendi çevrelerine çıkar devşiriyorlar. Bu gibi ortamlarda insanların psikolojileri sağlıklı değil. Güç ne tarafa dönerse kitleler oraya doğru savruluyor. İktidar yanlısı çevreler kimi illerde özellikle büyük kentlerde seçimler kaybedilince işçi ve memurlar sendikalarını değiştirmeye başladı. Bununla kalınsa iyi, kılık kıyafetlerini de değiştiriyorlar. Gücün yanında yer almanın savruluşudur bu.

 

Çalışanların iş güvencesi sorunu var elbette. İşlerinden olmamak için yer ve kabuk değiştiriyorlar. Hakkaniyet olmayınca insanlar telâşlanıyor. Geçmişte böyle idi bugün böyle, yarın da böyle olacak. İstihdam alanları olmayınca alan daralıyor. Genç nüfus oldukça yoğun, okul bitiren üniversite mezunları kendi alanlarında iş imkânı bulamıyorlar. Meslekleri ile ilgili olmayan alanlarda kendilerine yer bulmaya çalışıyorlar.

Eğitim kurumlarından mezun olanların niteliği de tartışılır. Taşra üniversitelerinin büyük bölümü eski liseler düzeyinde. Üniversiteyi bitirmek sadece diploma almalarını sağlıyor. Kesimlerin sağ-sol ayrışmasındaki keskinliğin yanına ırkçı söylemler ile bir alan daralması yaşandı. Bu büyük bölünmede kitleler iki parçaya bölündü. Burada sağlıklı düşünemeye fırsat bile kalmadı. İktidar yanlısı medyanın koro halinde tahkir eden yaklaşımları, aşağılamaları muhalefete güç kazandırdı.

Üstelik iktidardaki muhafazakâr parti kendi seçmenini ırkçı söylemli jakoben partiye kaptırdı. Onlar aralarındaki yarışta da ırkçı partinin kazanmasına neden oldu. Muhafazakâr Kürt seçmen bu ağır tahrik ve ötelemeden ötürü ne yazık ki karşı tarafa kaydı. İnsanların gönüllerini kazanmak yerine kesimler kitlelerini kemikleştirme, kendilerini sağlama alma yolunu tercih ettiler. Fakat bu da bir yere kadardı, tutmadı.

Hukuka güven kalmadı, yönetenlere güven kalmadı. Taraflar ağır olarak suçlandı ve tahkir edildi. Gücü ellerinde tutanların tutumları, kitleleri patlama noktasına getirdi.  Çıkarılan yasalar veya uygulamalar ile hep böyle süreceği varsayıldı. Merhum Özal’dan beri seçim sistemiyle oynandı. Geçmişte yakınanlar yönetime geldiklerinde daha ağır ve kendi lehlerine olan durumları sürdürdüler. Yasalar ve kurallar değişkendir. İlerleyen zaman içinde güç terse dönebilir. İlkeli olmaktan başka bir seçenek bulunmuyor. Sahih Müslümanlar adil olmak zorundadırlar. Böyle bir yükümlülükleri var. Kim olursa olsun hakkaniyet sahibi olmak gerekir. Yoksa asla kendi medeniyetlerini temsil edemezler.

Bundandır ki şu karışık ve karmaşık dönemde kir bulamacına bulanmadan temiz kalmak da bir gereklilik. İnsanlara hitap edecek örnek olabilecek karakterli ve kişilikli insanlara gereksinim var. En azından biz öyle olmak zorundayız.  Ruhlarımızı, kalplerimizi kirletmeden hayatiyetimizi sürdürmeliyiz. Bu hem bizim için hem de gelecekteki kuşaklar için gerekli ve zorunlu.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp