İtaatinde Bir Sınırı Yokmu?

İtaatinde Bir Sınırı Yokmu?

Allah ve onun resulleri söz konusu ise elbette ki itaatin bir sınırı yoktur. Aksine iman edenlerin bu iki otoriteye sonuna kadar itaat etmeleri imanlarının bir gereğidir. Allah’ın yaşanılması için gönderdiği vahiyler teberrüken, anlaşılmadan, sevap kazanmak için okunup böyle anlaşılmaya başlanıldığı günden itibaren hem gönderilen vahiyler hem de

İtaatinde Bir Sınırı Yokmu?

 
 

Allah ve onun resulleri söz konusu ise elbette ki itaatin bir sınırı yoktur. Aksine iman edenlerin bu iki otoriteye sonuna kadar itaat etmeleri imanlarının bir gereğidir. Allah’ın yaşanılması için gönderdiği vahiyler teberrüken, anlaşılmadan, sevap kazanmak için okunup böyle anlaşılmaya başlanıldığı günden itibaren hem gönderilen vahiyler hem de o vahiylere iman ettiğini söyleyen insanlar vahyin ilk inananları olan peygamberler ve onun davetine samimiyetle iman eden Müslümanların kazandıkları güzel haslet ve örneklikleri maalesef bu gün aynı kitaba inananlar kazanamadılar.

Çünkü onlar kitabı kendilerine uydurmuyorlar aksine kendileri kitaba uyup teslim oluyorlardı. Yine onlar inanıp iman etmeleri gereken dinin tamamının Allah’ın gönderdiği vahiylerden oluştuğuna dinin tek sahibi ve kural koyucusunun Allah olduğuna kesin olarak iman etmişlerdi. Onların nazarında peygamberler Allah’ın gönderdiği dini eksiksiz olarak anlatan ve yaşayan birer insandılar.

Ne zaman Allah’ın gönderdiği vahiyler asli amaçlarından uzaklaştırıldılar işte bundan sonra önü alınamayan sapmalar ve sapkınlıklarda başlamış oldu. Vahiyden beslenip şekil alması gereken din ve kuralları tamamen insan aklının ürünü olan kurallar ile insanların gönlünde ve hayatlarında yer etmeye başladı. Oysa vahiy olmadan akıl tek başına insanı ne bu dünyada nede ahirette mutlu edecek esasları bulma konusunda yeterli değil idi. Yalnız aklın ölçü alınması durumunda insanlığın geldiği noktayı bu gün üzerinde yaşayıp şahit olduğumuz batı toplumları ve onlara heveslenip/öykünen vahyi hayatlarının dışına atan söz de halkı Müslüman olan toplumların işler acısı durumları/ durumumuz ortaya koymaktadır. Gelinen nokta kan, irin, gözyaşı, ölüm ve öldürme:

Peki, insanlık bu noktaya nasıl geldi? Bu sorunun cevabını Müslümanlar açısından değerlendirip Allah’ın yardımıyla bulmaya çalışacağız.İnanıp iman ettiğini söyleyen İslam’ın mensupları dinlerini son vahiy olan Kuran’dan ve onun hayata uygulayıcısı olan peygamberi ve uygulamalarını dikkate almadan Müslüman oluna bilineceği zannettiler. Oysa zan Allah tarafından gönderilen ve kesin doğru olan vahiyden hiçbir şeyi bünyesinde barındırmamakta idi. Diğer bir ifade ile kesin hakikatler üzerine bina edilmesi gereken dinlerini sanıları ve zanları üzere oluşturdular. Teslim olup kabul etmeleri gereken dini değil giydirilen ve üretilen, anlatılan ve beşer ürünü olan dini kabul edip yaşadılar. Durum böyle olunca da kötü akıbet kaçınılmaz oldu.

Oysa kime ne kadar itaat etmeleri gerektiğinin ölçüsünü Allah belirlemişti. Bu hususu Kuran’ı kerim şöyle açıklar: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (yönetici ve idarecilerinize)de. Her hangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve resulüne arz edin. Bu daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa-59)  Bu ayetin nasıl anlaşılması gerektiği hususunda bizden öncekiler mutlaka kafa yorup bir şeyler söylemişlerdir. Allah onların yaptıklarını bizlerden bizlerin yaptıklarını ise onlardan sormayacaktır. Önemli olan bu ayeti bizler nasıl anlıyoruz ve hayatımızdaki uygulaması nasıl? Bizler şunu kesin olarak bilmeliyiz ki Allah ve onun resulü söz konusu ise mutlak manada itaat ve teslim olmak Allah ve resulüne iman edenlerin olmazsa olmaz özelliklerindendir. Bu konuda sonsuz ve inadına itaat.  Peki, bu nasıl olacak?  Sorusunun cevabı ise: Allah’ın gönderdiği din olan İslam ve onun tavizsiz uygulayıcısı olan son elçinin yaşadığı gibi yaşamak anladığı gibi anlamak, anlattığı gibide anlatmaktan geçmektedir. Belki bu söylediklerimize kardeşim bizler farklı mı anlayıp yaşıyoruz veya anlatıyoruz gibi itirazlar ileri sürüle bilinir. Şayet Allah resulünün ve arkadaşlarının yakalamış oldukları başarıyı bu günün Müslüman âlemi yakalayamıyor ise ortada bir terslik var demektir. Son örnek olması açısından Allah’ın resulü yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede nasıl bir tek fertten devlete yürüyüp başarı elde etti. Bizler bu gün bunu niye başaramıyoruz. Belli ki çok önemli ve telafisi mümkün olmayan hatalar yapıyoruz. Yoksa Allah’ın sünnetinde bir değişiklik olmadı. Zira herhangi bir toplum kendi nefislerinde olanları gerek iyi yönde gerek ise kötü yönde değiştirmedikçe Allah onların hallerini değiştirmez kuralı bu gün içinde geçerlidir. Kime ne kadar ya da ne oranda itaat edeceğimizi ya bilmiyoruz ya da yanlış biliyoruz. Mesela her kesin diline dolayıp yanlış anladığı şu ibareye bir bakalım: “Sizden olan emir sahiplerine de itaat ediniz.” Evet, bizler bizden olanla acaba neyi anladık? Hemen cevabını da vereyim. Öncelikle bizim ile aynı ırktan mı, aynı soy ve kabileden mi, aynı mezhep, aynı cemaat, aynı tarikattan mı? Böylelikle anlamamamız gerekeni anladık.  Kuran’da Nuh Peygamberin oğlu ile arasında geçen şu diyaloğa rağmen: Kıssanın tamamını anlatmak malumunuz bu yazının kapasite ve konusunu çok aşar bundan dolayı sadece ilgili bölümü alarak kıssanın tamamının sizler tarafından okunacağını umarak ilgili birkaç ayeti sizler ile paylaşacağım: “Nuh, Rabbine seslenerek dedi ki: “Ey Rabbim, oğlum ailemin bir bireyi idi, senin vadinde gerçektir ve sen kesinlikle hüküm verenlerin en yerinde hüküm verensin. Allah dedi ki; Ey Nuh o oğlun senin ailenden değildi. Çünkü o kötü işler yaptı. İç yüzünü bilmediğin bir şeyi yapmamı benden isteme. Sana cahillerden olmamanı öğütlerim.” (Hud-45-46) Aman Allah’ım ne müthiş bir ifade! Yüce Allah’ın bu cevabı, bu dinin son derece önemli bir gerçeğini ifade ediyor. Bütün bağların kendisine bağlandığı kulpu, ana halkayı tanıtıyor bize.  Bu ana halka, inanç halkasıdır. Fertleri bir birine bağlayan budur; Yoksa soy bağı veya kan bağı değildir. Bizler Kuran’ı okur iken önceden edinmiş olduğumuz sabit bilgi ve birikimlerimizi doğrulatmak veya onlara destek bulmak için okuyoruz. Böyle bir okuma yanlış bir okumadır. Oysa Kuran’ı okuma maksadımız Kuran ’ile değişmek ve ders almak olmalıdır. Böyle okur isek kimlerin bizden olduğunu kimlerin olmadığını rahat bir biçimde anlamış oluruz.

Evet, İslam’ın diğer kurallarında hızımızı alamayıp yaptığımız yanlışlara bir yenisini de ekleyerek maalesef itaat etmede de ölçüyü kaçırıp eller aya gider iken bizler yine yayakaldık.  Bazı konularda kendimizden daha yetkin ve etkin gördüğümüz liderimize, hoca efendiye, üstat ve ağabeylerimize, parti liderlerimize o kadar güvendik ki bunların ağzından çıkan her sözü kendimiz için emir telakki ettik. Bunların yanlış yapabileceklerini, yanılacaklarını aklımızın ucundan bile geçirmedik. Oysa onlarda birer insan idiler ve mutlaka yanılıp yanlış yapmaları söz konusu idi.

Geleneksel olarak bizlere öğretilip kabul edilen kültüre göre değerlendirme yapıp bunların söylediklerinin ve istediklerinin eleştirisini, sorgulanmasını yapma gibi bir özelliğimizi de kaybettik.  Böyle olunca da sıradanlaştık.  Özne olması gereken Müslümanlar nesnelleşerek tarihin sahnesinden çekildiler/çekildik. Bundan dolayı da hesabımız zor olacak bizler sadece kendimize karşı sorumlu değiliz. Zira bizler bütün yaratılmışlara karşı sorumlu olan insanlarız. Başını öne eğip her söylenene evet deyip sormayan sorgulamayan, araştırmayan, etrafında ve dünyada olup bitenler ile ilgilenmeyen sadece İslam’ın ibadet boyutuyla yetinip Allah’a itaat edenler bilsinler ki aynı teslimiyet ve itaati onun siyasetine de, hukukuna da, ekonomik kurallarına da aynı şekilde teslim olup itaat etmedikleri sürece kesinlikle tam bir Müslüman olamazlar. Unutmayalım ki: İtaat, İslam’a uygun emirler söz konusu ise geçerlidir.  Aksi halde emri kim verirse versin her hangi bir hükmü yoktur.  Konu ile ilgili Allah resulünden nakledilen bir hadis ile yazımızı yavaş yavaş sonlandıralım: “Müslüman, günah işlemekle emrolunmadıkça aldığı emir hoşuna gitse de gitmese de kendisinden olan emirin emrine itaat etmekle yükümlüdür. Fakat eğer günah işlemekle emrolurursa bu emre uyması, itaat etmesi söz konusu değildir.” (Buhari ve Müslim ) Allah resulü bu sözüyle her Müslümanın birer gözetleyici, denetleyici, soran , sorgulayan  bir özellikte olmasını hepimize hatırlatmış olmaktadır. Ne dersiniz varmışınız bu yazıyı okuduktan sonra resulün tarif ettiği gibi bir anlayışa sahip olup yaşamaya?  Evet dediğinizi hisseder gibiyim. Allah’a emanet olunuz.

 

osman coşkun

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp