İstikbal bu çocukların omuzlarında mı yükselecek?

İstikbal bu çocukların omuzlarında mı yükselecek?


Geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir çocuk internet oyunlarının etkisinde kalıp, arkadaşını öldürdü. Olay ülke gündemine bomba gibi düştü ve internet oyunlarının saçtığı şiddet yeniden gündeme taşındı.

 

Eğitimciler, ruh hekimleri internet oyunları aracılığıyla çocuklara sunulan şiddet eğilimli rol modellerin büyük tehlikelere yol açabileceğini açıklıyor ve anne-babalara uyarıda bulunuyorlar. Ancak bugün ebeveynlerimiz çocukların terbiyesi için emek vermeyi bir vakit kaybı olarak görüp onları tehlike saçan programların, şiddet içerikli oyunların güdümüne terk ediyorlar. Özellikle çalışan anne-babalar sosyal medya ve internet oyunlarını çocukları oyalayacak bir araç olarak görüyor ve sorumluluktan kaçıyorlar.

 

Modern anne-babalar ahlaki değerleri tarihi geçmiş bir araç olarak görüp yaşamlarından uzaklaştırıyorlar. Onların bu yaklaşımı çocukların özlerine yabancılaşmalarına ve tehlikelere açık hale gelmelerine neden oluyor. Zira ahlâk ve maneviyattan kopuk bir neslin varacağı nokta er geç şiddet ve nefret olacaktır.

 

Şiddet içerikli oyunlardan etkilenerek arkadaşlarını katleden, yaralayan, şiddet uygulayan çocuklarla ilgili değerlendirmelerde, ergenlik dönemine vurgu yapıldığını ve şiddetin bu süreçle doğrudan ilgili olabileceğini belirten ifadelere rastlıyorum. Bu oldukça tehlikeli bir yaklaşım. Allah aşkına söyler misiniz çocuğun vicdan gelişimi ne zaman başlar? On üç yaşında bir çocuk sevmeyi, paylaşmayı, merhameti öğrenebilecek bir kapasitede değil midir? Ergendir ne yapsa yeridir anlayışı ile şiddeti meşru hale getirmiyor muyuz?

 

İslam kültüründe çocuğun vicdani gelişimi önemlidir ve anne-babalar aile içi ilişkiler vasıtasıyla çocuğun bu noktadaki hassasiyetinin gelişimine yardımcı olurlar. Çocuk ailede edindiği değer anlayışı ile zayıf olana, ihtiyaç sahibi olana karşı merhamet hisseder ve elini severek uzatır. Sanırım hepinizin hatıralarında saklı anekdotlar vardır: Çocuk yaralı bir hayvan görür ve o hayvana yardımcı olmak için sizden destek ister. Çocukla birlikte hayvanın yarasını sarar ve yiyecek bırakırsınız. Basit ve sıradan görünen bu eyleminiz çocuk için oldukça önemlidir. Zira o bu vesile ile vicdani hassasiyetini geliştirir ve paylaşımı öğrenir. Paylaşım değerlerin anasıdır içinde sevgiyi, nezaketi, diğerkâmlığı, şefkati, adaleti de barındırır. Çocuk bu süreçte bu değerlerin hepsi ile tanışma fırsatı bulur.

 

Uzmanlar anne-babaları dijital tehlikeye karşı önlem almaya teşvik etseler de, başta da dediğim gibi onlar ellerini taşın altına sokmaktan kaçınıyor ve işin kolayına kaçıyorlar. Ve şiddeti izleyen çocuklar bir süre sonra bunu modellemeye kalkıyorlar. Mavi Balina ve Momo adlı oyunların etkisi ile intihara yönelen çocukları hatırlarsınız. Anne-babanın bir mahsur görmediği oyunlar çocuk için çekici hale geliyor ve yüreğimizi kanatacak olaylar ortaya çıkıyor.

 

On üç yaşında bir çocuk şiddet içerikli bir bilgisayar oyununda yenilgiyi hazmedemiyor ve kendisini oyunun kahramanı ile özdeşleştirerek arkadaşını katlediyor. On beş yaşında bir çocuk cep telefonu oyunu yüzünden tartıştığı kuzenini bıçaklayarak ağır yaralıyor. On altı yaşında bir çocuk internet oyunun etkisinde kalarak evi yakıyor, intihara yelteniyor… Ne yani bu çocuklar oyunla gerçeği ayırt edemeyecek kadar aptallar mı? Matematiği, kimyayı, fiziği, edebiyatı anlayabilen çocuk şiddet ile sevgiyi ayıramayacak kadar yetersiz mi? Elbette hayır.

 

Büyük ebeveynlerinizin hayat hikâyelerini dinlemişsinizdir… On yaşında bir çocuk kardeşinin bakımını üstleniyor, odasını toparlıyor, kahvaltısını yapıyor gerektiğinde hayvanları otlatıyor. On üç yaşında bir çocuk tarlada çalışıyor ve ailesine katkı sağlıyor. Fakat günümüzde ergendir ne yapsa mubahtır anlayışı ile hareket eden erişkinler farkında olmadan onların ruhen büyümelerine ve olgunlaşmalarına izin vermiyorlar.

 

Anne babalar matematik dersinden kırık not alan çocukları için çareler arıyor ancak ahlaki değerlerle ilgili hiçbir kaygı taşımıyorlar. Çocuklar hiçbir değerle tanışmıyor, varoluş mahiyetlerinin ne olduğunu bilmiyor, güç odaklı yaşıyor ve hayata bu gözlükle bakıyorlar. Sonra bizler de kalkıyoruz Fatih Sultan Mehmet 21 yaşında İstanbul’u fethetmişti bizim çocuklarımız bu yaşlarda ferdi sorumluluklarını dahi üstlenemiyor diyoruz. Acaba neden?

 

İnternet oyununun etkisinde kalıp arkadaşını öldüren çocuğun durumu ile ilgili değerlendirmelere baktığımda pandemi sürecine de vurgu yapıldığını gördüm. Böylesine vahim bir olayı kimse pandeminin altına iterek masum göstermeye kalkışmamalıdır. Zira sorun ahlâk ve maneviyatsızlıktır, sorun nesillerin sadece mesleki eğitime odaklı yetiştirilmeleridir, sorun çocukların yaptıkları her hatayı ergenliğe yamayarak onları vicdansızlığa, sorumsuzluğa itmektir. Eğer olaya bu tarafından bakmazsak, yaşadığımız talihsiz olayın arkası çorap söküğü gibi gelecektir…

Google+ WhatsApp