İstanbul Üniversitesi’nde 253 bin, Harvard’da 20 bin öğrenci!

İstanbul Üniversitesi’nde 253 bin, Harvard’da 20 bin öğrenci!


İstanbul Üniversitesi’nde 253 bin, Harvard’da 20 bin öğrenci!

 

 

İstanbul Üniversitesi’nin gerek yerleşim olarak ve gerekse öğrenci sayısı açısından geldiği devasa konumun yönetilemezliği karşısında, siyasi iktidar çareyi, “İstanbul Üniversitesi’nin içinden bir İstanbul Üniversitesi daha çıkartmak”ta buldu..

Bazı fakülteler İstanbul Üniversitesi’nde kalacak. Bazı fakülteler de, yine isminin başında “İstanbul” markası olan yeni kurulacak üniversiteye geçecek..

Bu değişiklik, dün TBMM Genel Kurulu’nda da görüşülmeye başlandı..

İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri, bir haftadır buna itiraz ediyorlar..

“Biz bölünmek istemiyoruz” diyorlar..

Bunun için, dün birçok gazeteye, tam sayfa ilan da verdiler..

İlanlardan birisi daha mantıklı bir çözüm teklifinde bulunurken..

Diğerinde, eski alışkanlıkların devamı mahiyetinde, “Olmaz.. İstemezük.. Yaptırtmayız” tehdidi de vardı..

Ben isterdim ki..

“Biz marka olduk” diyen bir üniversitenin öğretim üyeleri tarafından hazırlanan ilan metninde, “değişikliğe niçin gidilmek isteniyor”un özeti olsun.. 

Bunun karşısında, “Yapılmak istenilen yanlıştır” diyen akademisyenlerin de “karşı gerekçeleri” bulunsun..

Kusura bakmasınlar..

Ben bu netliği, ilan metinlerinde bulamadım..

Evet; ilanların bir tanesinde, öğrenci sayısının yüksekliğinin gerekçe gösterilerek bölünme çözümünün gündeme geldiği belirtiliyor ama..

İstanbul’u bilmeyenler için hatırlatalım, bünyesindeki fakültelerin birbirinden 30-35 kilometre farklı noktalarda olduğu bir üniversiteden bahsediyoruz.

İstanbul’un merkezi konumundaki Beyazıt’ta, Hukuk ve Siyasal Bilgiler fakülteleri..

Kısa bir mesafe ötede Edebiyat Fakültesi..

Ama..

Devam ediyoruz..

10 kilometre ötede Cerrahpaşa Tıp Fakültesi..

12 kilometre ötede Çapa Tıp Fakültesi..

Aynı istikamette 35 kilometre ötede Avcılar kampüsü..

Farklı istikamette 40 kilometre ötede Orman Fakültesi..

Böylece bir fakülte ile diğeri arasındaki mesafe 80 kilometreye daha ulaşıyor. 

Bambaşka mekanlardaki, farklı farklı fakültelerin yerleşim şekline akıl sır erdirmek mümkün değil..

İstanbul’un değişik ilçelerine yayılmış böylesine devasa bir üniversitenin yapılanmasının devam etmesini nasıl isteyebiliyorlar, bunun neyini savunuyorlar, anlamak mümkün değil..

Hiç bahsetmedikleri yerleşim haritasını bir kenara bırakıp..

Öğrenci sayısına gelirsek..

Orası tam bir fecaat..

İstanbul Üniversitesi’nin kendi resmi internet sitesinden aldığım rakamları aktarayım..

23 fakültede, 17 enstitü, 2 yüksekokul, 7 meslek yüksekokulu ile faaliyet gösteren İstanbul Üniversitesi, 5784 Öğretim elemanı ve 12.337 idari personel ile toplamda 253.924 öğrenciye hizmet veriyormuş..

Öğrencilerin dağılımı da şöyle imiş:

Ön lisans: 53.696

Lisans: 169.982

Yüksek lisans: 22.053

Doktora: 8.193

Açık ve uzaktan öğretim: 141.325

Resmi internet sitesindeki öğrenci sayısında bazı açılardan bir hata var gibi görünüyor, en azından muğlaklık var gibi ama..

Orasını geçelim..

Sadece görevlileri açısından baksak bile, birçok üniversitenin öğrenci sayısından fazla olan bu üniversite yapılanmasını sürdürmeyi bilim adamları nasıl savunabiliyorlar, anlayamıyorum.

 “Öğretim üyesi çok olsun.. Biri başaramaz ise, diğeri başarır” mantığı ile hareket edip.. Uluslararası bilimsel dergilerde yayınlatılan makale vesair çalışmaların sayısının fazlalığı ile övünülecek ise..

“Bakın, bizim üniversitenin öğretim üyelerinden şu kadarının makalesi, bağımsız ilmi dergilerde yayınlanmış” denilerek  dünya genelinde üniversitelerarası yarışta üst sıralara çıkmak hedefleniyor ise..

Bütün üniversiteleri tek bir çatı altında toplayın..

Türkiye’nin tüm öğretim üyeleri, bir üniversiteye bağlı olsun..

Dolayısı ile Türkiye’deki tüm öğretim üyeleri tek üniversitenin öğretim üyesi olacağından.. O üniversitenin başarısı da, haliyle artmış olur..

Belki ilk 20’ye, 30’a bile girmiş oluruz..

Böyle bir mantığı savunmanın imkanı var mı?

İstanbul Üniversitesi’ndeki 253 bin öğrenci sayısı ne demektir, kim izah edebilir bunu?

Merak ettim..

Dünya genelinde hatırı sayılır üniversitelerin öğrenci sayıları kaç diye..

Birkaç tanesinden örnek vereyim..

Harvard Üniversitesi’nin öğrenci sayısı 23 bin..

Oxford Üniversitesi’nde 23 bin..

Cambridge Üniversitesi 22 bin.

MIT’nin öğrenci sayısı 12 bin.

Yale Üniversitesi’nde 13 bin..

Stanford Üniversitesi’nde 17 bin..

İtalya’da, Avrupa’daki şu ülkenin bu ülkenin bazı üniversitelerinde 60-70 bini bulan öğrenci sayıları var ama..

İnsaf edin yani..

Toplamı 253 bin olan üniversite nerede?.. 

Haydi uzaktan eğitimi çıkartalım..

160 bini aşan öğrenci sayısı ile nerede üniversite var?

Biz bölmesek bu üniversiteyi, yarın dünyadan itiraz gelecek, “Bu ne, üniversite mi, yoksa üniversiteler birliği mi?” diye..

Bu eleştirimi yaparken, sanmayın ki, İstanbul Üniversitesi ile bir ihtilafım var, bir çekemezliğim var..

Ben de İstanbul Üniversitesi mezunuyum..

“İhanet ediyorsun” diyenler çıkabilir..

Ama kim ne derse desin, gerçekler ortada..

Bir üniversiteden ziyade, nerede ise küçük bir il nüfusunu, dünya genelinde küçük bir devlet nüfusunu temsil eden öğrenci sayısı ile, adeta “yönetilemez” olan İstanbul Üniversitesi’nin bölünmesinde, bence hiçbir sakınca yok..

Şunu diyebilirler, “Allah’ın emri mi? Bölünmese ne olur?”

Eyvallah..

Allah’ın emri değil..

Ama daha iyi yönetilmesi için, siyasi iktidar ve bu işin sorumluları böyle bir karar almışlarsa..

Buna da ölümüne itiraz etmenin, haklı bir gerekçesi olmadığı açıktır..

Şunu da belirteyim. Ben mezun olalı, 33 sene olmuş.

Hayatımda hiç kimse bana, artı bir imkan tanımak için. Veya tanınacak imkanı azaltmak için, “Hangi üniversiteden mezunsun” diye sormadı..

Bırakalım şu “marka” falan edebiyatını..

İşimizi hakkı ile yapmanın, yollarını arayalım..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp