Issız adadaki insan

Issız adadaki insan


Issız adadaki insan

 

 

Narsizm, adını, Yunan mitolojisindeki suya yansıyan görüntüsüne hayran olan Narkissos’tan alır. Ruh hekimleri çağımızın en belirgin kişilik sorunlarından biri haline gelen narsizmi,  kişinin yaşamının ilk dönemlerinde anne ile yaşadığı duygusal sorunlara ya da ailenin olumsuz tutumuna dayandırıyorlar. Bütün ilgi ve sevgisini kendisine yönlendiren narsist birey yalnız bir adaya hapsolmuş bir mahkûm gibidir. Zira özsever kişi yaşamın merkezine kendisini koyar, çevresindeki insanları yok sayar, onların duygu ve düşüncelerini dikkate almaz. Oysa insan öteki olmadan kendini geliştiremez, öteki olmadan sevemez, öteki olmadan sevilemez, öteki olmadan hiçbir değer elde edemez.

Halk arasında özgüven ile narsizm çoğu zaman birbirine karıştırılır. Unutmayalım özgüven sağlıklı bir davranıştır, narsizm ise patolojik bir durumdur. Benlik saygısı gelişmiş, özgüveni yüksek bir birey kendini değerli hisseder, yeteneklerine güvenir fakat aynı şekilde ötekilerin varlığını, duygularını ve düşüncelerini de önemser. Narsizmde ise kişi etrafındaki kimseleri, onların duygularını yok sayar ve sadece kendi yörüngesinde yaşamaya devam eder. İnsanlarla ilişkilerinde empati kuramaz, buna ihtiyaç dahi duymaz, vefasızdır zira ona göre kendi varlığı dışında kayda değer olan hiçbir şey, hiçbir kimse yoktur. Bu durum narsist bireyi bencilliğe ve kibre götürür. Kendisinin özel olduğuna inanan kişi ötekilerle ilişkilerini çıkarlarına göre düzenler ve sadece menfaat elde edebileceği kişileri önemser.

Üstat Bediüzzaman, kibrin kişiyi kemalattan mahrum bırakan bir sorun olduğunu ifade eder. Zira kibir bir alev gibidir, kişinin bütün manevi kazanımlarını silip götürür. Narsist bireylerin en belirgin özelliği ise kibir ve büyüklenmeci tavırlarıdır.

Issız bir adada yalnızlaşan narsist bireyler, öteki ile iletişim kurarak elde edebileceğimiz değerlerden mahrumdurlar. Zira insanoğlu, sevgi, şefkat, adalet, merhamet, hoşgörü, paylaşım gibi değerleri kendi türüyle hemhal olarak öğrenir. Eğer kendinizi ıssız bir adaya hapsetmişseniz bu değerleri öğrenme ve içselleştirme şansınız olmayacaktır.

Renksiz ve yapay maskelerle yaşayan ben odaklı bireyler, sizi özünüzle, değerlerinizle, ilmi derinliğinizle, bakış açınızla, hayır hasenata yönelik çalışmalarınızla değil, görünen yanınızla değerlendirirler. Onlar için sizin ne kadar insan olduğunuzun değil hangi mağazadan hangi markadan giyindiğinizin, nerede ne kadar mülke sahip olduğunuzun önemi vardır. Çünkü ıssız adanın sakinleri içe değil dışa odaklı yaşarlar ve varlıklarını başarı ve maddi güç üzerinden değerlendirirler. Kibri özgüven olarak görür ve tevazuu küçümserler.

Oysa Rabbimizin bu konudaki ifadesi gün yüzü kadar açık ve nettir:

“Allah gururlananları sevmez” (Nahl, 23).

Büyük olan, güç ve kudret sahibi olan varlık Allah’tır. İnsan ise dünya misafirhanesine konuk olmuş bir fanidir. Bu bir gerçek!

Sözün en güzelini söyleyen O’dur, bize düşen O’na teslimiyet göstermektir.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp